- Kategori
- Sinema
Yetmişlerde bir rüya

Tarık Akan’ın eski filmlerini kaç defa bıkmadan usanmadan izlediniz? Siz de Kemal Sunal’ın esprileriyle mi büyüdünüz? Ayhan Işık ince bıyıklarını okşayıp aşk dolu bir bakış attığında kalbi deli gibi çarpan genç kızlardan mısınız yoksa? Ya da Türkan Şoray’ın baygın bakışlarına vurulan delikanlılardan mısınız? Aşk şarkıları denince aklınıza Ajda Pekkan mı gelir? Siyah beyaz sizin için ne ifade eder?
Eski filmler, eski müzikler, eski resimler, eski arabalar...Belki de bir zamanların popüler kültürüne takılıp kalan tek millet biziz. Toplumumuz mu kirlendi yoksa artık ölümsüz aşklar, bitmeyen arkadaşlıklar kalmadı mı? Çok mu soru sordum? Sorgulamanın bedeli bu sanırım.
Biz toplum olarak klasik yapıya tutunmuş, bir türlü değerlerinden vazgeçmeyen bir benliğe sahibiz. Ne hükümetler geldi, ne darbeler geçti, ne felaketler atlatıldı ama biz hala geçmişte bize sunulan Yeşilçam’ın büyülü dünyasından çıkamadık. Kim ne kadar eleştirirse eleştirsin dünyanın hiçbir yerinde sinema kültürü insanları böylesine sıkı bir şekilde belli bir zaman dilimine özendirmemiştir. Amerikan sineması hep ileriye dönük ve fakat anlık zevkler sunuyor. Star Wars(Yıldız Savaşları) izleyince kaç Amerikalı neler hissediyordur?
Yetmişleri görmedim, seksenlerde henüz çocuktum, doksanlar rüzgar gibi geçti hayatımdan, çok şükür eşek kadar oldum şimdi ama değişmeyen birşey var: sinema kültürümüz. Farklı kuşaklardan insanlar yan yana oturup aynı şeyi izleyip aynı espriye gülebiliyorlarsa ortada kuşak çatışmasına meydan okuyan bir yapıt var demektir. Bu her ne olursa olsun(film, müzik, vs) milyon dolarlık bir proje olmasına gerek yok. Her ne kadar Batı Kültüründe romantizm yavaş yavaş yerini materyalizme veya ucuz aşklara bırakıyorsa da bizim kültürümüzde aşkların, arkadaşlıkların temeli hala ortak değerlerimize dayanıyor. Amerikan Sineması bu günlerde seyircisini memnun etmek için milyon dolarlar harcayıp farklı yapıtlar sunuyor da hala salonları dolduramıyor. İdda ediyorum eski bir Yeşilçam filmini Türkiye çapında yazlık sinemalarda gösterime soksalar insanlar sırf eskiden babalarımız, annelerimiz el ele tutuşup açık hava sinemalarında neler hissediyormuş diye merak edip bilet alır.
Yalnızca oyuncular değil bizi etkileyen ve fakat hep aynı iyi adamlar, hep aynı kötü kadınlar ve muhteşem duygu yüklü müzikler. Yaz gelip de yeni filmler çıktığında durumu olmayan izleyiciler önce sinemanın yanında sesleri dinler, filmin nasıl olduğuna karar verir(romantik, macera, vs) ona göre bilet alırlarmış bir sonraki gösterime. Yeşilçam’ın en güzel zamanlarını bir solukta içimize çekmişiz ve öyle bir solumuşuz ki bu havayı hücrelerimize işlemiş unutulmaz replikler, bakışlar, müzikler...Biz değerlerine bağnazca bağlanan eski kafa insanlar değiliz. Biz, geçmişi bugünün güzelliğinde ondan aynı tadı alarak yaşayan insanlarız.