​ Yaşasın yalnız adam! / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Ağustos '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Yaşasın yalnız adam!

Tuncay: ... Tiyatroya gitme fikrinden hep korkmuşumdur aslında. Kanlı canlı etli kemikli insanların iki metre ötedeki sahnede rol yapacak olmaları hep tuhafıma gider benim.

Okan: Hayatın kendisini bir sahne yapamadığımızdandır belki. Gerçi ben de abartılı, heyecanlı oynayan oyuncuları sevmem. Oyuncu dediğin Müşfik Kenter, Şükran Güngör, Ferhan Şensoy gibi olmalı. İnsana özgü doğallık içerisinde anlatmalı oyunu.

Tuncay: Seyirci selamlanır ve ‘hadi bizi alkışlayın’ denir mesela, o hadise de tuhafıma gider hep, alkış neden bu kadar önemsenir ki? insanlar evlenirken, askere giderken falan neden alkışlanır?

Okan: Bazen gömülürken de alkışlanıyor. En makul seyirci tepkisi sessizliktir. Alkışlanmak, alkışlamak bir nevi alışverişe döndü sanki.

Tuncay: Yine de İsmet Ay candır. Gazanfer Özcan, Tekin Akmansoy...

Okan: Nedenini bilmiyorum ama Tekin Akmansoy’u öyle aman aman sevemedim hiç. Belki de o vasat dizilerde yüzünü fazla eskittiğindendir.

Tuncay: Geçen gün tele voledeydi, belki o yüzden soğumuşsundur adamdan. Sanatçılar seçimlerinde ilkeli davrandıkları zaman dolar kaybedebiliyorlar ama bu sayede paradan çok daha önemli kazanımlar elde ediyorlar. Gerçekten sessizliği hak eden sanatçılar işte bu, dolarlara karşı sağlam duran; adam gibi adamlar. Tabii bunun yanında yetenekli gençlerde desteklenmeli ve teşvik edilmeli.

Okan: Geçen sene VTV de bizim Aslı’nın programında takılıyordum inceden. Ben şarkı söyledikçe yayına telefonla katılan konuklar ‘ genç sanatçılara destek vermeliyiz, vefa göstermeliyiz’ falan diye ne alakaysa beni işaret ederlerdi. Doğrusunu söylemek gerekirse çok sinir bozucu bir durumdu bu. Sanatçı adam, her mikrofon uzatıldığında ‘destek istiyoruz mestek istiyoruz’ diyen adam değildir. Sanatçı insan... Ne gülüyorsun oğlum, yanlış bir şey mi söyledim?

Tuncay: Ehe eh... Ya o programın hastasıydım ben be abi. Bir gün hiç unutmam İsmail Erten konuktu. Aslı sana pas atma hesabı, aile yaşamı ile ilgili bir şey sormuştu, sen de ‘Ne bileyim anasını satayım, benim bekar odamda ailenin ne işi var?’ demiştin. Bir anda ortalık geriliverdi ama emin ol ekran başında milletin gülmekten rengi solmuştur. Ehe eh. Manyak herif.

Okan: Öyle mi demişim lan. Ayıp olmuş bak. Valla hatırlamıyorum. Haa dur dur, hatırlıyorum lan o günü. Bizim Sezgin’in doğum günüydü de bir gün öncesinden fazla kaçırmıştık votkayı. Bir de üstüne üstlük iki saat aile geyiği dinleyince sinir sistemim alt üst olmuş demek ki. Ama güzel programlar da yaptık orada. Daha doğrusu Aslı yaptı ben de eşlik ettim. Bir gün öncesinden fazla kaçan votkaları saymazsak güzel günlerdi.

Tuncay: Beraber böyle bir şeyler yapalım mı be hacı. Canlı müzik, edebiyat, kültür sanat hesabı. Nasıl oluyor bu işler, kotarabilir miyiz?

Okan: İllaki olacaksa olur ama televizyon disiplin ister, spotlar suratına doğru yandığı zaman kendini fişek gibi hissetmelisin. Her an her duruma hazır olmanı gerektiren aktif bi sahadır anlayacağın. Neyse bırak onu bunu da kısa çöp yarışmamıza bakalım biz.

Tuncay: İyice tüketim insanı olduk be. Çok kızıyorum kendime bazen... Ver abi sağdaki çöpü... Anasını satayım gene bana çıktı.

Okan: Bakkala 20 milyon borcumuz var yalnız, nasıl yapacağız hadiseyi, eleman hesabı kapatmadan veresiye vermeyebilir?

Tuncay: Esnaftan veresiye istemek apayrı bir sanattır babacan, sen bana bırak o işi, nasıl olsa borcumuz borç.

