- Kategori
- Gündelik Yaşam
Yeni tatmin malzemesi: Ferdi!

Gün geçmiyor ki, 'çok acil kan gerekli', 'ilik nakli için yardım' temalı e-postalar almayalım. Ortak çığlık aynı hepsinde: Lütfen bu maili listenizdeki herkese yollayın! Duyarlı toplumuz vesselam; hiç vakit kaybetmeden, listemizde kim varsa hemen 'forward' edilir ilgili posta. Konuyu çok kişiye duyurmuş; yardım çığlığına karşı görevimizi yerine getirip, ilgili maili 'olabildiğince çok kişiye' yollamış bir insan olmanın verdiği huzurla kendimizi iyi hissettikten sonra, sıradaki bol karikatürlü postayı okumaya başlıyoruz kahkahalar atarak.
E-postaya konu kişinin aradığı kanın bulunup bulunmadığıyla ilgili bilgi veren herhangi mesaj alınamıyor elbette ilerleyen günlerde. Zaten konu, o maili 'olabildiğince çok kişiye' yolladıktan sonra bizim için de kapanmış oluyor. Sonuçla ilgili değiliz yani aslında; az da olsa bir yardımda bulunmuş olmanın yarattığı rahatlama hissi peşindeyiz daha çok. İyi ve duyarlı insan olduğumuza kanaat getirip, ruhumuzun orgazm sürecini yaşamasının ardından, yeniden devam ediyoruz hayatın akışına.
"FERDİ'YLE KENDİ KENDİMİZİ TATMİN"
Bir süredir Blog yazarlarının gündemini sadece Ferdi işgal ediyor. Birbiri ardına kaleme alınan yazılar, yardım talepleri, duyarlılığa davet… Öyle çok ihtiyacımız var ki 'iyi ve duyarlı bir insan' olduğumuzu hissetmeye, öyle çok çabalıyoruz ki herkesin bunu bilmesi için…
Ferdi için hazırlanmış siteye göz gezdirildiğinde; yazılan bloglar, gönderilen mektuplar ve yapılan yorumlarla, toplanmış olan para arasında bir orantısızlık var. Ki konunun Deniz'in yazısıyla bloglara yansıtmasının öncesinde de Bursa gazetelerinde gündeme getirildiği, orada da çeşitli kampanyalar düzenlendiği düşünüldüğünde; ters giden bir şeyler olduğu sonucuna ulaşılıyor.
Bazı arkadaşların canhıraş bir şekilde gösterdiği çabanın ve 'sonuca' ulaşma gayretinin haricinde, büyük çoğumuz sadece 'yazı yazıp' bırakmakla yetindik maalesef. Konuyu, 'olabildiğince çok kişiye' ulaştırıp, cebimizden de bir miktar parayı banka hesabına yatırdıktan sonra, vicdanımız epey bir rahatladı. Konuya duyarlı olan 'bizler' gibi iyi ve yardım sever insanlarla bir araya gelip, kocaman bir sevgi yumağı oluşturduk. Birbirimizin bloglarına, 'ben de yardım edeceğim' yorumlarını iliştirip, "Lütfen beni de bu sevgi yumağına dâhil edin" mesajları verdik.
Sonuç?
Duyarlılıkları onaylanmış insanların oluşturduğu bir sevgi yumağı ve yaşamla ölüm arasında savaş vermeye devam eden bir genç! Bir de, bankada toplanmış çok cılız bir para.
"BEN HASTANIN POPÜLER OLANINI SEVERİM!"
Hepimiz, hemen her gün görüyor, yanından geçip gidiyoruz ölümle yaşam arasında mücadele veren insanların arasından. Oturduğumuz sokakta, mahallede, yaşadığımız semtte en az bir tane yardıma muhtaç insan var. büyük bir kayıtsızlıkla yanından geçip gittiğimiz, ya da "Ah canımmm.. Allah acil şifalar versin" demekten başka bir şey yapmadığımız sayısız insan varken, hiç tanımadığımız Ferdi için seferber oluşumuzun bir nedeni olmalı. Hemen her gün gazetelerde, televizyonun ana haber bültenlerinde görmeye alıştığımız yardıma muhtaç insanlar için üzülmekten başka bir şey yapmazken biz, bankalara gitmezken mesela, Ferdi için birdenbire ayağa kalkmamızın bir nedeni olmalı.
Bu topraklarda sayısı milyonlarla ifade edilen kan kanseri hastası varken, üstelik Blog yazarları da hemen her gün bu ve benzer haberleri görüyorken, bunlar arasından Ferdi'yi seçmelerinin vardır elbet bir sebebi.
Okuyorsa eğer bu satırları, belki bunun yanıtını da verir Barış. Ne olsa kendisidir psikolog olan; her ne kadar konu sosyolojik bir olgu olsa da…
Lakin bendeniz, şöyle küçük bir hatırlatmada bulunmak isterim yine de: Bizler ancak, popülarite kazanmış olaylarla ilgili olarak harekete geçiyoruz garip bir biçimde. Belki de, hemen yanımızda işlemeye başlamış bir sisteme dâhil olma çabasıdır.
