- Kategori
- Deneme
Yaşıyor muyuz
Hayatın tadı kalmadı, renklerin günden güne rengi soldu. Her gün bir önceki günü çağrıştırıyor, her an sanki daha önce yaşanmış gibi. Gözlerin hepsi aynı bakıyor, çiçeklerin hepsi aynı kokuyor. Geceler karanlığa mahkûm, gündüzler aydınlığın acınası çıplaklığına esir. Ne çakan şimşeğin bir mesajı var artık, ne de beliren gökkuşağı bir şey söylüyor. Ne kaldırım taşı bir damla yağmur bekliyor, ne de sokaklar elleri cepte dalgın gezen bir yürek istiyor.
Deniz kokan gemiler, içten kucaklaşmaya hasret; yağmur yüklü bulutlar, ellerini açıp yeryüzüne davet eden gönle muhtaç. Sözler birbirinin kopyası, sorular sıradan, cevaplar hazırlıklı. Güneşin doğuşu anlamını yitirdi, batışı ise dört gözle beklenir oldu. Yollar çıkmaz, evler kasvetli, odalar ışıksız, pencereler karanlığa açık.
Kimse kandırmasın kendini, yaşamıyoruz yaşamı ve tadamıyoruz yaşanılanı. Zaman geçirmiş boynumuza ipini, istediği gibi yönlendiriyor bizi. Yaşadıklarımıza bir anlam vermek ya da mantıklı bir tanım getirmek için çabalıyoruz sürekli. Biz yaşamıyoruz, yaşam bizi yaşıyor.
Komşuluk, çok eski çağlarda yaşanılan bir kavram; iyilik, gerektiğinde sözü edilen bir kelime; doğruluk, ahlak kitaplarında bir başlık olarak kaldı. Dürüstlükle enayilik, maneviyatla çağdışılık eş anlamlı şimdi. Sevgi hikâyelerde, aşk romanlarda geçen meçhul ifadeler...
Denizin esrarengiz kokusuna petrol, gündüzün efsunlu havasına duman bulaştı. Mevsimler birbiriyle yer değiştirdi. Kışın ortasında yaz, sonbaharın ortasında ilkbahar yaşanır oldu. Lapa lapa kar yağarken güneşin hasedi, baharda açan çiçeklerin üzerine sonbahar yağmurunun işgali başladı. Mevsimler yaşanmayan, bir kenardan izlenen kartpostala dönüştü.
Çocuk babadan kaçamak yaşamakta, baba çocuğa hâkim olduğunu sanmakta; dede kendi dönemini torununa dayatmakta, torun bütün dönemlere başkaldırmakta. Öğretmen çalışmadığı zamanı kazanç, öğrenci boş dersi lütuf görmekte. Patron az işçiyle çok iş yapma peşinde, işçi alın teri dökmeden para kazanmayı kovalamakta.
Yoksulluk, ara sıra verilen ama yıllarca anlatılan bir sadakanın vazgeçilmez aracı; yolsuzluk, kılıfına uydurulmuş kazanç kapısı. Herkes bildiğinin doğru olduğunu savunuyor, kimse bir başka bilgiye tahammül edemiyor. Konuşan, herkesi dinliyor sanmakta; dinleyen, konuşanın açığını aramakta.
Yaşanılmadığı için söylenen sözlerin hiçbir tesiri yok, komşusu açken keyifle yatağa uzanan bir sürü tok... Para, hükümdarlığını ilan etti; zenginler baş tacı oldu. Makam sahibi olanın karşısında el pençe divan duranlar, çok geçmeden makam sahibi oldular.
Yazılarda samimiyet, şiirlerde yürek yok artık. Filmlerin sonu başlamadan belli, gülümseyen yüzler aslında ağlamaklı... Tokalaşan bileklerde fer tükendi, dizlerden derman çekildi. İlişkiler karşılıklı, arkadaşlıklar içten pazarlıklı, yolculuklar kâbus, konuşmalar ruhsuz.
Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşanan dünya, üzerinde yaşayanları savurup duruyor. İnsan sadece bir canlı olma düzeyine doğru baş aşağı sürükleniyor. Karnını doyurduğunda yaşadığına seviniyor, kahkaha attığında en mutlu kendisini sanıyor. Göze girmek için bildiğinden, para kazanmak için değerlerinden, zengin olmak için kişiliğinden taviz veriyor.
Hal hatır sorma boş konuşma, güzel söz söyleme de bit yeniği aramayla birlikte anılıyor. Çocuklar çocukluğunu yaşayamadan büyüyor, büyükler sadece büyüklük taslayarak ömür tüketiyor. Parklar, geçerken bir an durulup fotoğraf çekilen; manzaralı balkonlar sadece çamaşır asılan yerler oldu. Kitaplar raflara emanet, müzeler de görevliye.
Kimse kimsenin ne çektiğini umursamıyor, herkes kendi çektiğini duyurmanın derdinde. Başkasını anlama yok çünkü başkasını dinleme bitti. Ateş düştüğü yeri yakmaya devam ediyor üstelik artık ateşi gören hemen uzaklaşıyor. Konuşanlar ne dediğinin farkında değil, dinleyenler de ne duyduğunun farkında değil.
Yanlışlar doğru oldu, doğrular da sakıncalı. Gerçekler saklandı çatı katına, yalanlar sokaklarda kol geziyor. Kral çıplak diyen çırılçıplak geziyor her yerde. Hayret duygusu tükendi, acılar doğal karşılanıyor. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın, diyenler yüzünden yılan zihniyeti hükümdar oldu her yere.
Hayat bir koşturmaca, sürüp gidiyor. Aslında hayat bizi peşinden sürükleyerek gidiyor. Gidiyor da bizim istediğimiz yere değil, kendi belirlediği yere.
Eğer buna da yaşamak diyorsanız, ne diyeyim... Yaşamaya devam edin!