- Kategori
- Sanat Eğitimi
Yine dünyaya rezil olduk!?
Ne verimli, ne zengin, ne bitmez tükenmez bir kaynakmış şu bizim Anadolumuz…
Yiye yiye, çala çala, vere vere bitiremedik bu zenginliklerimizi…
Değerlerini bilemiyoruz, okumuyoruz, öğrenmiyoruz, çevremizi iyi gözlemleyemiyoruz, çağa bir türlü ayak uyduramıyoruz ve binlerce yıllık bu zenginliklerimize “mal bulmuş Mağribi gibi” saldıranlara hiç engel olamıyoruz!..
Duydunuz mu bilmiyorum? Cumhuriyet Gazetesi’nden Selda Güneysu’nun haberine göre; Ankara Resim ve Heykel Müzesi’nde sergilenen ünlü ressamlarımız Osman Hamdi Bey ve İbrahim Çallı’nın milyonlarca dolar değerindeki tablolarının üzerlerine, bilgisiz ve bilinçsiz hizmetliler soba boyası sıçratmışlar, iyi mi!?
O güzide insan Osman Hamdi Bey ki; bizim Lagina (Turgut) ve Stratonikeia (Eskihisar)’da bulunan ve en azı 2.500 yıllık olan tarihi kalıntılarımıza sahip çıkmış, Avrupalı tarih hırsızlarına fırsat vermemiş, buradan derlediği birçok eseri, o günlerin zor şartlarında İstanbul’a götürüp, müze kurarak sergilemiştir ve bizlere armağan etmiştir…
Osman Hamdi Bey canhıraş bunları yaparken, bizim “Gerileme Devri” Padişahları ne yapmışlardır?
Aç gözlü Avrupalı tarih hırsızları, Anadolu’da buldukları paha biçilemez mermer heykelleri, bu örümcek kafalı Padişahlardan dilenmişler, bir avuç bilinçli insanımız ise bu işe direnmişler, ama sonuçta Padişah efendimizin; “Götürün, götürün; bu taşlardan bizde tonlarcası var, Batılı dostlara hediyemiz olsun yahu!..” demesiyle, en değerli heykellerimiz bugün Avrupa müzelerinde bulunuyor!
Bugünlere geliyoruz, yine değişen bir şey yok!
En büyük kentlerimizden birinin Büyükşehir Belediye Başkanı çıkıp, çıplak gördüğü bir heykel için; “Böyle sanatın içine tüküreyim” diyebiliyor, yazık!..
Bir türlü öğrenemedik, bir türlü değerlerini bilemedik! Güzel Anadolumun zenginliklerini, tıpkı bir ‘Anaç İnek’ gibi sütünü sağdılar, doymadılar, hâlâ da doymuyorlar!..
Bu cahilce densizliğimiz sadece tablolar ve heykellerde mi oluyor?
Siz zannediyor musunuz ki, Lagina ve Stratonikeia’da çıkarılan ve bugün müzelerimizde gururla sergilediğimiz eserler; Osman Hamdi Beyin devamı olarak, çok değerli arkeologlarımız Prof. Dr. Yusuf Boysan, Prof. Dr. Ahmet Tırpan, Prof. Dr. Çetin Şahin, Prof. Dr. Haluk Aşkın veDoç. Bilal Söğüt hocalarımız olmasaydı, bunlar bugün elimizde olacaktı?
Şunu bilin ki, asla elimizde olmayacaklardı!..
Çünkü, yeni yetme ve bu konuda bilinçsiz bizler, o Linyit Kömürü yataklarını en ağır makinelerle darmadağın edecek, kömürü alınca da, oraları öylece bırakacaktık!..
Ama onların mücadelesi sonucu, enerji üretenlerin her türlü dayatmalarına rağmen kömür çıkarma işleri sık sık durduruldu, eserler alındıktan sonra işlerine devam edip, kömür bitince de, bilinçli GELİ Müessese Müdürlerimiz tarafından, kömür havzaları ağaçlandırılarak bırakıldı… Bugün Yatağan, işte bu yüzden dünyanın en büyük “Akasya Ormanı” olan tek yerleşim yeridir…
Atatürk ne diyordu: “Sanata ve sanatçıya önem vermeyen bir milletin, hayat damarlarından bir kopmuş demektir!”
Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul – zurna az… Biz daha ne diyelim ki; Yüce Allah bu milletin cehalet içinde yüzen, hâlâ ‘göbeğini kaşıyan’ insanlarına tez zamanda biraz akıl – fikir verir inşallah!..
Sakin KOŞAR…