- Kategori
- Felsefe
Yetersiz bilgiyle harmanlanmış bir akıl yürütme denemesi-2

Kabak
3-Her bilimsel sonuç mutlak gerçekliği mi ifade eder?
Karl Popper, (bilginin veya) teorinin bilimsel olabilmesi için yanlışlanabilir olması gerektiğini söylemiş.(5) Tümevarım ve doğrulanabilirlik yöntemini reddeden yaklaşımı ile pozitivizmin karşılaştığı güçlüklere çare bulmaya çalışmış. (6) Öyle deniyor.
Popper'in iddiasını doğru kabul ettiğimizde her bilimsel sonuç, mutlak ve değişmez gerçekliğin son hali değildir. Yani yanlışlanabilir. Özellikle tarih, sosyoloji, psikoloji alanında kesinleşmiş bilimsel bilgiden sözedilemez. Tarihin seyrini, toplumsal olayları ve ruhsal davranış biçimlerini değişmez yasalarla açıklamak mümkün değildir. Bu bilim dallarının konu edindiği olguların sebep sonuç ilişkisine uygun seyretmeme ihtimali her zaman vardır.
Mesela kral ölünce tahta, oğlu yerine başkası geçebilir veya biri, ecelini beklemeden kralı öldürülebilir. Sosoyolojide de durum aynıdır. Toplumlar farklı yaşam tarzları geliştirdiklerinden, sosyal bir gruptan tüm insanlığı tanımlayabilecek kesin sonuçlar çıkarılamaz. Olaya psikoloji açısından baktığımızda da durum değişmeyecektir. Bir çok ruhsal davranışın, normal insan kodlarıyla uyuşmadığını biliyoruz. İnsanların tavır ve davranışları benzerlik gösterse bile her bir fert aslında özeldir. Kimse, bir diğeriyle birebir aynı değildir. O zaman bir kişiyi incelediğimizde tüm insanlar için, "al birini vur ötekine" diyebileceğimiz genel geçer bir sonuç çıkaramayız. Yani bu konulardaki bilimsel neticeler tabiat yasaları gibi düşünülemez.
Buna karşın, tabiat kanunları değişmez ve kesindir. Mesela su, yüz derecede kaynar, sıfır derecede donar. Kütlesi olan her cisim yer çekimine maruz kalır. Artı ve eksi elektrik yüklü bulutlar birbirine çarptığında şimşek oluşur. Her zaman aynı sonucu veren değişmez doğa yasaları insanlığın çok işine yaramıştır. Bilim ve bilim adamları geldikleri aşamayı işte bu kanunlara borçludur.
Ne var ki insan, varedicinin kanunlarını kullanarak geldiği aşamayla şımarmış, kibrine yenik düşerek, yaratıcısına savaş açmıştır.
4-Doğa kuralları ile bilimsel yasaların ilişkisi var mıdır? Ya da doğa yasalarını dışladığımızda bilimi bir başka yere oturtabilir miyiz?
Biraz dikkatlice düşünürsek, "bilimsel buluş" adını verdiğimiz bir çok şeyin esasen, "baştan beri" var olduğunu anlayabiliriz. Yerçekimi, suyun ve havanın kaldırma gücü, atmosfer basıncı, atom, molekül, hücre, dna vs... İnsan bunları sadece keşfetmiştir ve bazılarından yararlanmanın yolunu bulmuştur. Yani yerçekimini insan icadetmemiştir. Havanın kaldırma gücünü de... Ancak o havanın bu özeliğini kullanarak yer çekimini yenmeyi başarmıştır. Dahasını söyleyecek olursak insan, göze bakarak kamerayı, balığa bakarak yüzmeyi, kuşa bakarak uçmayı bulmuştur.
Demek istediğim bu günkü teknolojik gelişmenin temelinde hesaplanabilen, uygulanabilen, ölçülüp biçilebilen doğa yasaları vardır. Yerçekimini hesaba katmadan uçak, suyun kaldırma kuvvetini hesaba katmadan gemi yapamazsınız.
Bir maddenin birden fazla elementten meydana geldiği keşfedilmeseydi, muhtemelen yeni ve farklı maddeler oluşturulamazdı. Karın oluşumu belli ve kesin şartlara bağlı olmasaydı kar makinası yapılamazdı. Elektriği insanlığın hizmetine sunanlar bence gerçek birer dahidir ama elektrik, insanın yoktan varettiği bir şey değildir.
İnsan, kimyasal ve biyolojik yöntemlerle tabiatta varolmayan yeni madde ya da canlı, (bakteri, bitki) üretebilir. Ancak bunu yaparken gene mevcut materyalleri ve doğadan öğrendiği yöntemi kullanır.
Konuyla ilgili çok derin ve geniş bilgiye sahip değilim. Buna rağmen herşeyi kuşatan doğayı ve onun yasalarını dışladığımızda, üzerine bilimi oturtabileceğimiz başka bir destek kalmayacağını düşünüyorum.
5- İnsanoğlu bir canlı meydana getirmeyi başardığında bu, Allah'ın olmadığına bir karine teşkil eder mi?
Canlı cansız her bir şey belli kurallara göre yaratılmıştır. Kanun ve kurallar gereği gibi uygulandığında bir konuda olumlu sonuç almak mümkündür. Gurk tavuğun, yumurtaları kaç derecede kaç gün sakladığını öğrendiğimizde, kuluçka makinasını icadedip yavru çıkardık. Acaba bununla imkansızı mı başardık? Tabi ki, hayır! Sadece tavuğu taklit ettik. İşte bunun gibi insan, yaratıcının onun içine yüklediği bilgiyi keşfettiğinde canlı bir hücre yapabilir. Ancak bu, düşünen insanların inancında bir nakısa meydana getirmeyecektir. Aksine böyle buluşlar, akıl sahiplerini Allah'a daha da yaklaştıracaktır. Çünkü onlar, şaşmaz bir nizamın rastgele oluşumlarla gerçekleşmesinin imkansız olduğuna, her şeyin belli kurallara göre varedildiğine, bunun da ancak bir yaratıcı eliyle yapılabileceğine inanırlar.
Sonuç: Tv de konuşan akademisyenlerin, güya bilimin bu kadar gelişmesine rağmen insanların hala Allah'a inanmaya devam etmesine şaşırır görünmelerini doğrusu aklım almadı. Daha açıkçası, bilim adına sergilenen bu tavrı, akademik seviye kazanmış kişilere yakıştıramadım..
(1)- a-b-c - Türk Dil Kurumu
(2)- Kur'an/ Casiye 24 ("Dehrîler, zamanı esas alırlar, zamanın ve maddenin ebediliğine inanırlar, Allah'ı inkar ederler. Herşeyi tabiattan bilirler. Bugünkü tabirle materyalistler demektir. )
(3)- Kur'an/Casiye 5
(4)- Kur'an/Kamer 49
(5)- www.sanalda1numara.net
(6)- (http://www.flsfdergisi.com/sayi7/59-76.pdf (Sibel Akgün)