​ Yaşamın özü / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Mart '11

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Yaşamın özü

12.04.2010 Paris 

Politikacı olsaydım çözüm bulmaya (siyasi kariyerimi) adayacağım tek dava ne milliyetçilik, ne liberalizm, ne devletçilik ne de komünizm veya sosyal demokrasi olurdu. Savaşım yalnızca “kırtasiyecilik”; düşmanım şişman, kuru, sesleri sigara içmekten çatallaşmış; parmakları ve dişleri sapsarı olmuş, dış görünüşlerinden çok iç güzelliklerini o basık, dosyalı odalarda yitirmiş; devlet-kâğıt işlerinden, resmi adı “bürokrasi” olan, sorumlu memure hanımlar olurdu. Bazen bu insanların derdi nedir diyorum kendi kendime. Ruhumu rüşvet yapıp gazete kâğıdı arasında sunsam; bedenimi onlara kiralasam gene de ruhlarının son kullanma tarihi geçmiş bu kadın memurlara işimi yaptıramayacağımı düşünüyorum. Neden hala insanların işlerini kolaylaştıramayan, vatandaşını bekletirken yan tarafta, iş arkadaşının yeni doğmuş bebeğinin kazağını öğrenmek dâhil merak enerjisine sahip bu insanlardan insanları kurtaracak bir teknoloji üretemedi bu petrolü dahi damıtan insanoğlu? Aslına bakarsanız bürokrasinin cinsiyeti yok. Bir de işin erkek memur boyutu var ki o roman olurdu (!) 

Bu güzel akşamüstü günbatımına bakarken tatil hayalleri kurmak yerine bunları düşünmek ne üzücü. Bahar demişken ne olacak bu halim bilmiyorum. Tezimi (iyice başlamak veya insanın içinden sorumluluklarını geciktirmek) ertelemek bu güneşin suçu biliyorum. İnsanları bu güzel havalar mahveder ve bu yüzden kuzeyliler hep zengindir güneylilerden. Gelecek hayalleri kuramıyorum bu aralar. Verimli olduğum zamanlar hayalsiz olmadığım anlardır. Hayallerin yaşattığını bilirim herkesi. Aslında geleceğini bilmeden öngörülmez biçimde yaşamak heyecan veriyor insana. Heyhat kimi kandırıyorsun sen! Düpedüz acı veriyor bu bana. Planlı insanımdır. Ne zaman çay içeceğimi, ne zaman çalışacağımı hesap etmeden uyumam. Hayatımda sevdiğiniz kıza çıkma teklif etmeden ki durumlara benzer. Ne diyeceğinizi/ tasarladıklarınızı yüz yüze gelince unutursunuz. Tutulup kalırsınız. İşte o an söyleyecekleriniz nasıl aşk hayatınızı belirliyorsa, hayatta da onunla yüz yüze kaldığımız zamandaki davranışlarımız hayatın kendisini yani yaşamımızın özünü belirliyor. Defterim de bitti. Fazla yazdığımdan değil ancak böyle kâğıda da dilekçe gibi olmuyor (!)
 

 
Toplam blog
: 37
: 541
Kayıt tarihi
: 03.06.10
 
 

2011 Sorbonne Üniversitesi (Paris-IV) Modern ve Yakın Tarih Doktora •2009-2010 Sorbonne Ünive..