- Kategori
- Üniversiteler
YGS'de kaç puan aldın?

Bazen arkadaşlar soruyorlar:
"Üniversite'de ne okudun ?" diye, bazen de daha direkt sorular geliyor "Gazetecilik mi /Uluslararası ilişkiler mi okudunuz ?" türünden. Anlamak mümkün! Yazdığınız konuyu tüm boyutlarıyla analiz edip anlaşılır bir dille insanlara sunduğunuzda karşı tarafta "kesin gazetecilik okumuştur-uluslararası ilişkiler mezunudur''kabilinden bir algı bırakıyorsunuz.
Sorulduğu için söyleyeyim:
Ne "gazetecilik" ne "uluslararası ilişkiler" mezunuyum. Devletin diplomamda benim için uygun gördüğü sıfatla "Ekonomist"im.
Ama bu sıfatla hiç bir zaman yetinmedim. Hatta gerekmedikçe kullanmadım da...
Merak ve girişkenlikle yaptığım her işi önce "araştırarak" daha sonra "danışarak" yapmaya çalışıyorum.
Üniversite eğitiminin ve hatta hayat boyu aldığımız eğitimin amacı da bu değil mi zaten?
Sadece etiketleri ve sıfatları olan ama mükemmel teknik eğitim almış bir insan(yada robot mu desem) olmayı mı seçersiniz yoksa "çok yönlü","çok boyutlu","araştıran","okuyan","sorgulayan" ve tüm bunların sonucunda"empati" kurabilen bir insan olmayı mı?
Ülkemiz ve içinde bulunduğumuz coğrafya "empati" yoksunu canlılarla dolu."Sevgisiz-Saygısız", sadece "eleştiren", sadece "konuşan" ama "dinle(ye)meyen"!
Gençler belki birazda haklı olarak kapağı bir yerlere atmanın derdinde!
Oysa üniversite eğitimi, hangi okuldan mezun olursanız olun, herkese başarılı bir hayat vaat etmiyor.
Genç arkadaşları sosyal medyada ve iş hayatında gözlemliyorum.
Geçenlerde facebook'da bir tartışma grubunda genç bir bayan arkadaş,YGS'de başarılı olmanın formülünü çözmüş! ama bir yandan da veryansın ediyordu.
Ona göre; ''YGS Birincisi 4 bölümden 40'ar tane, toplamda 160 soruyu 160 dakika içinde çözmüş öğrencidir. Heyecan yapmamış, stres yapmamış, tek bir tane soruyu bile yanlış okumamış, her bir soruyu 1 dakika içinde yanıtlamış, 160 dakika boyunca şöyle bir gerinip vücudunu esnetmemiş, hatta burnunu bile kaşımamıştır. Türkçe bölümünde 30-35 adet paragraf sorusunun hepsini 1'er dakika içinde okumuş, anlamış, doğru cevaplandırmıştır....
Ve bu çocuk 18 yaşındadır. Günde 18 saat ders çalışabilecek kadar beyni boştur. Hiçbir düşünce beynini işgal etmemiş, hiçbir konuda kafasında merak uyanmamış, bilgisayar oyunlarını bırakınız internete bile girmemiştir. Hatta sınıftan bir kıza bile aşık olmamıştır ki konsantrasyonu bozulsun...Hiçbir düşünce akımına ilgi duymamış, hiçbir düşünce üretmemiştir. Sadece ve sadece test çözmüştür!...''
Özellikle şu bölüme dikkat!:
''İstediği üniversiteye girerek akademik kariyer yapabilecek, meslek kazanabilecek, iş bulup hayatını geçindirebilecek imkana sahiptir şu anda. İsterse bilim, isterse sanat, isterse düşünce adamı olabilir...''
O kadar kolay değil genç bayan!
Aslında sana kızmıyorum. Sizi ve geçmişte bizleri 3-4 harfli sınavlara mahkum eden hatalı eğitim anlayışımıza kızıyorum.
O 3-4 harfli sınavlarla kapağı attığın üniversite hayatından sonra karşılaşacağın gerçek o kadar farklı olacak ki!
Tamam diploma sahibi olmak önemli bu ülkede ama bu ülke aynı zamanda ''diplomalı cahiller'' ülkesi!...
