- Kategori
- Sağlıklı Yaşam
Yoğun bakım ne demek anne?

Hikayemi birçok blog yazarı ile paylaşmıştım; blog yazmaya abimin hastalığının kafamdaki kara bulutları dağıtması için başlamıştım. İlk blog yazımda "yaşamın kıyısında yürüyen kardeşim" olmuştu.
Abimin ilik nakli için hastaneye yatışının 221.gününde beyne yerleşen CMV virüsünün, beyninde yarattığı hasarlar nedeni yoğun bakım ünitesine alındı. Tahmin edeceğiniz üzere Cerrahpaşa Tıp Fak.yer olmadığı için dışarıya, özel bir hastaneye sevkedildi. SSK ile anlaşması olmayan Metropolitan Florence Nigtingale hastanesine acilen gitmek zorunda kaldık. Bizim durumumuzda olan hastalar için en uygun yoğun bakım şartları oradaydı çünkü. Tabi ki Cerrahpaşa’daki yoğun bakım ünitelerinde yer açılıncaya kadar. Buraya kadar herşey çok güzel de Metropolitan F.N.hastanesi yoğun bakım için günlük 5000 YTL. civarında fatura çıkarıyor ve SSK ile anlaşması yok. Yani hergün için cepten 5000 YTL. Gibi bir para çıkması sözkonusu.
Aradan geçen dört günde ne Cerrahpaşa’da bir yer açıldı ne de abimde bir iyilişme belirtisi görüldü. Ne kadar yoğun bakımda kalacağımız da belli olmadığından ve bu maddi külfetin altından kalkamayacağımız için başka hastanelerle irtibata geçildi. Ne bir SSK ne bir devlet hastanesinde yoğun bakım içimn yer yoktu. O sırada Yedikule Surp Pırgiç Ermeni Kilisesi Vakfı hastanesinde yer olduğunu öğrendik. Tabi ki oranında SSK ile anlaşması yoktu ama günlük 1000-1500 YTL arasında bir tedevi masrafı çıkıyordu ki kötünün iyisi olarak değerlendirmek üzere Yedikule’ye giderek yüzyüze konuşmaya karar verdik.
Hastaneye doğru yol alırken kafamda "hepimiz Ermeni’yiz" sloganına duyulan tepkiler canlandı. Bu slogana ben insani olarak yaklaşsamda tepki veren birileri bizim yerimizde olsalardı bir Ermeni hastanesine giderler miydi acaba? Bize yoğun bakımda Pervin hanım’la görüşmemiz gerektiği söylendi. İkinci kata çıkarken 200 yıllık taş binanın heybeti ve her yerin temizliği beni etkilemişti. Yoğun bakım ünitesinin kapısındaki diyafona Pervin hanım’la görüşmek istediğimizi söyledik. Mavi doktor kıyafetinin üzerinde beyaz önlüğü ile güler yüzlü bir hanım bizi karşıladı; Pervin hanımdı bizi karşılayan. Sıcakkanlı ve güleryüzlü, tamam dedim "doğru adresteyiz". Hastanın transferi konusunda anlaştıktan sonra Metropolitan’dan bir Ermeni hasta beklediklerini söyleyip bize’siz Ermeni’misiniz? " diye sordu."Pervin hanım, günün klişe sözünü söyleyeceğim”dedim: " hepimiz Ermeni’yiz"."Ben de bozkurtum" dedi. Gülüştük ve ertesi gün transferi gerçekleştirmek için sözleştiktan sonra ayrıldık. Ertesi gün isim tabelalarını okurken gözüme ilişen bir isim beni müthiş güldürdü: Prof.Dr Pervin Bozkurt -Anestezi ve Reanimasyon-. Bizi karşılayan Pervin hanım hem alçakgönüllü, sıcakkanlı ve esprili birisi olduğunu göstermişti. Sonradan öğrendim ki O’da benim hastamın kritik durumunda bile hoşgörü ve espri ile "hepimiz Ermeni’yiz" diye yaklaşımımı hastanedeki arkadaşları ile paylaşmış ve onların da hoşuna gitmiş.
Bugün yoğun bakımda geçen 14.günümüz. Surp Pırgiç Ermeni Hastanesinde geçen 10.günümüz. Doktorlarımız hastamızın tablosunu pek parlak anlatmıyorlar. Solunum desteği devam ediyor, başka hiçbir tepki göstermiyor. Bitkisel hayat ile koma arasında bir yerlerde abim şu anda ve bizim dua etmekten başka elimizden gelen bir şey yok. Abimin Afyon’daki anneannesinde kalan 9 yaşındaki kızı Deniz’i karne tatili için İstanbul’a getirmiştik. Babamı göreceğim dediğinde annesi "baban yoğun bakımda kızım" demişti.
Deniz’in cevabı kulağımda çınlıyor şimdi: "Yoğun bakım ne demek anne ? ".
Sizler de dualarınızı eksik etmeyin lütfen...