- Kategori
- Blog
Yazılar, denetimden geçtikten sonra yayımlansın!

Blog, bir paylaşım alanı...
Yazıların, bir “tık”lama ile, anında yayına girmesi, kişinin kendi sitesi için doğaldır. Ama yönetimi başkasında olan bir “site”ye gönderilen yazının anında
yayına girmesi çok” garip”, aynı zamanda “sakıncalı”dır. Çünkü kişinin özdenetimi de olsa, gözden kaçan durumlar olabilir.
Kimi ünlü yazarların bile, kimi yazılarının “hukukçu denetimi”nden geçtiğini, “sakıncalı”, “suç oluşturacak” ifadelerin yazıdan haberli/ habersiz
çıkarıldığını okuduklarımızdan biliyoruz.
Gazetenin denetimi devreye giriyor.
Şimdi, yönetim, yazarına güvenmiyor mu?
İşleyiş doğru!
Sorumluluk yüklenmek başka şeydir.
*****
Bizim Blog, “güvenilir üye”lik ile bence sakıncalı/ yanlış bir uygulama başlatmış.
“Güvenilir üye”liği savunan blogdaşların gerekçesi şu:
5 bin üye var; zamandan kazanmak, daha çok yazının yayına girmesini sağlamak için kimi üyelere bir olanak tanındı. Onların yazıları anında yayına giriyor; editörlerin yükü hafifliyor.
Bu gerekçe, eleştiriye açık bir gerekçe. Çünkü, “güvenilir üye”lerin yazılarının da sonradan editörlerce okunduğu, bir kısmının yayından alındığı da söyleniyor.
Bu ne demek?
“Güvenilir üye”lerin de yazıları denetleniyor, ama daha sonra.
O zaman, editörlerin işini hafifletme gerekçesi suya düştü demek!
Sonuçta editör/ler, o yazıları okuyor!
Burada kazançlı çıkan (!), “güvenilir üye”; çünkü yazısı anında yayına giriyor.
Günün her saatinde bu olanaktan yararlanıyor.
Ayrıca, günde kaç blog yazılıyor?
5 bin üyeyi, birkaç yüz blog yazıldığını düşününce, editörlerin işinin zor mu/ kolay mı olduğuna kolaylıkla karar verebiliriz.
Editörlerin işlerinin “yazıları okumak” dışında zor olduğunu sanıyorum.
Koskoca insanları yönetmek, “itiraz”ları karşılamak, “işi tatlıya bağlam” zor.
"Kafa şişkinliği" çok yorucudur.
Böyle bir durumda/ ortamda editör olmak istemezdim!
*****
Yazı anında yayına girse ne olacak, girmese ne olacak?
Yazısı yayına erken girene bir “şey” mi bağışlanıyor; bir “ödül” mü veriliyor?
Blog, bir yarışma alanı mı?
Kuşkusuz hayır!
*****
Kişinin kendi sitesine yazısını alıyormuş gibi, hiçbir denetimle karşılaşmadan Blog’a girmesi sakıncalıdır.
Bu, yanlış bir uygulama.
Nitekim kimi tartışmalardan, kimi yazıların denetimden geçtikten sonra “yok” olmasından bu yanlışlığı görüyoruz.
Kişi, “Ben kendimi denetliyorum!” dese de, kimi “şey”ler gözden kaçabilir. Onun için, yayına girdikten sonra, editörlerce “sakıncalı” bulunduğu için
yayından kaldırılan yazılar olmasın diye, yazılar mutlaka denetimden geçmeli.
Düşünün bir yazı yayımlanıyor, ardından “sakıncalı” gerekçesiyle yayından kaldırılıyor.
Bu, doğru mu?
Bu, incitici değil mi?
Editörlerin, bir yazıyı “sakıncalı” sayması ile bizim saymamız çok farklı şey!
Güç, denetim gücü ve yetkisi editörlerde olduğu için ben bunu “sorun” yapmam.
Editörlerin “sakıncalı” bulduğu için yayına almadığı bir yazıyı, biz, ancak “yazan”ın ifadelerinden anlarız. Yoksa ne bilelim, kimin hangi yazısı yayına
alınmamış, reddedilmiş.
*****
Olmaz, demeyin, insanlık hali...
Yazısı anında yayına giren bir blogdaşın gecenin herhangi bir saatinde kafasının attığını düşünün!
Aklına eseni, günlüğüne ( günlüklerin tehlikeli olduğu unutulmasın) yazar gibi yazsa...
Bilmem kime, bilmem neler yazsa...
Kuşkusuz bu yazı, editörlerin mışıl mışıl uyuduğu bir saatte, uyumayanlarca okunacaktır.
Şık mı olur?
****
Son günlerin moda sözcüklerinden biri de “barış” sözcüğü.
Anlamı ile, ne güzellikler, umutlar, beklentiler taşır.
Kuşkusuz, bir sözcüğün anlamını, birlikte kullanılan öteki sözcükler belirler. Yoksa, bir sözcük, tek başına “çağrışımlar anlam”ı ile, kişilere farklı şeyleri
çağrıştırır.
Blog’da “barış” sağlanmalı.
Bu da, sıkı bir denetimden geçer.
