​ Yenilenebilir enerji ve AKP: Söylem, gerçek ve gelecek / Alternatif Enerji / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Şubat '12

 
Kategori
Alternatif Enerji
 

Yenilenebilir enerji ve AKP: Söylem, gerçek ve gelecek

Yenilenebilir enerji ve AKP: Söylem, gerçek ve gelecek
 

“Üretim sistemi içinde yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarının payını azami ölçüde artıracağız. 2023’te rüzgâr enerjisine dayalı üretim kapasitemizi 1000 MW’tan 20 kat artırarak, 20.000 MW’a çıkaracağız. Güneş enerjisinden elektrik üretiminde ilk 10 ülke arasına gireceğiz. Jeotermal ve güneş enerjisine dayalı enerji santralleri kuracağız. Yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik enerjisi üretimi içerisindeki payının 2023 yılında en az %30 düzeyinde olmasını hedefliyoruz.” [1]

“Türkiye Hazır Hedef 2023” sloganıyla sunduğu hedeflerle seçim propagandasının temelini oluşturan AKP iktidarı, yukarıda alıntıladığımız bölümle, yenilenebilir enerjiye ne denli önem verdiğini kamuoyuna duyuruyordu. İktidar partisi bununla da yetinmiyor, son birkaç yıllık dönemde faaliyete giren rüzgar enerjisi santrallerinin açılışlarında, gerek başbakanın katılımıyla, gerekse diğer önemli düzeydeki kadrolarının katılımıyla boy gösteriyor; bu açılışlarda yenilenebilir enerji kaynaklarını ne kadar önemsediklerinin, kendi iktidarlarında özel sektörün önünü açacak düzenlemeleri gerçekleştirdiklerinin, çıkardıkları yenilenebilir enerji yasası ile enerji sektöründe devrim yaşandığının mesajını verirken, Türkiye’nin enerji ihtiyacının karşılanması için nükleer santrallerin de kaçınılmaz olduğunun hatırlatılmasını da ihmal etmiyordu. [2,3]
 
Aslında bu konuşmalar, “2023 Ak Hedefler”de  “dev bir adım” denilerek sunulan “Mersin Akkuyu ve Sinop’ta toplam 10.000 MW gücünde 8 adet nükleer reaktör devreye alınacak. Ayrıca 5.000 MW gücünde 4 adet reaktörün inşasına başlanacak” [1] hedefinin meydanlardaki ifadelerinden başka bir şey değildi.  
 
AKP hükümeti 2023 yılına kadar iktidarda kalmayı başaracak mı bunu bilemeyiz, ancak ortaya koyduğu hedeflerin kendisi, bu hedeflerin ulaşılabilir olup olmadığı, bu hedeflere ulaşılabilirse neler pahasına ulaşılacağı bizler açısından tartışma konusudur. Nükleer enerji konusuna, 17. sayıda “Gafile Kelam, Nafile Kelam” başlıklı yazıda değinilmişti. Bu yazıda hükümetin yenilenebilir enerji politikalarını incelemeye çalışacağız.
 
AKP iktidarının yenilenebilir enerji politikalarının anlaşılabilmesi için Türkiye’nin enerji politikalarının tarihini kısaca hatırlamakta fayda var: 1980 sonrası, diğer sektörlerde olduğu gibi enerji sektörünün de özel sektöre devredilmesinin adımları atılmaya başlanmış, 1982 tarihinde ilgili yasa ile belediyelerin elindeki elektrik üretim tesisleri, Türkiye Elektrik Kurumuna (TEK) devredilmiştir. 1984 yılında ise çıkan bir yasa ile TEK’in tekel olma konumuna son verilmiş, özel sektörün elektrik üretebilmesinin önü açılmıştır. 1993’te TEK yeniden yapılandırılmış, bünyesindeki üretim, iletim ve dağıtım işlemleri ayrıştırılmıştır; Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş. (TEDAŞ)  dağıtımdan sorumlu, Türkiye Elektrik Üretim-İletim A.Ş. (TEAŞ) ise üretim ve iletimden sorumlu olarak kurulmuştur. Süreç içerisinde TEAŞ da yeniden yapılandırılarak, Türkiye Elektrik Üretim A.Ş (EÜAŞ), Türkiye Elektrik İletim A.Ş. (TEİAŞ) ve Türkiye Elektrik Ticaret ve Taahhüt A.Ş. (TETAŞ) kurulmuştur. Bununla birlikte 2001 yılında çıkan 4628 sayılı yasa ile elektrik piyasasının oluşturulması ve sektörün nihai olarak sermayeye devri hedef alınmış, Enerji Piyasası Denetleme Kurumu (EPDK) kurularak özelleştirme süreci hızlandırılmış, aynı zamanda enerji borsası oluşturulmuştur. TEDAŞ, 20 bölgesel dağıtım şirketine bölünerek teker teker özelleştirilmiştir. EÜAŞ’a bağlı santrallerin ise “işletme hakkı devri” adı altında özel sektöre devredilmesi süreci devam etmektedir. TEİAŞ ve TETAŞ ise şimdilik özelleştirme kapsamında değildir.
 
