Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Kasım '12

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
833
 

Yetişkinin felaketleri 3: Tekdüzelik

Yetişkinin felaketleri 3: Tekdüzelik
 

Hayatın her gün dar bir alanda, aynı şekilde geçtiğini düşünün: Günler ve aylar… Böyle bir hayata kolay kolay katlanılır mı? Bazıları katlanıyorlar. “Alkatraz Kuşçusunu” hatırlayın… Belki kötü bir hayatı vardı ama o hayatı nasıl değiştirmesini bildi? Onlar gibi nice kötü örnekler var. Ama ne yazık ki insanların bir çoğu yaşadığı bu niteliksiz hayatın farkında değil; yada değiştirmek için bir şey yapamıyor.

İnsanların büyük  çoğunluğu hayatlarını monoton olarak sürdürürüyorlar , hiçbir değişimi de göze alamıyorlar. İnsanlar aslında değişimi istemiyorlar. Her gün, her zaman aynı şekilde yaşanılan hayat onlar için ideal. Yatıyorlar, kalkıyorlar, yiyip içiyorlar… Hayat böylece geçip gidiyor; belki de uçup gidiyor…

Bir çok iş yerinde  gün be gün rutin aynı. Kimse, belki yıllar geçiyor da , işlerinde hiçbir değişiklik görmüyor. Böylesi bir değişikliğe de  imkan ve ihtimal vermiyorlar.

Oysa bir bakıyorsun, delinin biri geliyor… “Böyle yaşam , yere batsın; bu yaşam biçimi değişmelidir…” diyor ve değiştirmek için elinden geleni yapıyor…”

Bu durumda insanlar ne yaparlar. Bu değişim isteyen; yeni şeyler isteyen deliye boyun eğerler mi?

Çoğu kez , onu aforoz etmek isterler, iterler kakarlar; onu yok etmek isterler. Ama çıkan bu DELİ , aslında herkesten daha akıllıysa ve tarihi bir evrimin son halkasıysa ve gelişmeye bir katkıda bulunuyorsa…  Çoğu kez de çoğunluk sonunda ona biat edecektir ve yeni bir Deli çıkana kadar bellediği önderinin arkasından gidecektir ve yapılan değişiklikleri esas olarak kabul edecektir.

Ama  “Tekdüzelik”  esasında insan hayatının felaketidir. Tekdüzelik, yada bilinen adıyla monotonluk eğer bir insanın ruhunu satın aldıysa ve bir toplumun ruhunu satın aldıysa , o insan da , o toplum da tatsız tuzsuz bir şey olup çıkacaktır.

Bir süre Arabistan’da çalışmıştım. Bir düğüne çağrılmıştım. Kadınlar ayrı  odalarda, erkekler ayrı yerde, yer sedirlerine oturduk  yemekler yendi; Kuran okundu. Ondan sonra dostça sohbetler edildi ve sonra Arap arkadaşım  “artık düğün bitti gidebiliriz” dedi. “Bir eğlence filan yok mu.?” Diye sordum. “Ne yazık ki yok… Eskiden yapılırmış, onu da hocalar yasakladılar…” dedi.  Düşünebiliyor musunuz; düğününde bile çalıp, söyleyip eğlenemeyen bir toplumu…  Dünyada böyle nice toplumlar var ve eğlenmesini bilmeyen insanlar.

Tabii eğlenmek : kafa çekmek, rakı içmek… Bağırıp, çağırmak değildir… Bunu biliyorum, Ama yaşayan insanın biraz yaşadığından mutlu olması gerekmez mi? Biraz yüzünün gülmesi gerekmez mi?  O da mı yasak?

Tekdüzelik : Yaşamda tekdüzelik; yemek içmekte tekdüzelik; giyim de tekdüzelik … Bir toplum düşünün ki bütün yurttaşlar  siyah (veya beyaz..) elbise giyiyorlar.  O toplum nasıl bir toplum olabilir.

