- Kategori
- Çalışma Yaşamı
Yine Tuzla, yine ölüm...

Ölüm tersaneleri...
İki gün önce Tuzla’daki bir tersanede bir işçinin daha can verdiği haberi yansıdı gazetelere... Bu işçinin o tersanede ölen 11., Tuzla Tersaneler Bölgesinde ölen 101. ve Türkiye genelinde tersanede ölen 127. işçi olduğunu açıkladı Limter-İş Sendikası... Aynı olayda ağır yaralanan ve en kısa zamanda sağlığına kavuşmasını dilediğim bir işçi daha var. Bu ölümler öylesine kanıksandı ki, bu tersane işçilerinin canını alan cinayetlerin sonuncusu da öncekilerin akıbetine uğradı ve açılım saçılım tartışmaları arasında davulcu osuruğu olmaktan öteye gidemedi.
Yaklaşık on dört ay önce Tuzla’daki ölümlere ilişkin yazmıştım. İnsan canının önemsenmediği bir ülkede yaşamanın ve bu konuda elinden hiç bir şey gelmemesinin utanç ve çaresizliğiyle, o yazıyı –hiç bir etkisi olmayacağını bile bile- yeniden yayına alıyorum.
* * *
Tuzla tersanelerinde geçtiğimiz günlerde ard arda gelen işçi ölümlerinden 94’ncü ölüm yansıdı medyaya ve elbette bununla ilgili değerlendirmeler de geli geliverdi peşi sıra. İlgili ve ilgisiz görüşler arasında bazı gerçekler var ki; ülkemiz adına gerçekten utanç verici!
Örneğin Gemi İnşa Sanayicileri Birliği’nin (GİSBİR) kamuoyuna açıkladığına göre; “<ı>Tuzla tersanelerindeki ölümler dünya ortalamasının altındaı>” imiş! Tersanelerdeki işçi ölümlerinde dünya ortalamasını bile tutturamamışız, gel de utanma! Önce “<ı>acaba bu
Ama ardından; tersanelerdeki ölümleri araştırmak için oluşturulan TBMM Araştırma Komisyonu’na
<ı>“Tersanelerdeki kazaların artması, işin kötü olduğundan değil, işçi sayısının son iki yılda artmasından kaynaklanıyor. Dar alanlarda çok sayıda işçi ı><ı>çalışıyor. İnsanlarımız yüksekte çalışırken, ya kişisel koruyucu donanım kullanmıyorlar ya da fizyolojik olarak yüksekte bulunmadığı için dengesini kaybedip düşüyorlar. Tansiyonu düşüyor, gözü kararıyor, vesaire... Köyden hiç ayrılmamış insanlar, sanayiye girdiğinde üzüntü verici kazalar oluyor. Aslında diğer sektörler incelendiğinde tersanelerdeki iş kazaları çok küçük yer tutuyor. Maden ocağında gaz patlamasında 250 insan ölüyor. Tersanelerde son iki yılda peş peşe ölümlerin olması ve bu işin başka nedenlerle gündeme getirilmesi, tersanelerde sanki ‘facialar varmış’ gibi gösteriliyor. Ama oranlara bakınca o kadar büyük değil.”ı>
<ı>ı>
Gördüğünüz gibi Tersane sahiplerinin bu ölümlerde hiçbir sorumluluğu ve suçu yok. İş koşulları da kötü değil. Bütün suç işçi sayısının artmasında, tansiyonların düşmesinde, gözlerin kararmasında, işçilerin yüksekte dengelerini sağlayamamalarında, kişisel olarak koruyucu donanım kullanmamalarında… Yani bütün suç işçilerde.
Ama bütün bunlara rağmen tersanelerde işçi ölümlerinde dünya ortalamasının altında kalmış olmamız çok üzücü. Mademki bu ölümler oluyor, biraz daha gayretle dünya ortalamasını yakalamak ve hatta geçmek vatani bir görev olarak algılanmalı ve bu amaçla gerekli teşvikler yapılmalı. Bu işi her ne kadar Gemi İnşa Sahipleri ve İSGÜM Genel Müdürü Kasım Özer beyefendi kadar bilemesem de, karınca kararınca ve haddim olmayarak bir iki öneride bulunabilirim.
Örneğin Tuzla tersanelerindeki 100. ölüme gönüllü olacak işçiye bir şilt ya da kupa verileceği ilan edilebilir. Yüksekte çalışan işçilerden gözlerini bağlayıp da çalışacaklara yarım yevmiye fazla verileceği taahhüt edilebilir. Ayrıca kişi başına milli geliri bir gecede iki bin dolar arttırma başarısı gösteren TÜİK yeni bir istatistik hesabı ile işçi ölümlerinde dünya ortalamasını geride bıraktığımızı açıklayabilir…
Evet, bu utançtan kurtulmak için hepimize büyük görevler düşüyor. Ben bu birkaç öneri ile üzerime düşeni yaptığım kanaatindeyim, ne mutlu bana!