- Kategori
- Deneme
Yaz Akşamı Bir Ağaç Altında Oyunlar

Rüzgârın otlar çiçek kokularıyla harmanlandığı yaz aylarının akşam saatlerinde çavdar tarlalarından dönen çocuk ve yeni yetme işçilerin gün boyu çalıp da yorulduğu akşam saatlerinde terin ergenlikle harmanlanarak yaydığı bir koku birçoğu insana göre çok kötü gelebilir; en nihayetinde gün boyu terlemiş teri üzerinde soğumuş tekrar, tekrar terleyip de teri üzerinde soğumuş bir insan ancak ona farkına varmadığı halde biyolojik çekiminde olan bir karşı cinsine karşı tiksindirici gelmez. Ergenlik yaşlarında bazı şeyler için erken olduğu gibi kişinin kendini anlaması da anlatılanlar, yapay öğretiler kötü görünmesi gerekirken akılda kalıcılığın nedenleri de bizzat ergenler tarafından anlaşılamadığı gibi yetişkinler tarafından da anlayabildiği söylenmez. Anlaşılamaz, çünkü insanların arasına genellikle nedensiz akılda kalıcılığı fiziksel nedenlere bağlayabilirler, bağladıkları nedenlerin nedenini öğrenilmiş durumlarla yorumlama gibi bir gaflette bulunarak farkında olmadan kendi kendilerine yalanlar söylerler. Yalanların büyüğü insanın kendi kendisine yalan söylemesidir, daha da büyüğü kendisine insanın yalan söylediğini bilmeden ısrarla yalanları gerçek sanarak söyleyip durmasıdır. Bu da elbette insana hayatını tamamen yalan üzerine kurmasına neden olur ki; çok az şanslı insan bu durumu anlayabilmiş, belki de kim bilir halen de anlaşılmamıştır. İnsanlar kendilerini anlamak için yalnız bir şekilde günlerce düşünmüşler, tefekküre dalmış, çilehanelerde çile doldurmuşlardır.
Duyguları sözler, sözleri ustaları anlatırsa sözler sanata dönüşür ama Allah’ın yarattığı her şeyin ifade edebilmek, soyut şeyleri somutlarla ifade etmek basit tabirle başka birimleri başka birimlerle tanımlamaya benzese de doğru ifade bu değildir. Deniz milini kilometre ile kıyaslayabiliriz, armudu elmayla kıyaslayabiliriz. Armutla elmayı vitamin değeri, büyüklüğü, vitamin çeşitleri açısından ağaçlarının dalları, dallarının kolları, şu anda akla gelmeyen vitamin miktarı ve de bilinen tüm özelliklerini kıyaslarız ancak yine de tüm özellikleri bakımından kıyasladığımızı iddia edebilmek aslında on yıl sonra yapılacak olan elma ile armut hakkında bilimsel keşiflerin kıyaslamaya söyleyebileceği nice şeyler ekleyip çıkaracağını şimdiden bilemeyiz ancak bulunanların tamimiyle yeterli olduğunu düşünmek baş döndürücü bir hızla gelişen bilimin neler söyleyeceğine şimdiden engel olacak kesin beyanlarda bulunmak ne kadar ahmakçadır değil mi? Hâlbuki mesele, mevzubahis olan şey armut ve elma. Fiziksel olarak ağırlıkları var, hacimleri, kokuları, suları var. Tatları var. Tıpkı diğer şeyler gibi olgunlaştıktan sonra bozunmaya uğruyorlar ve bu gün be gün gözler önünde gerçekleşiyor. Elma armut gözle görünen hayatlara hayat veren, hayat verdiği hayatlar gibi aynı sona uğramak dönüşmek, dönüştürmek, tekrar kendini yineleyerek kendini yiyen diğer canlılardan bir bedel beklemezler, beklemedikleri bedel onlara değer katmazken, değerlerinden de bir şey eksiltmez. Hâlbuki insana ait şeyler bu kadar nasıl basitçe izah edilecektir ki?