Gazetelerden izliyoruz; bir okul  Müdürü emretmiş , “Bütün öğretmenler, beyaz önlük giyecekler…” Ayrıca, çalışanlar, öğrenciler için de belli kalıplar getirmiş . Ondan başka renkte elbise , forma giyilemiyecekmiş. Toplum için de zaman zaman böyle emirler çıkarılıyor. “Şöyle davranılacak…” Veya “Hemşerim yasak..” Bir sürü emirler ve bir sürü yasaklar… Ondan sonra insanoğlu şaşırıyor; kendisine öylesine sıkı kurallar koyuyor ki… Gidin o toplumu uzaktan seyredin. Ölü cemaatları gibi… “Cemaat bu kulu nasıl tanırdınız? Hakkınızı helal eder misiniz : helal olsun…” Çünkü o ölüdür…

Toplumların da ruhu öldürülebilir. Nasıl? İşte yukarda örneklerini verdik . Eğer insanların yaşama sevinçlerini durmadan törpülerseniz. Durmadan, “ne gülüyorsun; kadın  gibi gülme..” düsturuyla yetiştirirseniz… Durmadan , bütün yapılan densizlikleri, en sert şekilde cezalandırırsanız. Sonunda ne olur biliyor musunuz? Evet, tatsız tuzsuz bir toplum ortaya çıkar da… daha da ötesi var…Allah esirgesin!

İnsanların ruhu ölebilir; toplumların ruhu ölebilir ve kurumların ruhu da ölebilir. Tekdüze, günde sekiz saat kendi işini yapan, sağa sola bakması bile yasak olan insanların yaşadıkları hayattan ne fayda gelir. Beklentileri yok, bir eğlence yok… Zorluklar çok…

Fakat ne yazık ki, insanların büyük çoğunluğu “günlük tik taklarını yaparlar ve buna erdem denilmesini isterler…”  Bu can sıkıcı bir hayattır aslında yaşanılmayan bir hayattır…

Doğal olarak bazı insanoğlu da bazı kurtuluş çareleri arayabilir . Böyle “Monoton” bir toplumdan uzaklaşmak isteyebilir.

Ama ne yazık ki bazı insanların ve bazı kurumların ve toplumların hayatları sonuna kadar  belli bir “Tekdüzelik” çerçevesi içinde kurulmuştur ve o toplumun yasaları, yaptırımları o toplumun insanlarının gülmesine imkan vermez.

Böyle bir toplumun bir bireyi olmak ister misiniz? Böyle  sıkı bir ailede yaşamak ister misiniz? Bazı ailelerde ve kurumlarda hayat çok zordur. İnsanlar ancak kaçarlarsa kurtulurlar.
Ama “kaçmak” içkiyle, sigarayla ve kötü alışkanlıklarla mümkün olursa; o insanın da, kurumun da felaketine yol açar.

İnsanlar ve toplumlar dikkatli olmalıdırlar. İnsanların yaşadıklarından mutlu olmaları gerekir. Bunun için gerekli güdülemeye sahip olmalıdırlar . Bu yaşama sevinci ve güdüsü yoksa; hayat da yoktur. Gerisi ölümü beklemektir.

İnsanı hayat bağlayan en önemli bağlardan biri  “Sanat”tır ; diğer  ise “Spor”… Bunları yapan insanlar genellikle hayatlarından son derece hoşnutturlar. Bunun için önderler insanlara bu fırsatları hazırlamaları gerekir. Eğer insanları mutlu kılmak istiyorlarsa. Ama çoğunun bu  hayatın güzel değerleri umurunda değildir.

İnsan hayatta gülebildiği müddetçe mutlu yaşar. Gül ki insanlar da gülsün, demişler. Ağlayanla hiç kimse kolay kolay ağlamaz. Belki timsah gözyaşları dökerler de..! İşte o kadar.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Merhaba Erdal bey, Bana sanki toplumlar kendilerine dayatılan yaşamı yaşıyorlar gibi geliyor. Tekdüzeliğin bir adım ötesi tembellik, boşvermişlik, aman sendecilik değilmidir? Saygı ve selamlar...

izmirli doksanyedi 
 03.11.2012 11:33
Cevap :
Fazla bir şey beklemezseniz; "Bir lokma,Bir hırka.." ile idare edip giden bir toplum iseniz... Veya böyle olması dayatılmış ise... siz haklısınız. Ama bu anlayış herkes için aynı değil. Saygılar.  03.11.2012 21:55
 

Öğretmenim; "DEĞİŞİM", monotonluktan kurtulmak, bilinmeye koşmaktır ya, bizim toplum "duragan toplum" olduğundan "değişim" den korkar. "Değişim" i yaşayan bireyleri de o nedenle hep "sapkın" sayar. Bilirsiniz, sanatçılar toplumun "değişim" yaratan bireyleridir. Ama siz sanattan anlamayan, sanat eserlerine "ucube" diyen bir zihniyetle yetiştirirseniz yeni bireyleri, bana "senin gibi dinsizleri aramızda istemiyoruz." diyen imam hatip lisesi 11. sınıfta okuyan bir kızımız türü nesiller yaratırsınız... Üzüntüm bunadır öğretmenim... Okuyan-araştıran-soran-soruşturan bir nesil gelmiyor maalesef. Tembel, ev ödevlerini bile "google amcasına" soran bir nesil... Dilini, dinini, tarihini bilmeyen; bilmediği için de sorgulamayan bir nesil... Siz daha iyi bilirsiniz, ben okuduklarımdan öğrendim siz yaşadıklarınızdan. Nerede cumhuriyetin ilk ve ikinci kuşak nesli nerede bu nesil ? Saygılarımla ellerinizden öptüm öğretmenim...

