- Kategori
- Kentleşme
Yoksulluk ve yerel yönetimlerin rolü

Belediyeler kentsel yoksulluğu azaltacak ve yok edecek çalışmalar yapmalıdırlar..
26. DÜNYA ŞEHİRCİLİK GÜNÜ KOLOKYUMU
“ YOKSULLUK, KENT YOKSULLUĞU VE PLANLAMA”
“ YOKSULLUK VE YEREL YÖNETİMLERİN ROLÜ”
I. AMAÇ ve KAVRAMSAL ÇERÇEVE
Bu bildiride; kentsel yaşam ve mekan kalitesi ile “Yoksulluk”, “Kent Yoksulluğu” arasındaki ilişki üzerinde durulacak ve “Yerel Yönetim” lerin rolü üzerinde görüş üretilmeye çalışılacaktır.
“Kent Yoksulluğu” : Sadece ulusal gelirin düşüklüğü ve paylaşımındaki adaletsizliklerden ibaret değildir.
1. Kent Yoksulluğu; mahalle ve sokak ölçeğinden başlanarak “yaşam çevresi”(habitat) kalite ve niteliklerini belirleyen bir tanımlama olmalıdır.
2. Bu kavramda; çevresel, görsel, estetik, duygusal kaygı ve niteliklere yönelik öğeler de yer almalıdır.
3. Bu kavramda; “doğal, kültürel ve tarihsel değerlerin sürdürülebilir korunması ve geliştirilmesine”, yönelik ilke ve politikalar yer almalıdır.
Özetle; ”Kent Yoksulluğu”; basit bir gelir ve kente yansıması olgusu olmaktan öte, bir anlamda, kaynakların düşüncesizce/akılsızca kullanımı, israf edilmesi, belirli bir plan/proje/tasarım disiplininden yoksun, “Kent Politikası” olmaksızın kullanımıdır.
“Kent Politikası” olgusu ile “Yerel Yönetimler” arasında doğrudan bir ilişki kurularak, yerel yönetimlerin “Kent Yoksulluğu” konusundaki yetki, görev ve sorumlulukları tartışılacaktır.
II. VARSAYIMLAR VE TEORİK ÇERÇEVE
VARSAYIM 1:
“Kent Yoksulluğu” aynı zamanda “Yaşam Çevresi Kalitesi” dir. Bu kavram; kentsel teknik ve sosyal donatı alanlarının yeterliliği ve niteliği ile doğrudan bağlantılıdır ve ölçülebilir. Kentsel çevrede içme suyu, katı/sıvı atık toplama/bertarafı, arıtma sistemlerinin olup olmaması, elektrik ve tele iletişim, ulaşım sistemlerinin varlığı/yokluğu bu kavramın derecelendirilmesinde kullanılmalıdır.
Eğer tüm altyapı sistemleri iyi kötü işler halde ise, ama kanalizasyon arıtma sistemi, çöp deponi tesisi yok ise o kentte “Kent Yoksulluğu”dan ve sağlıksız bir kent yaşamı ve çevre sorunlarından bahsedilebilir.
Günümüzde pek çok kentte bu sağlıksız yaşam koşulu geçerlidir. Başkent Ankara’da bile çöp deponi sistemi oluşturulamamıştır, Mamak çöplüğünün durumu bilinmektedir.
Deprem, heyelan, su baskını, yangın gibi afetlere karşı örgütlülük düzeyi, önleyici önlemler de “Kentsel Yoksulluk” kavramı içerisinde yer almalıdır.
Teknik donatı nitelik ve niceliği yanı sıra; sosyal donatı alanlarının niteliği ve niceliği de “Kent Yoksulluğu” ve “Yoksulluk” kavramlarının ölçülebilirliğinde bir göstergedir.
Örneğin; yeşil alan standartlarının (k/m2) düşüklüğü bir çok kentin (Ankara dahil) kent yoksulluğunun en önemli göstergelerinden biridir.
Ayrıca, yeşil alanların nitelik, kalite ve kamusal kullanıma açıklığı gibi göstergelere bakılırsa, insan yaşamında önemi bulunan yeşil alanların standartların ne kadar altında olduğu görülebilir.