Okan: İyi o zaman. Sen rakıları getirene kadar ben de balkondaki masayı hazırlayayım babacan. Bakalım dalgamıza.

(İnceden)

Tuncay: Okan yaş oldu 26 şu hayattan ne anladım biliyor musun?

Okan: Valla tebrik ederim, bir tek şey anlayabilmek bile güzel. Nedir peki anlayabildiğin?

Tuncay: Günde beş saat ağlayan bir bebekle, yaşlı ve yatalak bir hastanın çektiği acı arasında bir fark var mıdır sence?

Okan: Bilmem. Var mıymış?

Tuncay: Burada ilginç bir şey olduğunu biliyorum, bulunca sana söyleyeceğim.

Okan: İyi o zaman bul da gel anasını satayım.

Tuncay: İçelim babacan. Özendirmeden, abartmadan, zararlarını bilerek, hak etmediği anlamları yüklemeden efendice içelim.

Okan: Eyvallah. Sevinçli olduğun zaman kutlamak için içersin, hüzünlü olduğun zaman unutmak için içersin, hiçbir şey olmadığı zaman da bir şey olması için içersin... Sağlığına biraderim.

Tuncay: Chinaski’ den selamlar diyorsun. Hafızcan şöyle güzel bir iki laf söyle de Şule’ye mesaj atayım. Pratikte berbatsındır ama teoride fena sayılmazsın yani, hakkını vermek lazım.

Okan: Ulan iki duble içtin gene başladın sağa sola mesaj dağıtmaya be. Neyse yaz bakalım. ‘ Eee sabahlara kadar içsek sevişsek, ne sen uyansan, ne ben işe gitsem, içim ürperiyor Şule, ya evde yoksan’

Tuncay: Oha! Ne oğlum öyle sevişsek mevişsek ayıp olur kıza. Daha efendice bi şey yok mu?

Okan: Arif Nihat Asya’dan Bayrak şiiri var olur mu? Ya da ‘Geldi mi yaz ayları gevşer gönül yayları’ diye bi mesaj da atabilirsin.

Tuncay: Geç bakalım dalganı Okan efendi, nasıl olsa benim de seninle dalga geçeceğim günler gelecek.

Okan: Oğlum en iyisi direkt ara, kararlılığını hissettir ve yüksek sesle ‘esaretine talibim, seni başıma kadrolu dert olarak atamak istiyorum, beni kıskan, eve kapat, içkiyi yasakla, arkadaşlarımla aramı boz, sülalenle tanıştır’ de. Bak o zaman tam gaz başlarsınız ilişkiye.

Tuncay: Sen de iyice hatun düşmanı oldun be oğlum. Allah bilir beş seneye kalmaz yoldan geçen sevgililere taş falan atmaya başlayacaksın, böyle giderse o günleri de göreceğiz yani. ‘Daş yok mu daş?’ diye fırlayacaksın ortalığa.

Okan: Anlaşılma meselesine biraz fazla takıyoruz herhalde. Gerçekten bir ilişkide iki tarafın birbirini çok iyi anlaması o ilişki için olumlu bir şey midir? İnsanın kimsenin anlamasını istemediği eylemleri olamaz mı? Aşk aynılık mıdır? Aynılık aşk mıdır?

Tuncay: Oğlum her şeyi bu kadar sorguluyorsun sonra ‘sosyal ajlık’ çekiyorum diye zırıldıyorsun. Fazla kurcalama otu çöpü. Hadisenin güzel yanlarını da düşünsene. Mesela vatani görevini yapmakta olan bir askere nişanlısının gül kokulu kağıtlara yazıp gönderdiği, sevgi dolu bir mektuptan daha güzel ne olabilir.

Okan: Aşk istemekle başlıyor biraz da. İlgi istemek, sevgi istemek gibi. Bir de sahip olma duygusunun ilkelliği işin içinde. İstemek hangi insana daha uygundur, hangisine değildir?

Tuncay: Şşş... Hacı kop da gel artık lan. Uzattın mevzuu.

Okan: İnsanoğlu biraz temizlenmek ya da kirlenmek için niye bir başkasına ihtiyaç duyuyor ki? Aşk bizi neden sosyalleştirmeye çalışıyor?

Tuncay: Hacı tamam artık lan. Suyunu çıkarma hadisenin.

Okan: Yaşasın yalnız adam! Yaşasın güçlü adam!

Tuncay: Bravo sayın genel başkanım. Tapır tapır tapır... Ehe ehe.

(pause)

Okan Ünver

 
Toplam blog
: 104
: 489
Kayıt tarihi
: 06.03.08
 
 

1978 doğumlu Antalyalı bir müzisyenim, devamını ben de bilmiyorum..