- Kategori
- Gündelik Yaşam
Yaşam kendimizi sevmekle başlar...
KENDİNİZİ SEVMEKLE…
Bugün çok değerli dost, Ebru Çeviker hanımefendinin bir paylaşımının altına “kendinizi sevin” başlığı altında yorum yazdım. Daha önce de beni ziyarete gelen değerli dostlarımın çoğuna aynı şekilde “yaşamın güzelliği keyfi kendinizi sevmekle başlar” diye telkinlerde bulunmuştum
***
Çok değerli bir dostum da aynı anda mesaj kutuma ”kendini sevmek” ne demek hocam diye bir mesaj atmış. Ona cevap vermedim zira dedim ki kendi kendine madem bu soru çok soruluyor ya da sorulacak o halde kendimce “kendini sevmek” ne demek, bir yazıyla anlatayım. İşte bu yazı isterseniz ukalalığıma verin böyle bir yazıdır.
***
Ben hep olaylara tersinden başlarım, gelin bu sefer de tersten başlayalım. Hiç kimse inkar edemez, herkesin hayatında çok sevdiği değer verdiği özlediği insanlar var. Anne babalara eşlere ve çocuklara dost ve arkadaşlara duyduğumuz sevgiler ortak duygulardır. Dolayısıyla kimi ne kadar sevdiğimize bakarak doğruya ulaşmamız mümkün olabilir.
Bunu kısaca tanımlamam gerekirse; “Başkalarını ne denli sevmiyorsak kendimizi de o denli sevmiyoruz, demektir.
***
Bugün dünyanın hemen her yerinde bu konularda yazılmış saysızı kitaplar var, birçoğunu sizle gibi bende okudum. Hayatı istediğimiz gibi yaşamamız için ne yapacaklarımız ne yapmayacağımız yazıyorlar ama sıranın başına hep “kendiniz sevmek” konuyor.
Derler ki insanın dış dünyası iç dünyasının yani yüreğinin yansımasıdır. Yürekten katılıyorum, hem kendi deneyimlerimden hem de can dostlarımın deneyimlerinden iyi biliyorum.
Dışarıdakilerin içeridekilere yansıması “başkalarıyla kurduğumuz ilişki, kendi kurduğumuz ilişkinin yansımasıdır.
Bunun anlamı da şudur ki konumuzu ilgilendiren en önemli konudur; “Kendimizi ne kadar seviyorsak başkalarını da o kadar sevebiliriz…”
***
Ben bunları yazıyorum ama kimse sorsam kendini gerçekten çok seviyor ama birazcık deşseniz “istediği hayatı” yaşayamadığını söylüyor.
Kendimizi sevip sevmediğimizi nasıl anlayacağız ya da yeterince seviyor muyuz, nasıl anlayacağız.
Cevabı yukarıda yazdıklarımın içinde özetle var; kendimizi sevmememi ya da sevmememiz üzerine düşündüklerimizde…
Kendimizi sevmiyorsak başkalarını da sevemeyiz, Kendinizi ne kadar seviyorsak başkalarını da o kadar severiz. İşte bu kadar basit…
***
İnsanlar muhteşem yaratıklardır, yaratan insanın kalbine beynine “sevgi” diye muhteşem bir duyguyu oturtmuş, kainatta ne varsa sevin, ama önce kendinizden başlayın demiş.
Biz ne yapıyoruz, bunun kıymetini bilmiyor başkaları ne der ne düşünür, diye yaşamamız gerekenleri yaşamıyor yaşamamamız gerekleri yaşıyor ve buna itiraz etmiyoruz.
Elbette bu konu erkek hegemonyasındaki ülkemiz şartlarına kadınlarımız için son derece zor bir durumdur ama unutmayalım ki “yaşamın kalitesi verdiğiniz mücadele ile doğru orantılıdır…” Pes etmek yok…
***
Bir insanın başkalarına duyduğu olumsuz duygulara “negatif” duygular diyelim. Bir insan bir kişiye çok yoğun negatif duygular besleyebilir, aldatılmışlık, karşı cinse duyulan yoğun öfke, dargınlık kızgınlık kıskançlık negatif duygularının bir kaçıdır. Benim aklıma şimdilik bunlar geldi, daha yok mu; olmaz mı?