UFUK KESİCİ 
 03.11.2012 9:23
Cevap :
Bunu anlatmaya çalışıyorum.Aslında "Duruk bir toplum"uz. Değişmekten korkuyoruz. Ama bilim de, teknoloji de toplumları da, insanları da değişmeye, gelişmeye, ileri doğru olmaya iter. Bilimi, teknolojisi, sanatı ileri bir toplumda insanlar durdukları yerde duramazlar. Mutlaka yaratıcı olmaya zorunludurlar. Sorgulamaya, yeni şeyler bulmaya zorunludurlar. Yoksa ayni yerde, aynı inançlarla, ayni bilgi düzeyinde yaşayalım derseniz... Düşersiniz. Tıpkı Osmanlı Devleti'nin düştüğü gibi... Sağolun; değerli düşüncelerinizle aydınlatıyorsunuz.  03.11.2012 22:01
 

Kıymetli Üstat Erdal CEYHAN: İçinde bulunduğumuz bu dönemde hayat monoton bir hayata dönüşmüştür.Güneş doğmuş ise sabahtır,gündüzdür, Güneş batmış ise Akşamdır,gecedir misali.Çok az insan mutludur, mutluluk ve ona bağlı olarak gülmek iç duyguların tümünün onayı ile mümkündür,yoksa gözle,kaşla gülmek, dudak ve dille mutluyum demek, doğruyu eğri göstermektir.Geriye kalan sizinde değindiğiniz gibi kişinin Sanata,spora ve benzer uğraşlara yönelmektir.İnsanları yönlendirenlerin ve yönetenlerin dünleri ile bu günleri arasında fark yok ise,hayat kendiliğinden monoton hayat olmuş ve insanlarda ona uymaktadır.Böyle bir yaşam şekline çareler üretmek gereklidir.Selamlar,saygılar sunuyorum..

Mehmet Burakgazi 
 02.11.2012 14:31
Cevap :
Kuşkusuz her günü farklı; her anı farklı olan ve durmadan çalışan insanlar vardır... Fakat o insanlar bile sakin bir anlarında baktıkları zaman , hayatlarının o kadar da ilginç olduğunu söyleyemezler. İnsanın hayatı nasıl zevkli, güzel, insana yakışır bir şekilde olabilir? Bunu ancak yaşadığı hayattan zevk duymayanlar bilebilir ve onların değiştirmeyi istemesi gerekir. İnsana başkaları çok fazla bir şey yapamaz. Önemli olan insanın kendisinin "AYMASI.." gerisi yalan. Saygılar Burakgazi.  02.11.2012 18:05
 

Dışarıdan bir insana baktığımızda onu göründüğü şekliyle algılarız. Ancak herkes göründüğü gibi olmayabilir. Toplum içindeyken belli kalıplara girer, "cemiyet hayatının kurallarına" uyarız, ancak bu bir noktaya kadardır. İnsanların bir de "özel yaşamları" var ve inanın göründüğü gibi olmayabiliyor. Mesai saatinin bitiminde insanların çoğu farklı bir havaya girebiliyor. Bir de iç dünyalarına girebilsek bambaşka alemlere dalardık herhalde. Saygıyla.

Güz Özlemi 
 02.11.2012 13:17
Cevap :
O da doğru. Hani , derler ya "Dışı seni, içi beni yakar..." öyle ikili yaşam süren insanlar vardır. Çok mudur? Onu bilemem. Ama yine de israr ediyorum çoğumuzun hayatı oldukça tekdüze... Ne yapmalı? Bunun çarelerini ben sanatta ve sporda görebiliyorum. Belki de yanılıyorum...Bilemiyorum. Saygılar, esenlikler.  02.11.2012 14:12
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 2579
Toplam yorum
: 10204
Toplam mesaj
: 237
Ort. okunma sayısı
: 837
Kayıt tarihi
: 24.10.10
 
 

Mesleğim eğitimcilik… Şimdi artık emekli bir vatandaşım… biraz şairlik, biraz hayalcilik, biraz s..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster