​ Yazarlık dersleri / Deneme / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Şubat '11

 
Kategori
Deneme
 

Yazarlık dersleri

Yazarlık dersleri
 

“Kulağa coşkulu gelen bir sesle, ‘sadece yazın demek istiyorum’ diyordu. ‘Sayfalar dolusu saçmalayın. Aptal olun, duygusal olun, Shelley’ i taklit edin, içinizden gelen her sese kulak verin. Dilbilgisi kurallarını, teknik ve biçimsel alanda bilinen tüm kurallarla beraber ihlal edin, dökün, devirin, kendi keşfiniz olan olmayan her türlü kelimeyi kullanın, şiirsel bir biçimde, düzyazı bir metinde, ya da elinize geldiği gibi bir çırpıda yazılan anlamsız sözlerle öfkelenin, sevinin, alay edin. Ta ki yazmayı öğrenene kadar…’ diyordu.” 

Ne kadar güzel, ne kadar anlamlı, ne kadar yazmayı özendiren bir konuşma… Bu sözler, Virginia Woolf’ tan YAZARLIK DERSLERİ- Yedi Derste Yazma Sanatı kitabından… 

Yazmak bence, İlahi yazılardan sonra en muhteşem buluşlardandır. Enteresandır, değişik bir haz verir yazana… İnsana, anlamlı veya anlamsız duygular katar. O yazma sürecinin sonrası çok acayiptir. O son noktayı koyduğun andan itibaren, yüzünde belirli belirsiz bir hal vardır. Bazen o kadar gevşersin ki, aynaya baksan o an da kendini tanımazsın. Tanıyamazsın o cıvık sıfatını… 

Bazen de o kadar gerilirsin ki, seni tanımayan biri o an baksa yüzüne, yapacağı tek şey korkmak olur herhalde… Ortamda sanki birazdan suç işlenecek havası vardır. 

İşte bu yazma süreci sonralarını iyi analiz etmek gerekir. Eksik ya da yanlış analizlerde sorunlar başlayabiliyor. Her yazan kendini haklı görür. Her fikri olan, o fikrin doğruluğuna inandığı için yazmıştır zaten. Yazmak için mi o fikri bulmuştur, o fikri bulduğu için mi yazmıştır? İkisinde de inanın fark etmez. Sadece yazmıştır… 

Hıncal Uluç geçenlerde bir yazı yazdı. Defne ile alakalı… Bir fikri vardı ve yazdı o kendi doğrusunu… Fatih Altaylı’ da yazdı. O da kendi doğrusunu yazdı. İki doğru yazılmıştı ama tek doğru mu vardı yoksa iki doğru mu? 

Bu iki yazıyı ayrı ayrı değerlendirmek mi gerekir, yoksa şu doğrudur bu yanlıştır demek mi? 

İşte tam da burada, o yazılan yazıların sonrasına, hemen sonrasına bakmak gerekir. Hıncal Uluç’ un o yazıdan sonra ki ruh hali nasıldı, Fatih Altaylı’nın o yazıdan sonraki ruh hali nasıldı? 

İkisi de insandı. İkisi de insani davrandıklarını söylüyorlardı. İkisinin de aileleri vardı. Farklı çevreleri vardı. Farklı yaşayış tarzları… Hatta ikisi de iyi bir dost, iyi bir takımdaştı. 

Okur taraf mı tutacaktı yoksa ayrı ayrı mı değerlendirecekti. Mutlaka taraf tutulmalıydı, tarafını belli etmeliydi. Fikri olduğu için yazan ya da yazmak için fikir üreten her esere bir taraf olmak öğretilmişti bize… 

Sosyal, ekonomik veya ahlaki bütün değerler artık sorgulanmalıydı. O sorgu sunucu bir tarafa evet denecekti. Bir tarafa hayır…“Beni mi daha çok seviyorsun, anneni mi ?” sorusuyla ilk tercihini vererek başlamışsın hayata… Daha üç yaşında bir taraf tutmuşsun. Neye inanacağın, neye karar vereceğin, nerelere gideceğini tayin etmişler zaten. Sen, senin olmayan tarafını tutmuşsun zaten. Senin gibi görünen tarafını… 

Evet yazıyorum… Sadece yazıyorum. Okunsun veya okunmasın, yorumlansın veya yorumlanmasın… Fark etmez. 

Bugün Hıncal’a sinirlendim, dün sevmiştim, yarın belki yine kızarım. Belki de severim… 


Mahir Temur 

 

 
Toplam blog
: 110
: 521
Kayıt tarihi
: 21.12.09
 
 

1979 Malatya doğumluyum... Evreni kendi gözlüğümden (0,50-0,75) görmeye çalışan bir yazarım... Dü..