- Kategori
- Kitap
Yazmak: Margarite Duras

google görsel
Marguerite Duras'yı bir yazar olarak, kendim bir okur olarak her zaman antipatik buldum. Neyi, niçin, nasıl yazdığını bilmiyordu. Onun gibi mahrumiyet taşralarında, yani Üçüncü Dünya’da doğup büyümüş, batılı kadınlar içinde yeri sakil kalıyordu. Doris Lessing, Karen Bilixen, daha ağır başlıydılar. Yıllar önce bir belgesel seyretmiştim. Nil üzerindeki bir teknede, karakafalar arasındaki tek sarıkafa genç kıza sorulmuştu; "Burada ne arıyorsun?" Yanıt; "Kendimi" idi. Hepsi birşeyler arıyordu ama aramayı bilmiyorlardı. Bulmaya da çabalamıyorlardı. Kültürlerinin çöpü içinde eşeleniyorlardı. Profesyonel okur, en beceriksiz, acemi, sakar bir yazardan bile birşeyler öğrenir. Sonunda M. D.'yi kıstırdım. Son kitabının bir bölümünün yalnızca birkaç paragrafı. Kitap okumaktan nefret eden küçük erkek kardeşim bana sormuştu bir zamanlar; "Tamamı okunabilecek bir kitap yok mudur?" Ben gülmüştüm: "Öylesini bulsam, ben okurum" demiştim. O nedenle, bu kadarcık okunabilirlik yetti. M. D., yazmanın önemini kavramış. Yazmayınca bir hiç olduğunu; o yaşanan tenselliklerin ve/ya tinselliklerin hiçbir iz bırakmadan silinip gittiğini ayırsamış. Bir de yazmak için yalnızlığın 'olmazsa olmaz' koşul olduğunu. Eh, bir kadının yalnızlığı yeğlemesi bile, tek başına yeterince hoş bir durum. (Tabii 'sevgili'ler hep varmış.)
Kitabın geri kalan parçaları, tipik M.D. ‘hezeyan’ı (aslında 'sensationalism'i ama artık bu sözcük özgün anlamını yitirdi). Okur, belki o bölümleri daha çok sevebilir ama 'yazmak' üzerine bir şeyler okunabilecek bir kitap 'Yazmak'.