- Kategori
- Siyaset
Yenildik ey halkım, unut bizi !

Ve nihayetinde, Türkiye’nin 1946 yılında çok partili olarak girdiği “genel milletvekili seçimlerinin” 16. sı dün tüm Türkiye’de kavgasız, gürültüsüz, silahsız tamamlandı ve yıldırım hızı ile sonuçlar alınmaya ve değerlendirilmeye başlandı. Sonuçlara göre manzara enteresan. Bir tarafta sevinç ve zafer, diğer tarafta hüzün ve hezimet. Değerlendirmeye gerek var mı acaba diye de düşüyorum ama zaten sizin de bildiğiniz birkaç notu buraya düşmek istiyorum. Çünkü bu sonuçlar bir post-it ile unutulmayacaklar tahtasına yapıştırılacak biçimde enteresandır.
Seçim sonuçları ve AKP’nin birinci parti olarak meclise girmesi belki beklenen bir sonuçtu ama AKP’nin ezici bir çoğunlukta birinci parti olacağı ve yine, yeniden tek başına hükümet olacağına kesin gözüyle bakılmıyordu. Çünkü bazı göstergeler, bazı icraatlar, bazı söylemler aleyhlerindeydi. Üstelik karşılarında, e-muhtıra vardı, Cumhuriyet mitingleri vardı, Anayasa mahkemesinin aldığı kararlar vardı, sayın Erdoğan’ın oğlu’nun aldığı gemicik vardı, Maliye Bakan’ının oğlunun tavukları, yumurtaları ve bu tavuklara aldığı mısırlar vardı, Orman Bakanı’nın oğlu’nun adına kayıtlı evler vardı, vardı vardı vs. Ama Akp tarafında da; dört yılı aşkın bir icraat, altını çizdikleri reel bazı değerler –mesela dış ticaret rakamlarının, özellikle ihracat’ın tavan yapması, enflasyonun tek haneli rakamlara inmesi, paradan sıfırların atılması gibi- vardı. En büyük kozları da, demokratik bir hak olan Cumhurbaşkanlığı seçiminde, sayın Gül’ün seçtirilmemesi ve dolayısı ile bu demokratik haklarının ellerinden alınması gibi sebepleri vardı. Bu haklarının ellerinden alınmasını da “mağduriyet” olarak değerlendirdiler ve mağdur pozisyonunda meydanlara çıktılar. Halk da mağduru sevdi ve AKP’yi bu anlamda destekledi. Desteklemeyenler de oylarını başka bir partiden yana kullandılar ve diğer partilerin de baraj altında kalmasıyla MHP’yi meclise taşıdılar.
Tüm bu cepheleşmeye karşı AKP sandıktan önce birinci parti, sonra da tek başına iktidar olarak yine ve yeniden “yola devam” dedi. Üstelik oy oranını %34’ten %46 gibi bir orana getirerek, çıta yükseltti. Belki vekil sayısını bir önceki gibi tam olarak yakalayamadı ama genel bir tablo değerlendirmesi yapmaya kalktığımızda, Türkiye coğrafyasında, üstelik Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesi gibi, özellikle DTP’nin oldukça güçlü olduğu yerlerde bile oy oranını artırdığı, hatta Karadeniz’de fındıkçılardan bile (kısmen kayıp olsa da) oy aldığı görülüyor. Peki bu tablo da CHP’nin yeri neresi? CHP bir önceki seçimle %19 civarında oy ile 170 milletvekilliği kazanırken, bu seçimde %21’lik oy yüzdesi ile 112 vekil çıkartabildi. Üstelik, kardeş parti DSP’nin kroki vazifesi görmesiyle. Benim görüşüm, CHP tek başına seçime girseydi barajı zar zor bile geçebilirdi. Çünkü bu seçimde kazanılan 112 vekilliğin 13 tanesi DSP’li vekillere ait. Yani listeye konan tüm DSP’liler kazanmışlar. Bir başka anlamda, birkaç gün sonra vekillerin mazbataları dağıtıldığında, bu vekiller “ hadi bize eyvallah” deyip partiden ayrılacaklar. Yani beraberlik geçime kadar değil seçime kadardı. Sonra ne olacak? CHP 100 bareminin altına inecek yani gücünü kaybedecek. Sonra da adına muhalefet diyebilecekler.
