​ Yaşasın doğa belgeselimiz oldu ! / Doğal Hayat / Çevre / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Aralık '06

 
Kategori
Doğal Hayat / Çevre
 

Yaşasın doğa belgeselimiz oldu !

Yaşasın doğa belgeselimiz oldu !
 

Nefret ederdim bizim doğa belgesellerimizden. O kadar hazırcılardı ve o kadar bilgiden uzaktılar ki. Türk doğa belgeselleri bana antipatik geliyordu.

Teşekkür ediyorum " Anadolu'nun Yaban Hayatı " adlı belgesel dizi projesini hazırlayanlara. Beni bu hazımsızlıktan kurtardılar. Gerçekten mükemmel bir belgesel olmuş. 24 aralık pazar gecesi TRT1'de yayınlanan dizinin " Dev Kanatlar: Kara Akbaba " adlı bölümünü izledim. Kaçırmamak için gayret ettim ve izlemeyi başardım. Daha önce belgeseli hazırlayan arkadaşlarla yapılan röpartajı tesdüfen görmüştüm. O zaman " Aman Allahım " demiştim. Ümitlenmiştim. Bizimkilerde güzel bir belgesel yapıyor demiştim içimden. Ümitlendiğim kadar varmış. Gerçekten belgesel tadında bir çalışma olmuş. Emeği geçen tüm arkadaşları tebrik ediyorum. Günlerce doğanın ıssızlığında, karın altında çalışıp, bizim sıcak odalarımıza bu görüntüleri taşımışlar. Gelecek nesillere aktarılacak mükemmel bir kaynak hazırlamışlar. Profesyonel bir çalışma olmuş. Bundan sonra -Boz ayı- ile ilgili serinin diğer bölümünüde yakında yayınlayacaklarmış. Merakla bekliyorum.

Dilerim ki, bilinen yaban hayattan sonra, bir türlü kanıtlanamayan soylarının tükendiği varsayılan efsane hayvanları da görüntüleme becerisini gösterip, uluslararası başarıya imza atarlar. Anadolu parsı ve Hakkari kaplanının izlerine rastlandığına dair çok söylenti duyduk. Bu kayıp hayvanlar gerçekten varsa ve güzel bir çalışma şeklinde sunulabilirse mükemmel olur.

Daha önce izlediğim adına belgesel denen şeylerden sonra bu belgesel ilaç gibi geldi. Bilmiyorum sizler beğenirmiydiniz? ama ben beğenmezdim eski belgeselleri. Hani şu bir iki ağaç bir iki tepe bir iki kuş görüntüsü çekip, bu görüntülere edebi birkaç söz bir kaçta şiir ekleyip belgesel diye yayınlarlardı ve bunun da adına belgesel derlerdi.

Bu belgeselleri yapan arkadaşlardan özür dilerim. Ama ne yapayım güzel değillerdi. Emek yoktu. Belgeseli çekilen konu hakkında araştırma yoktu. İçinde bilgi yoktu. Çok yüzeyseldiler. Son anda belgesel çekmeye karar verip, çekilivermiş gibiydiler. Hatta hep aklıma şu gelir. Acaba bu tür belgeseller çekilmeden önce kameramanla yönetmen arasında şöyle bir konuşma geçmişmidir? Hep merak etmişimdir.

- Abi bugün bi belgesel çekelim
- Çekelim abi ne çekelim.
- Aha şu tepe çok güzel! O tepeyi çekelim abi.
- Tamam çok iyi! Bende bir iki edebi yazı, bir iki şiir uydururum akşama bitiririz.
- Çok iyi ya! Mükkemel ekibiz biz abi. Mesai bitimine yetiştiririz değilmi?
- Tabi oğlum yarım saat erken bile çıkarız.

Bu belgeselleri izlerken hep bu diyalog aklıma gelir. Gülerim.

Birde hep kendini gösteren belgeselciler vardır. Giderler dağları, tepeleri, bayırları aşarlar. Mağaralara girerler. Hem mağarayı hemde kesintisiz kendilerini çekerler. Belgeselin konusu; -Ben ve mağaralar- gibidir. Megolaman bir krakter vardır belgeselde. Mağara sarkıtları ve ben. Mağaranın suyu ve ben. Mağaranın dar bir geçidinde sıkıştım gibi temalar vardır. Belgesel boyunca yakın çekim belgeselcinin yüzünü arkada fon olarakta belgeseli izlemek zorunda kalırsınız.

Bu tür belgeselleri gördükçe, Türk belgeselciliğinin geleceğinin çok karanlık olacağını düşünürdüm.

Ama bu karamsarlıktan beni kurtaran ekibe tekrar ismen teşekkür etmek istiyorum. Yönetmenliğini Ece Soydam'ın, yapımcılığını Muzaffer Evci'nin yaptığı belgeselin danışmanlığını ise Ahmet Kılıç ve Elif Yamaç üstlenmiş. Elinize sağlık!

 
Toplam blog
: 23
: 2625
Kayıt tarihi
: 28.11.06
 
 

İnsanca yaşamaya çalışan, zaman zaman düşen, zaman zaman kalkan, zaman zaman kaygılara kapılan, zama..