- Kategori
- İlişkiler
Yedinci duyu
Yedinci duyumuz: Algı
“Hem çok zor hem de çok kısa bir macera ömür
Ömür imtihanla geçiyor
Ben bu yüzden hiç kimseden gidememem gitmem
Unutamam acı tatlı ne varsa hazinemdir”
Sezen Aksu
Birbirimizi nasıl görürüz? Görmek istediğimiz şekliyle mi yoksa elde edilen somut bulgulara dayanarak mı tanımlarız bir sebeple karşımıza çıkan insanları. Sana, ona, şuna, buna göre değişir mi algılarımız? Algı duyusu diye 7. bir his varsa, sosyalleştikçe, tecrübe edindikçe gelişen bir algılama biçimi olmalı. Bu elle tutulamayan gözle görülemeyen, yaşanmışlıklardan elde edilen çıkarımlarla gerçekliği kanıtlanabilen, eskilerin dediği gibi ‘Hissi kabl el vuku’ terkibinden ibaret algıya, teknoloji çağının getirisiyle ortaya çıkan gerçekleme gereksinimiyle, verilen başka isimler var: ‘Pozitif veya negatif elektrik almak’, ‘Kimyası uyuşmak’…
Bu düşünceler, çıkarsama yapmak için en güvenilir kaynak olarak yine beni en naif halime, çocukluğuma götürüyor. Çocukken annemlerin zoruyla gidilen misafirlikte, evin çocuğuyla bir süre birbirimize baktığımızı, daha sonra bir anda kaynaşıverdiğimizi, annemlerin eve gitmek için kalktığında artık samimiyeti ilerlettiğimiz bu çocukla, ilk karşılaşmaya büyük bir tezat oluşturacak şekilde zor ayrıldığımızı tebessümle hatırlıyorum. O zamanlar bana oldukça uzun gelen, bu gün ne düşündüğümü hatırlamadığım ilk karşılaşma-bakışma sürecinde, karşımıza bir anda çıkıveren, kendimizle benzerlikleri olduğunu baştan kabul ettiğimiz -en azından boyu boyuna, çocuksu istekleri isteklerine uygunluğuyla- yeni çocuğun iyi bir oyun arkadaşı olup olamayacağını tartmaya, hissetmeye çalıştığımızı sanıyorum. Bu gün, bu tarz oyun arkadaşlıklarından aklımda hiç kötü bir anı kalmadığını fark ediyorum şaşkınlıkla. Paylaştığımız şeyle ilgili belki de, güzel bir oyun arkadaşlığı, hoş geçirilen vakitler..
Büyüdüğümüzde belki paylaşımların boyut değiştirmesi, paylaşım beklentilerinin artması, belki paylaşma isteğinin kaybolması algılarımızı değiştirmiş olabilir. Dolayısıyla göz önünde olanın farklı algılanması, beklentilerin farklılaşmasına bağlı olabilir. Aslında çocukken veya büyümüşken fark etmez arzu edilen tek şey temelde yalnızlığın paylaşılması, birlikte ağlayıp birlikte gülmek, mümkünse kim olursa olsun aslında benzer yaşamları sürdüğümüz ve herkesin birer insan, birer değer olduğu bilinci olmalı iken ne yazık ki, biriktirilip kullanılmak üzere depolanmış yaşanmışlıklar hafızası, ‘İlk intiba’ kavramının devamında ön yargıları, kategorize etmeleri, yafta yapıştırmaları getiriyor. Bundan sonra ilişkinin gelişmesi sürecinde, karşılıklı olarak iki taraf daha karşısındaki kişiyi hiç tanımadan 7. duyusuyla bir çırpıda oluşturmuş olduğu algılarını değiştirmesi veya değiştirmemesi için karşısındakinin edimlerini takip altına alır. Karnesinde artılarla, eksilerle ilişki kurmaya çalışan biz insanlar için ne hazin bir durumdur bu; olduğumuz gibi görünmek ve göründüğümüz gibi olmak ne zorlu bir mücadeledir!
Samimiyet olgusunun gerçekliğini elde etmeye çalışıyoruz bin bir zorlukla, evet klişeleşmiş tabiriyle biz büyüdük ve kirlendi dünya.. Çocukluğumuzda olduğu gibi, içimizde şüphenin ufacık bir kırıntısı bile olmadan tüm içtenliğimizle, yalnızca iyi vakit geçirme arzusuyla ilişkiye ön yargısız başlamalıyız, oyun oynarken zaman zaman mızıkçılık yapılsa da kabullenebilmeliyiz, hemen silip atmamalıyız ve hiçbir kötü hatıra, hayal kırıklıkları kalmamalı geride.