Kokuyu, aşkı, duyguyu kelimelere tam olarak dökmek, kelimelerle tam olarak nasıl ifade edilsin ki veya bahçede doğal ortamda bakan bir çift gözün hangisinin dostça hangisinin düşmanca baktığından bihaber olan insan kendisi için doğru insanı kodları ona başkaları tarafından kodlanmış olduğu halde kendisine öğretilen doğrular, sınıflar, örf adetler, din mezhep, milliyet gibi seçilir ve seçilmez özellikler tarafından sınırlandırılan sınırlara maddi imkânsızlıkları da eklendiğinde doğanın seçilim yasalarına insanların fazladan kattığı hile ile bozdukları seçilim yasalarını gerçek duyguların tanımını yapmaktan biçare çaresizlere faydadan çok zarar getirdiğini kim fark edip de hakkıyla durumu itiraf etme cesaretinde bulunma gücünü kendinde bulabilir ki? Bu sanıldığı kadar kolay olmamakla birlikte dikkatli gözler hala gözlerle temas kurduğunda karşısındakinin nefes alışını ve yaydığı kokuyu, dişiliğin erkekliğin birbirini arzuladığı biyolojik ihtiyaçların giderilmesi mi yoksa ruhsal ihtiyaçların karşılanmasına mı öncelik vermesinden kaynaklandığını algılayamayabilir. Algılaması dahi durumu değiştirmez, bu durumda dahi anlaşmalarını sağlayacak ortak bir dil bile konuşmuyor olabilirler. Hoş konuşanların anlaştığı toplumda, toplumlarda ne derece sağlıklı iletişimler kurulduğu tartışılırken kurulan yuvalar birer birer kurulduktan sonra yıkılırken mantık evliliği ile insanlar hayatlarını şirketler gibi yönetmeye çalışırlarken gelecek on yıllar insanlara ne verecek merakla bekleyip göreceğiz.
Yıllar önce çavdar tarlasından dönen ergenler birbirlerini birden çok nedenle kabul edebilirler. Örnekler öyledir, doğal ortamda her şey doğaldır, ortam anormal şeyleri de normale çevirir. Günlerce doğru dürüst duş alamadığı halde bir ergen hala diğer ergene pekâlâ çekici gelirken diğeri son derece iğrenç hatta itici de gelebilir. Nedenleri zamanında anlamak herkes için şanstır, yine de bizzat seçim şansının dişide olduğu takdirde doğru seçimler yapması bilimsel nedenlerle yüksek olduğu göz önüne alındığında baskı altında tutulan toplumlarda derin iç çekişler ve geçmiş olsunlar, olsaydı ne güzel olurdu veya çoğu zaman da ya bir yaz akşamı ağaçların altında otururken, ne de güzel rüzgar esiyordu ve içim ne de çok huzurluydu ve içim ne de güzel coşmuştu diye düşünür durur çoğu zaman bizleri coşturan şeylerin ağaçların dallarına vuran rüzgarın yarattığı çarpıntının verdiği serinleme hissi mi, o mevsimde orada bizzat topraktan fışkıran bir çiçek cinsi mi yoksa hemen yanı başımızda başka bedenlerin bizleri aldığı kapsama alanı mıdır belli belirsiz olarak kalır. Kesin olansa biyolojik taleplerin kimyayı kullandığı ve fiziğe ileterek sesleri dahi kendi kılığına soktuğudur. Sahne kimi zaman öylesine akılda kalıcı olur ki, en akılda kalan film sahnesinden daha net, rahatsız olunması gereken koku dünyanın en güzel parfüm kokusundan ala olur bedenler dahi hissederken bedenlerin beyinlerine işlenenler, onlara öğretilenler farklı şeylerdir; insanoğlu arı bedeninde olsaydı ormandaki en güzel çiçeği bulup o çiçekten aldığı güzelliklerle en güzel balı yapmak üzere tekrar kovanına dönebilme rotasına sahipken şaşırılmış insanın bu hürriyete asla kavuşamayacak olmasına üzülmeli miyiz, yoksa sevinmeli miyiz? Sevinmeliyiz desek hata olduğunu biliriz, rakamlar insanların öğretilmiş çaresizliklerinin başında kendi kendilerine yalan söylemelerine neden olan durum aslında onlara öğretilen durumun ta kendisi olduğu kerli felli bir sürü adamın ve yazılan onca sistemin insanı sadece gerçek rotasından çıkarmak üzere sürdürülen bir büyük oyunun içinde oyunun eseri midir yoksa insanlar medenileştikçe cahilleşmiyorsa nedenlerini bulamadıkları bir şekilde yollarını kaybedip kendi hayatlarına son verirken illa kendi hayatlarına son verdikleri düşünüldüğünde sebebini anlamadıkları ilişkiler ağı her geçen gün onları umutsuzluğa intihara sürüklerken sadece öldürmüyor. Öldüren birçok şey aslında basitçe hayatı sona erdirmiyor insanlar dünyasında demek ki.
Arılar ayılara kızıyor belki bal peteklerini ağaçların en kuytu yerlerine yaptıklarını yediğinde. Arıların balını ayılar yiyor; arılar buna aldırmıyor, umutsuzluğa kapılmıyor, doğal denge içinde devam ediyor. İnsansa kendisine gösterilen yolları kullanarak sonuca ve güneşe ulaşmayı umuyor, kimisi bedeninin ihtiyaçlarına kimisi de ihtiyaç duymadığı halde "eller ne der" diye her an yeniden yine yollara revan oluyor…