- Kategori
- Ben Bildiriyorum
Yazdıklarım nerelerin, nelerin izi?

"Şu yazma uğraşın nedir? Ayna, söylesene bana" dediğimde şöyle bir üzerinde düşündümde; biz aslında en az yazarken olduğu kadar, okurken de kurgulamayı seviyormuşuz galiba...
Bir sinema filmini bir roman uyarlaması olduğunu duyduğumda önce şöyle bir irkilirim. Hele bir de o yazılanları okumuşsam, o filmi izlemeye genelde gidemem yada epey bir ayak sürerim...Çünkü direnir hayal gücümün şatosu var kalabilmek adına...
Direnirim çünkü: Okurken zihnimde kurgulamış olduğum görselliğin izdüşümünü, onun aynısını beyazperde de bulamayacağımı bilirim. Ve bu bildiklerime rağmen gidipte, bu kurguyu tepetaklak edebilmeye de cesaret edemem.
Hayal gücümün kurguladığı sahnelerin, filmi çekenlerinki ile aynı olmasını da, pek tabiki beklemem. Ve onlarınkini içten içe adeta delicesine merakta etsem de, yine de kolay kolay izleyemem. İzlediğim tamamen görsel bir başyapıt olacak dahi olsa; benim kişisel kurguma karşılık gelmeyeceğinden bana, hoş ancak yavan geleceğini bilecek kadar da kendimi bilirimi.. İşte bu düşünce tarzı: Düpedüzbilinçli bir "önyargı" ya örnektir. Bilerek ve isteyerek engel olmadığım bir "peşin hüküm" lü olma halidir.
Ve eğer izlemeye gidersem de; film bitiminde "nasıl buldun?" diye kendime sorduğumda benim zihnimde romanı okurken çevirdiğim kendi filmimle mukayese anında, adil olabilmek adına bu önyargımın değerlendirmeme katılacak olan verimini de elimine etmeye gayret ederek, bu soruyu yanıtlamaya çabalarım.
İşte okurken de, bunun bir benzerini yaşadığımızı düşünüyorum... "Bu yazılanlar olsa olsa bundan dolayıdır" diyerek okuyor, bu düşünceyle ilerliyoruz satırların arasında... Aksinin olabilme ihtimali ise, yok sayılabiliyor. Hayal gücünün ayakta tutulabilinmesi adına, bu rededişe kaçıp sığınıyoruz arasıra.
Oysa genel konular da bile olsa, tamamen çıplak kalarak yazdığımızı düşünemiyorum bile...
Zihnin labirentlerini keşfe çıkmış bir yolcu gibi; harfleri klavuz alıp, geziniyorum beyaz sayfalar üzerinde, kendimi bulabilmek adına...
Soyunmak, kendini açmak mı?
Asla...
O sırada izlediğimde kendimi, daha çok üstüne alacak bir şeyler arayan birini görüyorum ben. Savunabilmek adına hayatta ki duruşunu. Yada kollaya bilmek adına, var oluşunu....
Çıplak kaldığımda ben üşüyüp koşuyorum kağıda ve kaleme...
Kelimeleri alıyorum hemen üzerime, sözcükler, bakış açıları, felsefeler geliştirip katkat giyiniyorum açık ve üşüyen savunmasız ve kırılgan kısmımı örtebilmek adına...
Bazen de tam anlamıyla, zırhımı giyip güçlü hissedebilmek amacıyla...
Zaman zaman yumşak pamuklu bir hırka veya bazen de omuzumlarımı ısıtıp, sarıp sarmalayacak bir şal olsun alabilmek adına...
Birde fark ettim ki; bazılarımız konuştuğu gibi yazıyor, kimilerimizse hissettiği gibi....
Bense;sustuğum gibi yazıyorum...
Sustuğumda gezindiğim diyarların, görüntüsü aksediyor...
Oralarda kokladığım havanın rutubeti, gördüğüm günün yada alaca karanlığın rengi, dokunduğum kelebeklerin kanadında ki doku, yada kartalın pencesindeki tırnağın izi; yazdığımda kağıda düşen lekelerin gerçek sebebi...
Sevgi ve ışıkla
Ayna
26.05.07