CHP genel sekreteri sayın Önder Sav’ın basın açıklamasını dinlediniz mi ? Sayın sekreter sıcağı sıcağına “ Millet bize muhalefet görevini uygun gördü” diye konuştu. Ne bekliyordunuz ki ? Birincisi; Milletin size iktidar gömleği giydirmeyeceği zaten belliydi. İkincisi, biz seçimi kaybettik, savaştık ama yenildik diyemiyorsunuz, bunu belki de onursuzluk olarak kabul ediyorsunuz ama muhalefette kalmayı başarı ve onur olarak görüyorsunuz. Bu bir “hezimettir ve düpedüz başarısızlıktır “ bunu kabul etmelisiniz. Üçüncüsü; partiyi bu seviyeye getirenler kimlerdir? Elbette ki yönetimdir, Yönetimi seçen delegasyondur. Son dört seçimde sürekli başarısızlık elde edilmesinde yönetimin suçu yok ise, yönetim bu seçimden de diğerleri gibi ders çıkartmaz ise; artık CHP tarihe gömülecek demektir. Halk gereken cevabı vermiştir. Bu anlayışla ve bu kadro ile CHP mehter takımı gibi bir ileri iki geri gidiyor durumdadır. Yalnız muhalif olmak için vatandaş size oy vermiyor. Bu ülkenin geleceğinde söz sahibi olasınız siye size oy veriyor. Ve siz verilen oyu ve güveni kullanamıyorsunuz. Bunun içinde, eğer radikal kararlar alamazsanız, silkinemezseniz, kendinizi yenileyemezseniz, değiştiremezseniz bir sonraki seçimde, değil meclise girebilmek ya da barajı geçmek, dün DP’ye verilen ders gibi halk sizi tarihe gömecektir. Hâlbuki Cumhuriyetimizin ve Atatürk’ün en değerli emaneti olan CHP bunu hak etmiyor ve oradaki koltukları hiç te hak etmeyenlerin
olduğu artık net bir şekilde görülmektedir. CHP bir kan değişimi yapmak zorundadır. Vatandaşın sandığa yansıyan sesini duymadılar ise, bugün sokaklarda, kahvelerde konuşulan sese kulak vermeleri gerekmektedir. Bu sesin ne olduğunu da net bir şekilde bildiklerini düşünüyorum.
Seçimin bir diğer enstantanesi ise DP’nin tam bir hezimete uğrayıp %6’nın altında kalması neticesi ile çok başarısız bir seçim geçirmesi idi. Ve bu resmi gören sayın Mehmet Ağar’ın da, daha neticelerin açıklanmaya başladığı ilk saatlerde de istifa etmesi güne damgasını vurmuştu. Sonrasında da diğer yöneticiler de teker teker istifa ettiler. Belki DP kendi sonunu kendisi hazırladı ama istifalar beklenen bir sonuçtu ve bir lider sorumluluğunun nasıl olması gerektiğini, onurlu davranmanın nasıl olması gerektiğini gözler önüne sergiledi.
Seçimden son kare ise; meclise otuza yakın bağımsız vekilin girmesiydi ama asıl fotoğraf bu rakamın yaklaşık 23 tanesinin DTP’li vekillere ait olması ve onların da mecliste grup kuracak olmasıyla, meclisin 4 partiyle, eğer DSP’lilerin de grup kurabilir olacak duruma gelirse ( ki ben bazı CHP’lilerin de istifa edeceğini ve DSP’ye katılacağını düşünüyorum) o zaman 5 parti ile şekillenmesi, oldukça ilginç ve renkli bir tablo ortaya çıkaracak.
Artık seçimler bitti, çok şey geride kaldı. Yeni bir demokratik sayfa açılıyor. Yukarıdaki tablo çok şeyi ifade ediyor.
Bundan sonra, yeni oluşum ve yeni hükümet, sorunların üstüne elbirliği ile gitmeli, Türkiye’yi görünenden de daha fazla demokratikleştirmeli, ülkenin doğusuyla-batısı arasındaki sosyal ve ekonomik uçurumu kaldırmalı, hükümet radikal kararlar alarak, ülkenin önünü açmalı, Türkiye’nin önündeki yolu tıkayan engelleri ortadan kaldıracak uygun sivil anayasa değişikliğini yapabilmeli, refah düzeyini artıracak, fabrikaları, iş yerlerini kapattırmayacak, kepenk indirtmeyecek ekonomik kararları almalı, hiçbir şekilde dış dünya ya tavizkar olmadan, bir sonraki seçimlere düzgün bir Türkiye bırakmalı. Böyle de olacağını düşünüyorum. Zira aksi bir durumda, halkın nasıl cevap verdiği bir kez daha bu seçimde görüldü. Öyle bir tokat yerler ki, bir daha dönmemek üzere bu ülkeyi terk etmek zorunda kalırlar.
Her şey, bu ülke için, bu ülkenin menfaati için yapılmalı, her anlamda küreselleşen dünya’da rolümüzü iyi oynamalı, muasır medeniyet seviyesi en kısa zamanda yakalanmalı ve Türkiye hak ettiği konuma getirilmelidir. Bunun içinde ne bir darbe, ne bir bölücü fonksiyon, ne tavizler olmalı. Türkiye seçilenlere güvenerek oy verdi, seçilenler bu güveni boşa çıkartmamalılardır.
Artık Türkiye'nin kaybedecek bir zmanı ne de kredisi vardır. Hem seçilenler, hem de seçilmeyenler, gerek halkın hakkını savunmak, gerekse geriden geleceklere örnek olması için bunu görebilmelidirler.Zafer de sevinip bayram edebiliyorken, yenilgi de "biz yenildik" deyip, yenilgiyi kabul edip, çekip gitmeyi ve rakibini kutlamayı bilebilmelisin. Liderlik vasfı bunu gerektirir.
Kim ne derse desin, ne yazılırsa yazılsın, bu seçimler demorasi adına çok önemliydi ve bence dün sandıklardan demokrasi çıkmıştır. Bunu böyle görmek, böyle okumak gereklidir.
../..