- Kategori
- İlişkiler
Yaşamaya mecbursun

Lanet olsun diyerek başlıyorum satırlara. Gerçekten böyle bir şey bu. Öyle ki gözlerim artık yaşlarını kaldıramıyor.
Her lanet edişimde bir damla daha akması acı olan ve hiçbir damlanın sonunun olmaması.
Yalnızlığıma çekilebileceğim bir ortam yok –ki ben zaten yalnız kalmak istemiyorum-. Yaşasın mı demeliyim? Yaşasın! Yanımda başımı yasayıp ağlayabileceğim kimse yok.
Nesneler benimle… yastık. Her gece göz yaşlarımı içine çekerken yanımda olan tek varlık. Dahası yok işte! Ne kadar dayanacağım? Ne kadar dayanmak ve sabretmek zorundayım ben?
Kaderimi hiçbir şey bilmediğine inandığım insanların eline mi bırakmak zorundayım?
Ah!
Bir şey bilmediğini düşündüğüm insanların onlara göre çok şey bildiğini anlamaya çalışmak ne saçma!
Nasıl bir duygudur bu hissettiklerim bilmiyorum.
Acaba anlayabilen var mı beni? Ya da ne kadar berbat bir durumda olup, kimse anlamasın diye etrafıma gülücükler saçarken –artık- ne kadar zorlandığımı kavrayabilen bir kişi?
Sadece bir…
Ben aslında yalnızca beni anlayabilecek bir kişi arıyorum.
Ve gerçeğin en acı olduğu dönemde bir gerçek daha çarpıyor yüzüme: Yok, yok, yok…
Ve yaşamımı mümkün kılan saklı kalmış gir yerlerde bir nebze de olsa yeşermeye çalışan bir umut:
‘Gelecek’
‘Gelecek’im…