​ Yaşlılık sevgi gibidir / Aile / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Şubat '12

 
Kategori
Aile
 

Yaşlılık sevgi gibidir

Yaşlılık sevgi gibidir
 

(Ekoçözüm.com. dan alınmıştır.)


 İnsanın başına gelebilecek en acıklı durumlardan biri, bir gün ansızın ağaran saçlarımız ve kırışıklıklarla dolmuş yüzümüzle kısır bir çalışma yaşamının sonuna geldiğimizi görüp, geçmiş yıllar boyunca tüm beceri ve yeteneklerimizin yalnızca çok küçük bir bölümünü kullanabildiğimizin farkına varmaktır

(V.W. Burrow).

Yaşlılık, kimilerine göre bilgelik, kimilerinde ise ölümü sessizce ve çaresizce bekleme dönemidir.

Hayata dair hayal ve beklentilerimizin yerini pişmanlıklar ve keşkeler almaya başladığında; yaşlılık dönemimizde başlamış oluyor. Gençken herşeyden umutlu oluyoruz, zorluklara katlanabiliyor ve pes etmiyoruz.

Önceleri büyümeyi sabırsızlıkla bekliyor, yaşımızı soranlara bir yaş ekleyerek cevap veriyoruz. Sonra şu okul yılları bir bitsediyoruz. Sınav maratonlarını geçmişsek üniversite hayatına transfer oluyoruz. Lise veya üniversite dönemlerinde flörtler yaşıyoruz. Okul bitmesine yakın hem iş kaygısı çekiyor, hem de evlenip yuva kurma hayalleriyle yaşıyoruz. Hem iş hem yuva kurabilirsek çocuk derdimiz başlıyor. Yuvanın neşesi ve geleceğimiz evlatlar artık bizi esir alıyor. Başka bir düşüncemiz olmuyor, tüm hayal ve umutlarımız onların oluyor. Kalan ömrümüzü onları düşünerek harcıyoruz.

Sonra aynaya baktığımızda yüzümüzdeki kırışıklıkları görüyoruz. Her yıl artan kırışıklıkları ağaran saçlar da izliyor. Ben de dahil her kırışıklığın ve ağaran saçımın yaşamımı yansıttığını düşünüyorum. Hayat tecrübelerim, acı tatlı yaşadıklarım, ömrüm boyunca edindiğim bilgi ve becerilerin bir izi diyorum.

Yaşlılık da sevgi gibi saklanmaz oluyor. Sevince yüzümüze yansıyor, gözlerimiz kısılıyor, çocukça hareketler yapıyoruz, Biraz bencilleşiyoruz. Yaşlılıkta öyle birşey işte. Saklanmıyor. Çocukluk yıllarına geri dönüş başlıyor. Önce insan kendini düşünüyor. Ümitlerin yerini hatıralar alıyor.

Yaşlılarımız bizim en değerlilerimizdendir. Her aile büyüğünün yeri asla doldurulmaz. Kur'an-ı Kerim'de de yaşlılarla ilgili hadisler vardır.

 "Beş şeyden önce, şu beş şeyin kıymetini bilin: Ölümden önce hayatın, hastalıktan önce sağlığın, meşguliyetten önce boş zamanın, ihtiyarlıktan önce gençliğin, fakirlikten önce zenginliğin. "(a.g.e., 1/166-167)

Gençliğimizin kıymetini bilelim, Boş zamanlarımızı iyi değerlendir ve sağlıklı yaşamayı ilke edinebilirsek hayatın anlamını ve değerini bilerek yaşamış oluruz.

Peki! şu an kendi çevremizdeki yaşlılara neler yapabiliyoruz.? En iyi olan nedir?

Yaşlıları en iyi tedavi yolu ilgi ve şefkat, en iyi barınma yeri sıcak aile ortamıdır. Huzurevi, Darü'l-acüze vb. yerlerde   fizikî olarak çok iyi bakılsa bile, aile ortamında var olan evlât ve torun sevgisini, ilgisini, sıcaklığını bulamıyorlar.

İnsanın başına gelebilecek en acı durumlardan biri, bir gün ansızın ağaran saçlarımız ve kırışıklıklarla dolmuş yüzümüzle, kısır bir çalışma yaşamının onuna geldiğimizi görüp, geçmiş yıllar boyunca edindiğimiz bilgi-beceri ve yeteneklerimizin sadece küçük bir bölümünü kullandığımızın farkına varmaktır."     (V.W. BURROW)

Yaşam boyu koşturur dururuz. Çocukluğumuzda  "Ah! şu okul bir bitse." deriz. Gençlik döneminde sınav heyecanları ve flörtler yaşarız. Üniversite heyacanı derken, kimimiz hayal kırıklığı yaşarız, kimimiz üniversiteyi bitiririz. Sonra bir aile kurmak isteriz, evlilik hayatı ardından çocuklar yaşamımıza girer ve artık tek amacımız, hayallerimiz, ümidimiz çocuklar olur.

Tüm bunları yaşarken aynaya her bakışımızda yüzümüzdeki kırışıklıklarımızın arttığını görürüz. Bunu saçlarımızda çoğalan aklar takip eder. Artık o eski enerjimiz de kalmamıştır. İşte bunu farkettiğiz an yaşlandığımızında farkına varırız.

Eğer, Yaşamın muhasebesini yaptığımızda pişmanlıklar ve keşkelerimiz çoğunlukta ise yaşlılık bizler için sessizce ölümü beklemektir. Artık köşesine çekilmiş bir çınar vardır.

Bu hesaplaşma da kişi edindiği bilgi ve tecrübeleri kendinden sonraki nesillere aktardığını görüyorsa yaşlılık bilgelik olmuştur.

Gençliğimizde umutlarla yola çıkarken, yaşlılığımızda hatıralarla yaşanır. Anılar çok değerlenmiştir.

Yaşlılıktan kormamak gerekir, yaşlanan sadece bedenimizdir ki ona gençliğimizde iyi bakar isek yani;sağlığımıza dikkat edersek bu yaşlanmayı geciktirebiliriz. Önemli olan ruh yaşıdır. İhtiyarlık başka bir şeydir. Yaşlanmamızı engelleyemeyiz, ama, ihtiyarlamayı engelleriz.

Kur'an-ı Kerim hadislerle kıymetini bilmemiz gereken şeyleri bize bildirmiştir. Der ki!

"Beş Şeyden önce, şu beş şeyin kıymetini bilin. Ölümden önce hayatın, hastalıktan önce sağlığın, meşguliyetten önce boş zamanın, ihtiyarlıktan önce gençliğin ve fakirlikten önce zenginliğin."

Yaşlılık saklanamaz, sevgi gibidir.

Sevince hayat toz pembedir, biraz bencillik başlamıştır. Gözler hep kısıktır, suratta anlamsız bir tebessüm vardır. Dünya ayaklarımızın altından kayıp gidecek gibi olur.

Yaşlılarımızın değerini biliyor muyuz?

Yaşlılara yeterince şefkat ve sevgi gösterebiliyor muyuz?

Onlar için en iyi tedavi nedir?

Hiç kuşkusuz onlara vereceğimiz sıcak bir aile ortamı değil mi?

Yaşlılar evlat ve torunlarının sıcak ve içten ilgisinden başka birşey istemezler.

Hepimiz birer yaşlı adayı deil miyiz?
 İ

 
Toplam blog
: 103
: 1399
Kayıt tarihi
: 21.03.08
 
 

Hacettepe Ün. mezunuyum. Öğrencilik yıllarımda ve okulu bitirdikten sonra bir gazetenin muhasebe ..