Örneğin “dışlanmak” var, bu da çok ağır bir negatif duygudur. İşte tam da bu sırada söylenmesi gereken şudur; “kendimiz ne kadar “az” sevdiğimize dair somut bir bilgiyi tespit için negatif duygularımızın şiddetine, kime ya da kimlere ne kadar negatif duygu beslediğimize, hayatımızın ne kadar sınırlandırıldığına bakacağız…
***
Bunu neden yazdım; çünkü çift yönlü önermeler çok önemlidir, yani hoşlanmadığınız nefret ettiğiniz kişi veya kişilerin tespit ettiğiniz yönünü “iyileştirerek” kendinizi de iyileştirmiş olursunuz.
Örnekleyecek olursam; en az sevgi kadar önemli bir duygumuz daha var bizim; hoşgörü ya da “affetmek” işte yoğun kızgınlık veya öfke duygumuz birini “affederek” başlamalıyız kendimizi sevmeye...
Evet, çok haklısınız “affetmek” çok zor uzun ve çetin bir yoldur, ancak inanın en etkili en doğru yoldur.
Bu sizi sıkabilir, o zaman hani sıkça kullanılan B planına başvuracaksınız. Nedir o?
“Kendinizi sevmek” adına neler yapabileceğinizi düşünmek ve karar vermek. Unutmayın sizin mutsuzluğunuz çok kişi sevindirebilir ama acı çeken sizken hiç kimsenin umurunda olmaz. B planı uyguladığınızda sonuç “affetmekte” birleşecektir ki karşılıklı olduğunda tadından yenmez…
***
İster erkek olun ister kadın hiç fark etmez, kendinizi sevmek “beğenmek” havalar girmek değildir, bedeninizle güzelliğinizle gurur duyun ama yüreğinizde besledikleriniz aynı oranda destek görmez ise hiçbir şeysiniz…
Vücudunuza bakın her tarafınıza kontrol edin hatta sık sık banyo yapın, yürüyüşlere çıkın, doğanın farkına varın, sizin yapmadığınız hataları yapan insanları gözlemleyin ve kendinizle gurur duyun.
Benim canım kirvem, Tülay Özmen’in nefes terapilerinde yazdıklarını okudum, o diyor ki kendinizi baştan sona kremleyin, kremlerken de her noktanızda kendinize telkinler de bulunun. Bu sayede kendinizi sevecek ve fiziksel olarak hissetmeye başlayacaksınız.
Dikkat ettiniz mi sadece bir kremleme bile çok önemli insanların “kendiniz sevmesi” için ve beş dakikanızı da almayacağına eminim…
***
Bu yazımdan hoşlanmayanlar da olacaktır, nedenini de çok iyi biliyorum, haklısınız. Çünkü bizlere başkalarını sevmemiz, şefkat göstermemiz ve onlara saygı göstermemiz öğretiliyor. Toplum tarafından oluşturulmuş rollere uygun hareket etmemiz ve çok sayıda beklentiye karşılık vermemiz bekleniyor. Dolayısıyla kendimizi hiç istemediğimiz rolleri oynamak zorunda hissediyoruz ve seçtiğimiz gibi bir yaşamı deneyimlemek mümkün olamıyor. Böylesine bir yaşam her geçen gün bizi kim olduğumuzdan uzaklaştırıyor.
Kendini değersiz, sınırlı hisseden, mutsuz ve depresif hisseden insanlara dönüşüyoruz. Her sabah uyandığımızda hazır bir menüde, hiç istemediğimiz ama yapmak zorunda olduğumuza inandığımız şeylerle dolu bir yaşam bekliyor sanki.
Bütün bunları yaparak, kendimizi sevmekten biraz daha uzaklaşıyoruz. Üst üste birikmiş olan tüm bu deneyimlerin yoğun duygu yükleri ve hayal kırıklıkları, doyumu dışarıda aramaktan yorulmuş insanları, bunun nedenlerini bilmeye ve hayatı daha farklı bir şekilde yaşama anlayışına yönlendirebiliyor…
***
Şimdi değerli dostlar; bırakın insanlar hakkınızda ne düşünürlerse düşünsünler, kırın bu atmosfer tabakasını kendinizin farkına varın; hiç kimse sizden daha önemli ve kıymetli değildir, siz varsanız her şey güzel siz yoksanız hiçbir şeyin anlamı yoktur…
Sizin de mutlu huzurlu ve sevgi dolu yaşamak hakkınızdır, hakkınızdan feragat edemezsiniz…
***
Kısa zaman da uzun bir yazı yazmak gerçekten çok zor oldu, umarım hatalarımı hoş görür teveccühlerinizle beni mutlu edersiniz…
Sevgi dolu günler sizin olsun efendim…
Erdoğan ÖZGENÇ
Adana 04.06.2014 11.04