İstanbul, 24.08.2009
** Maksadım, daha önceleri tartışılan bir konuyu yeniden gündeme taşımak, yeni bir tartışma yaratmak değildir. Uygulamada ortaya çıkan “yanlış”lara parmak basmak; “sakınca”ları ortaya koymaktır.
yayına girmesi çok” garip”, aynı zamanda “sakıncalı”dır. Çünkü kişinin özdenetimi de olsa, gözden kaçan durumlar olabilir.
Kimi ünlü yazarların bile, kimi yazılarının “hukukçu denetimi”nden geçtiğini, “sakıncalı”, “suç oluşturacak” ifadelerin yazıdan haberli/ habersiz
çıkarıldığını okuduklarımızdan biliyoruz.
Gazetenin denetimi devreye giriyor.
Şimdi, yönetim, yazarına güvenmiyor mu?
İşleyiş doğru!
Sorumluluk yüklenmek başka şeydir.
*****
Bizim Blog, “güvenilir üye”lik ile bence sakıncalı/ yanlış bir uygulama başlatmış.
“Güvenilir üye”liği savunan blogdaşların gerekçesi şu:
5 bin üye var; zamandan kazanmak, daha çok yazının yayına girmesini sağlamak için kimi üyelere bir olanak tanındı. Onların yazıları anında yayına giriyor; editörlerin yükü hafifliyor.
Bu gerekçe, eleştiriye açık bir gerekçe. Çünkü, “güvenilir üye”lerin yazılarının da sonradan editörlerce okunduğu, bir kısmının yayından alındığı da söyleniyor.
Bu ne demek?
“Güvenilir üye”lerin de yazıları denetleniyor, ama daha sonra.
O zaman, editörlerin işini hafifletme gerekçesi suya düştü demek!
Sonuçta editör/ler, o yazıları okuyor!
Burada kazançlı çıkan (!), “güvenilir üye”; çünkü yazısı anında yayına giriyor.
Günün her saatinde bu olanaktan yararlanıyor.
Ayrıca, günde kaç blog yazılıyor?
5 bin üyeyi, birkaç yüz blog yazıldığını düşününce, editörlerin işinin zor mu/ kolay mı olduğuna kolaylıkla karar verebiliriz.
Editörlerin işlerinin “yazıları okumak” dışında zor olduğunu sanıyorum.
Koskoca insanları yönetmek, “itiraz”ları karşılamak, “işi tatlıya bağlam” zor.
"Kafa şişkinliği" çok yorucudur.
Böyle bir durumda/ ortamda editör olmak istemezdim!
*****
Yazı anında yayına girse ne olacak, girmese ne olacak?
Yazısı yayına erken girene bir “şey” mi bağışlanıyor; bir “ödül” mü veriliyor?
Blog, bir yarışma alanı mı?
Kuşkusuz hayır!
*****
Kişinin kendi sitesine yazısını alıyormuş gibi, hiçbir denetimle karşılaşmadan Blog’a girmesi sakıncalıdır.
Bu, yanlış bir uygulama.
Nitekim kimi tartışmalardan, kimi yazıların denetimden geçtikten sonra “yok” olmasından bu yanlışlığı görüyoruz.
Kişi, “Ben kendimi denetliyorum!” dese de, kimi “şey”ler gözden kaçabilir. Onun için, yayına girdikten sonra, editörlerce “sakıncalı” bulunduğu için
yayından kaldırılan yazılar olmasın diye, yazılar mutlaka denetimden geçmeli.
Düşünün bir yazı yayımlanıyor, ardından “sakıncalı” gerekçesiyle yayından kaldırılıyor.
Bu, doğru mu?
Bu, incitici değil mi?
Editörlerin, bir yazıyı “sakıncalı” sayması ile bizim saymamız çok farklı şey!
Güç, denetim gücü ve yetkisi editörlerde olduğu için ben bunu “sorun” yapmam.
Editörlerin “sakıncalı” bulduğu için yayına almadığı bir yazıyı, biz, ancak “yazan”ın ifadelerinden anlarız. Yoksa ne bilelim, kimin hangi yazısı yayına
alınmamış, reddedilmiş.
*****
Olmaz, demeyin, insanlık hali...
Yazısı anında yayına giren bir blogdaşın gecenin herhangi bir saatinde kafasının attığını düşünün!
Aklına eseni, günlüğüne ( günlüklerin tehlikeli olduğu unutulmasın) yazar gibi yazsa...
Bilmem kime, bilmem neler yazsa...
Kuşkusuz bu yazı, editörlerin mışıl mışıl uyuduğu bir saatte, uyumayanlarca okunacaktır.
Şık mı olur?
****
Son günlerin moda sözcüklerinden biri de “barış” sözcüğü.
Anlamı ile, ne güzellikler, umutlar, beklentiler taşır.
Kuşkusuz, bir sözcüğün anlamını, birlikte kullanılan öteki sözcükler belirler. Yoksa, bir sözcük, tek başına “çağrışımlar anlam”ı ile, kişilere farklı şeyleri
çağrıştırır.
Blog’da “barış” sağlanmalı.
Bu da, sıkı bir denetimden geçer.
İstanbul, 24.08.2009
** Maksadım, daha önceleri tartışılan bir konuyu yeniden gündeme taşımak, yeni bir tartışma yaratmak değildir. Uygulamada ortaya çıkan “yanlış”lara parmak basmak; “sakınca”ları ortaya koymaktır.