- Kategori
- Ruh Sağlığı
Yıldım!

Cumartesi dahil çalıştığım için, Pazar günleri yatak keyfi yapabiliyorum..
Uyanıyorum, “Pazar” olduğu aklıma geliyor….
“ Yat oğlum Ali” diyorum..
Bir iki saat daha kıvrılıyorum..
Şimdiye kadar çok çeşitli şekillerde uyandırıldığım oldu…
“ Koğuş kalk!” diye bağıran da, sabahın saat yedisinde “ Kömür geldi kardeşim, arabanı çekivericen mi?” diyeni de..
Araba benim olsa çekeceğim tabii de!
***
Bir de sabahları acı acı çalan telefonlar var..
Hani şu don paça fırlayıp, beyin iptalken,
Açtığınız;
Karşıda ki “kiminle görüşüyorum” diye sorduğunda
Değişik cevaplar arasında gidip gelirken, yanlış numara olduğunu anlayıp, arayanın bilumum akrabalarına saygılarınızı, hürmetlerinizi sunduğunuz telefonlar….
***
Mahalleden geçen bir sokak satıcısının sesine de, egzozu patlak bir arabanın çıkarttığı gürültüye de, çocuklarına avazı çıktığı kadar bağıran komşularımızın patırtılarına da uyandığım oldu..
***
Cumartesi gecesi balıktan iki gibi döndüm.
Fenerbahçe- Sivas maçını kaçırdığım için banttan izledim..( Roberto Carlos gol atmış, golü göreceğim)
Sonrasında dolaptaki biralar aklımı çeldi. Balkonda sabah beşe kadar oturdum. Keyif yaptım.
Geceyi seviyorum ya! “Gizeminden ne kadar faydalanırsam o kadar iyi” dedim..
Saat altı gibi, gün ışırken, sabah serinliğinde, evin kapı ve pencerelerinin açık olmasından kaynaklanan tatlı cereyanda, dudaklarımdaki tatlı gülümseme ile vurdum kafayı yattım
***
Saat on gibi kafam zonklayarak açtım gözlerimi
Yatalı dört saat olmuş,
Bu saatte duymamam, olmaması gereken bir ses var.
Seyyar satıcı sesi değil.
Telefon sesi değil.
Kapı zilini çalan komşumuz değil.
Benden üç ay önce asker olmuş “paşa” havalarında “koğuş kalk” diye bağıran “kadro” dediğimiz asker değil…
***
Sabahın onundaki ses……
Zurna sesi…
Mahallede ne var?
Sünnet düğünü!!!
***
Peygamber donumla çıktım balkona, “ben bu adamlar ne yapabilirim” diye düşünürken, hasır sepet içindeki soğanları gördüm…Bütün gücümle iki soğan fırlattım adamalara, mesafe uzak vuramadım..