Meslek lisesi diplomalılardan bile daha fazla üniversite diplomalı işsizler ülkesi Türkiye'de verilen üniversite eğitiminin kalitesini tartışmamız gerekiyor.
Popüler amaçlarla ''her ile en az bir üniversite'' söylemi ve mantar gibi açılan bazı vakıf üniversiteleri Sözcü Gazetesi yazarı Mustafa Sönmez in tabiriyle sadece ''gençlerin üniversite gazını'' almak için kurulmuş gibiler.
Burada hemen bir parantez açıp yurt içi ve yurt dışında ün yapmış, kalitesini ıspatlamış devlet ve vakıf üniversitelerimizden bahsetmediğimizi hemen vurgulayalım. Keşke hepsi onlar gibi olsa...
Ne diyorduk?
Gençlerin yüksek öğrenim sonrası yüzlerine çarpan hayatın katı gerçeği...
Kaliteli bir eğitim alıp, okul yıllarında staj imkanı buldularsa nispeten şanslarının daha fazla olduğu iş piyasasında bir başka problem de iş hayatında başlıyor...
Kuşak tartışmasına girmeyeceğim.
Profesyonel hayatta hemen her kuşakla bir arada çalışıyorum.
İşin zor yanı gençlerimizin sadece mesleki gelişimlerine odaklanırken kişisel gelişimlerini göz ardı etmeleri.
Üniversite de hatalı burada. Tamam ''mesleki eğitim'' vereceksiniz ama topluluk önünde konuşamayan hatta iki kelimeyi bir araya getirip sunum yapamayan bir eleman ne kadar faydalı olacak ki iş hayatında...
Tam da bu noktada mademki üniversitelerimiz yetersiz kalıyor o zaman bir kaç öneride biz yapalım genç arkadaşlara belki saygıdeğer hocalarımızın da ''iş hayatından'' kulaklarını biraz çınlatmış oluruz:
Hayat sadece testlerden ibaret değil. Bazen cevapları sizin yaratmanız gerekiyor. Sorun,s orgulayın ve hata yapmaktan korkmayın. Başarıyı ancak ''hata yapmaktan çekinmeyen'' insanlar inşa eder. Bunun için de okuyun ama sadece size verilen ders kitaplarını değil ''kişisel gelişim'' ve gerçek hayattan vaka çalışmalarını içeren iş kitaplarını da okuyun.
Word'ü, Excel'i mutlaka öğrenin ve ilerletin ama''Powerpoint'' ve ''Project'' de kullanırsanız bir farkınız olur!
Okurken mutlaka staj yapın! Ama yaparken de işi anlamaya çalışın,sorular sorun, ARAŞTIRIN ÖNERİLER GETİRİN!
*Takım çalışmasının ne olduğunu mutlaka öğrenin. Bugüne kadar bir çok şeyi tek başınıza başardınız ama bundan sonra şahsi başarınız ancak takıma olan katkınızla ölçülecek!
''Ağ'' deyince sadece bilgisayar ağı gelmesin hatırınıza. ''Kişisel Ağınızı'' okul yıllarında örmeye başlayın.
'Yabancı dil'' konusu çok çetrefilli ama iş piyasasında söylemeye gerek yok tabi ki olmazsa olmaz önemde...
En önemlisi hobilerinizden asla vazgeçmeyin. İş hayatında kişisel markanız sadece diplomanız yada mezun olduğunuz okulla değil kişiliğinizle de çok bağlantılıdır.İlgi duyun, ilgi duyduğunuz şeyi geliştirin ve paylaşın!
Herşeyde olduğu gibi yüksek öğretim sistemimizi de baştan aşağıya yenilememiz gerekiyor. Sadece YÖK'ten kurtulmakta kurtarmayacak üniversitelerimizi. Zihniyetimizi değiştirmemiz gerekiyor.
Belki de anaokulundan başlamak lazım bilmiyorum!
Bu yazıyı 2014 YGS'den sonra yazmıştım.
Değişen bir şey var mı?
Gerçekten nasıl bir eğitim alıyor gençlerimiz adım başı açılan üniversitlerde?
Sağlıcakla...