BİR FATİH GEÇTİ DÜNYADAN
Sene 1997 idi, Fatih Öztekin'in kan kanseri olduğunu öğrendiğimde. Ben o zamanlar henüz 21 yaşında, CHP'de Gençlik Kolları Başkanlığı görevini yürüten (yıllar sonra partiden istifa etmiş), hayatın en idealist olunduğu dönemindeydim. Halen yaşamakta olduğum Silivri'de, Fatih Öztekin adlı 19 yaşında bir gencin yaşadığını, kan kanseri olduğunu ve ilik nakli için yüklü bir miktarda para gerektiğini duyduğumda, ağlamamak için zor tutmuştum kendimi. Konu parti organlarına taşındı. Fatih için Silivri çapında kampanyalar başlatıldı. İlçedeki tüm siyasi partiler bir araya geldi. Fatih'in kurtulması için herkes bir şey söylüyordu bir şekilde. O yıllarda kız arkadaşım vardı radyoda program yapan. Hemen her gece yardım çağrısında bulundu mikrofondan. Çeşitli organizasyonlar düzenledik Fatih'e gereken parayı toplamak için. Silivri'de kapı kapı dolaşıp insanlara anlattığımızda durumu, "Biz yardım yaptık daha önce" yanıtını aldık. Evet, herkes bir miktar parayı banka hesabına yatırmış, 'üstüne düşeni' yerine getirmişti yani. O zamanlar henüz gazeteciliğe de başlamamış olduğumdan, medyaya ulaşmak epeyce zor olmuştu. Aramadığımız TV kanalı, görüşmediğimiz gazete kalmamasına rağmen, Fatih'i popüler yapamamıştık işte. Sadece Posta gazetesi ilgilendi konuyla. Haberi bir sabah kahvaltı masasında okuyan bir TSM sanatçısı bizimle irtibata geçip ulaştı Fatih'e. Ve buna rağmen, Silivri'de siyasi parti, halen Silivri'de faaliyetine devam eden Klassis Otel'in sahibi Ahmet Hamoğlu, onlarca fabrika sahibi ve onbinlerce insana rağmen, Fatih'i kaybettik!
"BİZ GEREKENİ YAPTIK KOÇUM!"
Tıpkı Ferdi meselesinde olduğu gibi, Fatih için de aynı mekanizma harekete geçmişti insanlarda: Ben üzerime düşeni yaptım!
Soranlara yanıt verebileceğimiz miktarda, kendimizi kendi vicdanlarımızda aklayacak miktarda 'birşeyler' yaptığımızda 'birşeyler' yapıp, kapatıyoruz konuyu. Tıpkı salt blog yazmak, yazılanları bir yerlere ulaştırmakla yetindiğimiz gibi.
Elbette ki 'gerçekten' ter döküp didinen insanlar var olduğunu biliyorum Ferdi için. Sözüm bu grubun dışına. Ancak 3–4 kişinin gösterdiği bu çaba ne kadar yetersiz ve bunca hastanın arasında salt Ferdi'yi seçmek ne kadar ilginç…
DENİZYILDIZI OLARAK FERDİ
Bir hikâye vardır çok etkilendiğim.
Amerikalı bir işadamı, Meksika'da bir sahil kasabasına gider tatil için. Kaldığı pansiyonun penceresinden kumsala bakar sabah. Yine böyle yorgun gözlerle izlerken kusalı, çok uzaklarda bir adam çeker dikkatini. Dans eder gibi bir hareket yapmaktadır uzaklardaki adam. Meraklanır işadamı; kalkıp yakından görmeye karar verir. Deniz kıyısı boyunca ilerleyip yaklaştıkça bu adama; eğilip kalktığını fark eder. Daha da artmıştır merakı. Biraz daha yakınlaştığında ise, yerden aldığı bir nesneyi denize fırlattığını fark eder adamın. İyice yakınlaştığında anlar ne olduğunu: Kumsaldaki denizyıldızlarını atıyordur denize adam.
- Günaydın. Ne yaptığını sorabilir miyim burada?
- Denizyıldızı atıyorum denize.
- Şöyle sorayım o halde: Neden denize denizyıldızı fırlatıyorsun?
- Birazdan sular tamamen çekilecek ve eğer bu denizyıldızları suya ulaşmazsa ölecek.
- İyi ama kumsal milyonlarca yıldızla dolu. Bir şey fark etmez ki.
Adam hiç umursamadan bir yıldız daha alır yerden, denize doğru fırlatır ve işadamına dönerek:
- Bunun için fark etti!
* * *
Yani ki umutsuz olup vazgeçmek gerekmiyor tüm bunlardan sonra. Lakin duygusal mastürbasyondan daha fazla olarak 'sonuca' ulaşacak adımlar atmamız gerekiyor. Ferdi için blog yazıp 'olabildiğince çok kişiye' ulaştırmak değil ihtiyaç duyulan. Somut anlatımıyla kapital gerekli Ferdi için. Belki milyonlarca hastanın yanında sadece Ferdi'nin kurtulması bir şeyi değiştirmeyecek ama en azından onun için fark edecek…