Enerji sektörünün sermayeye devredilmesinin yanında, küresel ısınma ve iklim değişikliği olgusu ile AB ile bütünleşme hedefi, Türkiye’de yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımını gündeme getirmiş, çok uluslu enerji devlerinin bu alanı da kontrol etmek istemeleri sonucu, özel sektörün bu alana yatırım yapabilmesinin yasal çerçevesi oluşturulmaya başlanmıştır. İlk olarak 2005 yılında teşvik yasası olarak lanse edilen 5346 sayılı yenilenebilir enerji yasası çıkartılmış, ancak pratik engeller sonucu özel sektör tarafından 2007 yılına kadar bu alanda kayda değer yatırım yapılmamıştır. Yasa çeşitli revizyonlardan geçmiş, son olarak ise Aralık 2010 tarihinde kabul edilen 6094 sayılı yasa ile bugünkü haline getirilmiştir.  
 
Günlük enerji borsasının oluşturulmasının, enerji üretim ve dağıtımın özelleştirilmesinin bir sonraki adımı ise devletin enerji sektöründen tümden elini çektiği, üreticilerin kendi müşterilerini bulduğu bir yapının oluşturulmasıdır. Bu hedef ile teşvik mekanizması arasında bir çelişki vardır ve bu çelişki hükümetin teşvik konusundaki sınırlarını belirleyici bir karakterdedir. Çünkü özelleşen dağıtım sektörünün, “serbest rekabet” süreci gereği, ucuz ve düzenli enerji sağlayabilecek üreticilere yönelmek üzere, teşvik mekanizmasına karşı baskı oluşturmaya çalışacağı, rüzgâr gibi ‘güvenilir olmayan’ enerji kaynaklarını dışlamak isteyeceği öngörülebilir. Oysa devlet tarafından verilen enerji alım garantisi ve alım fiyatlarının düzeyi, üretim yatırımcılarının hangi alana yatırım yapacaklarını doğrudan belirlemektedir. Üretim yatırımcıları işin doğası gereği ürettiği enerjiyi karlı olarak satabileceği alana doğru yönelir. Bu kapsamda, yenilebilir enerjiye yönelik yatırımın sermaye tarafından tercih sebebi olabilmesi, bu enerji tiplerinin teşvik edilmesi ve alım garantisi ile mümkün olabilir. Nitekim Almanya, Japonya, Danimarka gibi ülkelerde yenilenebilir enerjinin yüksek oranda kullanılması devletler tarafından sağlanan teşviklerle mümkün hale gelmiştir.
 
Yenilenebilir Enerji Teşviki Neyi Teşvik Ediyor?     
 
6094 sayılı yenilenebilir enerjiye ilişkin yasaya geri dönecek olursak, bu yasanın güneş enerjisine biçtiği alım fiyatı dolayısı ile, yatırımcılara “güneş enerjisine dayalı bir yatırımı aklınızdan çıkarın !” denmiştir [4]. Çünkü önerilen fiyatlarla güneş enerjisine yapılan yatırım, kendisini ancak 20 senede geri döndürebilmektedir. Bu durum güneş enerjisi ile ilgili “ak hedefler”e ulaşmanın mümkün olmayacağı anlamına gelmektedir.  
 
Yasayla birlikte, özellikle yerli imalat santrallere daha yüksek teşvik verilmesi sermaye açısından kısmi bir heyecan yaratmıştır. 2015 yılına kadar gerçekleştirilen yatırımlar için 10 yıl alım garantisi verilmekle birlikte bu tarihten sonraki yatırımlar için belirsizlik durumu söz konudur. Rüzgâr ve jeotermal enerji alanına yatırım yapmak isteyenler için beklentiler kısmen karşılansa da bu türden belirsizlikler sermayenin yatırımlara kuşkulu yaklaşmasına neden olmaktadır. Nükleer enerjiye teşvikte sınır tanımayan hükümet, söz konusu yenilenebilir enerji olunca geleceğe ipotek koymak istememektedir, çünkü yenilenebilir enerji sektörü, nihai anlamda serbest piyasa işleyişine tabi kılınmak istenmektedir.
 
