​ Yayla yolları kıvırılır / Doğal Hayat / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Aralık '06

 
Kategori
Doğal Hayat
 

Yayla yolları kıvırılır

Yayla yolları kıvırılır
 

Yayla yolları çamlar arasından tepelere ulaşır... Arkadaşlarla anlaşmış bir yayla gezisine karar vermiştik. Geceyi de Çakrak Yaylası'nda geçirmek niyetiyle nevalelerimizi yüklendik, Ali Saim, Cengiz, Fatih Kurtlar ve ben koyulduk yola. Aksu vadisinden giderken Aksu deresinin berrak sularında etrafın yeşilliğini aynadan seyreder gibiydik.

Başımızı yukarı kaldırdığımızda yukardaki manzaralar bir başka harikaydı. Kuşlar var güçleri ile ötüşüyor, kuş sesleri ile su sesi kulaklarımızda buluşuyordu. Kuşlar motor gürültüsünü bastırmacasına ötüşüyor sanki bize neşemizi bozmayın diye çıkışıyorlardı. Şair ne de güzel söylemiş "Sen ne güzel bulursun gezsen Anadolu'yu; Dertlerden kurtulursun gezsen Anadolu'yu" diye. Acaba buraları görmüş müydü? Aksu deresiyle biz ters akarak yolumuza devamla Dereli’ye vardık. Etraf bayraklarla süslenmişti, sebebini anlayamadık sorduklarımız da bilemedi. Blediyenin işidir demekle yetindiler. Dereli kazasını geçince yarlar ve uçurumlar daha da haşinleşti, etrafta çam ağaçları belirmeye başladı. Dr. Mehmet Altınok’u anımsadık. Acaba kulağı çınlamış mıydı? O buraları Vietnam’a benzetmişti.

Eylül ayının başı olmasına rağmen Giresun’dan çıktığımızda ki bunaltıcı sıcak buralarda da devam etmekte, ne varki o boğucu nem kaybolmuş ferahlamıştık. Temiz hava ve çam kokuları ciğerlerimize bayram ettirdi, alnımızda biriken bulgur terler de soğumaya başladı, "ooohhh beee!" Gün öğleye doğru Kümbet yaylasına vardık. Kümbet’in fırından yeni çıkmış sıcacık pidesi, tulum peyniri, yayla suyu ile demlenmiş taze tavşan kanı çayı, yanısıra domates, zeytin, yayla da bundan alası var mı? Değme keyfine gitsin.

Kahvaltı sonu tekrar koyulduk yola Eğribel üzerinden ver elini Tamzara. Tamzara’da kenarından şırıl, şırıl ufak bir derenin aktığı, bahçesinde ufak bir süs havuzu ile yüreklere ferahlık ve huzur veren şipşirin bir kır kahvesi ve kocaman bir resim havuz kenarında. Boyu iki metreden fazla, Atatürk Kocatepe'de. "Acaba bir şeyler yiyeyebilir miyiz?" diye sorduk. Hayatın bütün çileleri sanki alnında ki çizgilerde anlam bulmuş ihtiyar delikanlının cevabı çok ilginçti: Yersiniz de içersiniz de, burası Atatürkün ülkesi. Fatih resimlerimizi çekti, yaşlı amcayı da aldık yanımıza, fotoğraf karesine. İçtiğimiz çayların parasını zorla ödeyebildik kendine.

Şebinkarahisar yoluna girdiğimizde etrafımızı yaylalara özgü kır çiçekleri kaplıyor, arılar, kelebekler uçuşuyor. Tepelerden aşa ğı vadiye baktığımızda çam ağaçları saksı fidanları, vadi yolundaki arabalar minicik görünüyor. Tepesindeyiz uçurumun. Karşı yaka envai çiçeklerle süslenmiş, sıra, sıra dizilmiş arı kovanları manzarayı daha da bir çılgınlaştırıyor. Otlar sanki diz boyu, etrafta otlayan koyunlar da, çobanlarda mutlu. Yerden kaynayarak çıkan bir pınar yanında mola verdik su içmek için. Havada kekik kokusu. Arada bir yüzleri mumya gibi sarılı yalnız gözleri görünen at sırtında ki savaşçı İskit kadınlarına benzeyen kadınlarla karşılaşıyoruz. "Acaba eskiden de böyle miydi, yoksa değişen Türkiye bu mu?" diye geçiriyorum içimden.

 
Toplam blog
: 2
: 795
Kayıt tarihi
: 07.12.06
 
 

Emekli Tıp Doktoru Genel Cerrahi Uzmanıyım. Emekliliğimi Karadenizin şirin bir köyüe yaptırıp adına ..