Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Efsane FB 1907 Baterist Metin

http://blog.milliyet.com.tr/efsanefb1907

26 Eylül '07

 
Kategori
Yetenekler
 

Yetenek-i Terbiye (2)

Yetenek-i Terbiye (2)
 

Bende de hamura katılmış, doğuştan bir şeyler varmış herhalde... Çok küçük yaşlarda çekmeceleri boşaltıp, ters çevirerek önüme dizerdim... Tencere kapaklarınada ip bağlayıp sandalyelere asardım... İşte size eldeki imkanlarla oluşturulmuş bir bateri takımı :) Bir söz vardırya hani "adam olacak dana ...undan belli olur" diye... Benimde o zamandan belliymiş biraz sanırım.

Beykoz' da mahallemizde bir İsmail ağabeyimiz vardı... Kendisi her türlü müzik aletini çalabilen bir yetenekti... Zaten orkestrası da vardı ve düğünlerde çalarlardı. Daha ilkokuldaydım ve sırf müzik aletlerini taşıyabilmek için onlarla düğünlere gitmeye can atardım... Aletlerin taşınmasına yardımcı olmak bile zevkti benim için. Şimdi anlıyorumki ben işe en alttan, mutfaktan başlamışım. Hele davul kuruldumu onu seyretmek bambaşkaydı. Boyum çok uzun değildi yaşıma göre, minyondum biraz... Elektro gitarın boyunun bile benden bir karış uzun olduğu o dönemler, İsmail ağabey tutturdu sana gitar çalmayı öğreteceğim diye. Bense inat ettim, gitardan bile kısayım diye öğrenmedim. O' da benden yedi yaş büyük ağabeyime bas gitar çalmayı öğretti.

Yıllar geçti, lise çağlarında para biriktirmeye başlamıştım. Amacım hayalimdeki bateri takımına sahip olmaktı. Ucuz bir alet değildi, parada çok çabuk birikmiyordu tabi. Aynı zamanda müzik piyasasını takip edip, yeni çıkan albümleri LP olarak arşivimize katmak gibi pahalı bir hobimiz vardı çünkü. İlk işe başladığımda zuladaki davul parasında hızlı bir artış olmaya başladı.

Önce aksamlar dediğimiz, beş parça davul haricindeki ziller, ayaklar vs aldım. Asıl beş ana parçadan oluşan davulun bedeli tamam olunca, onlarıda alarak kombinasyonu tamamlamıştım. Ağabeyimler düğünlerde çalıyor, bende o düğünlerde bulunmaya çalışıyordum. Fakat bu orkestra İsmail ağabeyinki değildi, kendisi mahallemizden taşınıp ayrılmıştı. Gittiğim düğünlerde tef çalarak gruba eşlik ediyor, alatura denen bahşişleri grup adına topluyordum. Genellikle davulcunun başında vakit geçirip hareketleri gözlemleyerek öğrenmeye çalıştım. Gördüğüm ana ritm hareketlerini, evde kurulu duran kendi davulumda uyguluyordum.

Davulcu Mete ağabey kendisini seyretmeme izin vermekle bile bana yeterli iyiliği yapmıştı aslında ama bazen aralarda anlatarak gösterip daha da fazlasını yapmıştı. Veee birgün yine başında dikilirken bana bir sürpriz yaptıki elim ayağım birbirine dolaştı... Bana "seyrettiğin yeter, geç otur bakalım davulun başına" demişti... Hiç sahnede canlı programda çalmış değildim, doğrusu ürktüm! Ritm müziğin direğiydi ve herkes bana uyacaktı... O kısacık saniyeler içerisinde "acaba çuvallarmıyım" düşünceleriyle bocalarken, bütün orkestra üyeleri "hadii otur şurayaaa" şeklinde destek verdiler. Eğer bu referandum olsa altıya bir kaybetmiştim ve bende halkın iradesine uyarak oturdum.

Fakat bu sefer sahne heyecanı sarmıştı... Her zaman üzerinde olduğum sahneye sanki ilk çıkışımdı... Sanki herkes ısrarla bana bakıyordu, öyle bir rahatsızlık oldu bende. Sonra bu sahne telaşı, tatlı bir heyecana dönüştü. O heyecan bambaşkaydı... Ha konser salonu, ha düğün salonu, hepsinde olduğun yer sahne ve hepsinde aynı tatlı heyecan her zaman vardı. Gerçi zaman ilerledikçe, tecrübe kazandıkça rahatlama oldu ama o heyecan hiç eksik olmadı.

Sahne havası bambaşka, anlatmak mümkün değil... Yaşamak lazım o heyecanı, solumak lazım o havayı...

İşte bende böyle seyrederek davulcu oldum, içimdeki ateşi, yeteneği ortaya çıkardım...

*** [devamı gelebilir] ***

 
Toplam blog
: 1907
: 3759
Kayıt tarihi
: 28.07.07
 
 

03 Şubat 1967 İstanbul doğumlu, romantik bir müzisyenim işte... Müzik, bateri, spor, Fenerbahçe, ..