Nükleerle kıyaslandığında, rakamlar hükümetin yenilebilir enerjiyi teşvik etmekteki ciddiyetini (!) daha açık bir şekilde ortaya koymaktadır: Nükleer enerji için Rus şirkete 17.08 Dolar Cent / kwh (12.35 Euro Cent) birim fiyattan 15 yıl süre alım garantisi verilirken, rüzgar enerjisi için 7.3 Dolar Cent / kWh birim fiyattan 10 sene alım garantisi verilmektedir ve 2015 yılı sonrası yatırımlar için  herhangi bir vaat söz konusu değildir.
 
Öte yandan rüzgar enerjisi açısından ortaya çıkan durum, sadece birincil kategoride (en yüksek enerji potansiyeline sahip) bulunan rüzgar alanlarına santral kurulma şansı vermekte, ikincil rüzgar sahaları kapsam dışına itilmektedir. Almanya’da 21.000 MW kurulu güçteki santralin üçüncül rüzgar potansiyeline ait sahalarda kurulduğu hatırlanırsa durum daha iyi anlaşılacaktır. [5]    
 
Yasanın yenilenebilir enerji alanında sadece, maliyetleri daha düşük olan ve son dönemde tartışmalı hale gelen hidroelektrik santraller (HES) için yatırımın önünü açtığını söylemek mümkündür. Aradan geçen sürede diğer alanlarda kayda değer yatırımlar gerçekleşmezken, HES’ler için yapılan yatırımların boyutu bu durumun kanıtıdır. Yasada yer alan ve özellikle HES projeleri için çıkartılan bir madde ise doğal yaşamı tahrip edecek projelerin onaylanması bakanlığın iki dudağı arasına bırakmaktadır:
 
“Milli park, tabiat parkı, tabiat anıtı ile tabiatı koruma alanlarında, muhafaza ormanlarında, yaban hayatı geliştirme sahalarında, özel çevre koruma bölgelerinde ilgili Bakanlığın, doğal sit alanlarında ise ilgili koruma bölge kurulunun olumlu görüşü alınmak kaydıyla yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretim tesislerinin kurulmasına izin verilir.” [6]
 
Denetim de Piyasaya Devrediliyor
 
İlgili yasaya paralel olarak Ekim 2011’de yayınlanan “Elektrik Piyasasında Faaliyet Gösteren Üretim ve Dağıtım Şirketlerinin Lisansları Kapsamındaki Faaliyetlerinin İncelenmesine ve Denetlenmesine İlişkin Yönetmelik”le, denetleme işlerinin özel sektöre ait denetim şirketlerine devredilmesi durumu ortaya çıkmıştır. Bu durum, EPDK’nın yapması gereken denetimin özel sektöre devredilmesi, dolayısı ile kurda kuzu emanet etmek anlamına gelmektedir. Bu durumun sakıncaları başlı başına bir tartışma konusudur.
 
Buraya kadar anlatılanlar, AKP iktidarının, yenilenebilir enerji alanına yatırım yapmak isteyen sermaye sınıfının önünü açması gerektiği sonucu çıkartmak üzere değil, sermaye sınıfına devredilen enerji üretiminin, işin tabiatı gereği en karlı alana yönelmek isteyeceği, bu nedenle de yenilenebilir enerjiyi dışlayacak bir karakter taşıdığını anlatabilmek üzere kaleme alınmıştır. Aynı zamanda yenilenebilir enerji alanında bolca laf üreten AKP hükümetinin mevcut politikaları ile kendi hedeflerine ulaşması mümkün gözükmemekle birlikte, HES örneklerinde olduğu gibi atılacak adımların da başka türden sorunlara ve yıkımlara yol açması kaçınılmazdır. Başka tür tahribatlara yol açmadan yüzde yüz yenilenebilir enerji mümkündür, ancak bunun için mevcut piyasa işleyişinin dışına çıkılması zorunludur.
 
[1] http://www.akhedefler.com/metinicerik.asp
[2] http://arsiv.sabah.com.tr/2006/09/04/eko96.html
[3] http://www.haberpan.com/haber/bugun-ruzgar-yarin-nukleer-santral
[4] S., Ertan, “Türkiye’nin Enerji Politikası Çerçevesinde 29.12.2010 tarihli 6094 Sayılı Yasa Üzerine Değerlendirme”, Elektrik Mühendisleri Odası İzmir Şubesi Bülteni, Şubat 2011
[5] M., Atamer, Rüzgarın Hikayesi, Yeni İnsan Yayınevi, İstanbul, 2011
[6] Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun, www.epdk.gov.tr
 
* Ekmek ve Özgürlük Dergisi 18. sayısında yayınlanmıştır.
 
Toplam blog
: 7
: 735
Kayıt tarihi
: 14.05.11
 
 

"Filozoflar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde yorumlamışlardır; oysa sorun onu değiştirmektir" ..