VARSAYIM 2 :
“Yaşam Çevresi” ve “Yaşam Kalitesi”; akılcı sürdürülebilir, plan/projelerle, programlarla ve yerel aktörlerin/halkın katılımı sağlanarak arttırılabilir: Kentlerde yaşam çevresi ve kalitesinin arttırılması ile “Kent Yoksulluğu” ile mücadele edilebilir.
1. Planlama ve projelendirme çalışmalarının uygulanması esnasında; o yörede yaşayan kişilerin işgücü katkılarının alınması ve iş olanakları yaratılması olasıdır.
2. Her türlü planlama ve projelendirmede, özellikle kentsel tasarım, koruma, sağlıklaştırma, dönüşüm ve çevre düzenlenmesi çalışmalarında nitelikli/niteliksiz işgücüne gereksinim bulunmaktadır. 3. Bu çalışmalar “Yaşam kalitesini” geliştirmeye yönelik olduğu kadar, “Kent yoksulluğu” na da çözüm üretmeyi hedeflemelidir.
4. Yerel projeler, yerel halkın katılımı ve yerel işgücünü seferber ederek, geleneksel imece yöntemlerine benzer şekilde örgütlenebilir. Sivil Toplum Örgütlerinin katılımı ve katkısı önem taşımaktadır.
5. Bu çalışmalar, “yerel yönetimler” tarafından akılcı bir şekilde tasarlanmalı ve örgütlenmelidir.
VARSAYIM 3 :
Kent Yoksulluğu/ yoksulluk ile mücadele etmede “Kent Politikası”, “Kentsel Dönüşüm Plan/Projeleri” ve “Özel Kamusal Projeler” büyük önem taşımaktadır.
Çünkü; bunlar hem küçük/yerel iş olanakları, hem de Kentsel Dönüşüm, Yenileşme ve Sağlıklaştırma (Islah) sağlarlar.
VARSAYIM 4:
Kent yoksulluğu ile mücadele etme, “Sürdürülebilir Kalkınma” strateji ve politikalarının da temel bir alt bileşenidir.
Çevre ve kentsel kaynakların planlı ve akılcı (rasyonel) kullanımı, sürdürülebilir kalkınmanın temel öngörülerindendir.
VARSAYIM 5:
Sürdürülebilir Kentsel Gelişim / Yenileme / Dönüşüm ve Sağlıklaştırma Politikalarının en önemli tasarlayıcısı ve uygulayıcısı “ Yerel Yönetimler” dir.
Yerel Yönetimler bu görevlerini yerel halkın, sivil toplum örgütlerinin ve merkezi yönetimin desteğini alarak gerçekleştirebilirler.
Bu bildiride kent yoksulluğu, dolayısı ile yoksulluk ile savaşımda Yerel Yönetimlerin ve bu savaşımda önem taşıyan “Kentsel Dönüşüm Plan ve Projeleri” rolü üzerinde durulacaktır.
Bunlar;
1. Portakal Çiçeği Vadisi Dönüşüm Projesi,
2. Ulus, Hacı Bayram Camii Çevre Düzenleme Projesi,
gibi kentin yasal olmayan, ve tarihi kent dokusu gibi yapılaşma ve çöküntü bölgelerinde sosyal-ekonomik sorunlu kesimlerinde ele alınmış ve uygulanmış projelerin incelenmesi hedeflenmektedir.
Bu değerlendirme sonucunda; Yerel Yönetimlerin kent yoksulluğu konusunda yetki, görev ve sorumlulukları irdelenecek ve genelleştirilebilecek sonuçlara varılması hedeflenecektir.
TANIMLAR ve ANLAMLARI
1. Merkezden Yönetim ve Yerinden Yönetim
Merkezden yönetim, bir ülkede merkezi yönetimin kamu görevlilerinin daha geniş yetkilere sahip olduğu ve alt kademelerin yetkilerinin ve takdir haklarının azaldığı bir yönetim biçimidir . Eğer Anayasa ve diğer yasalarla, aynı ülke içinde yerel nitelikte ve aynı organlara ve yetkilere sahip kuruluşlara yer verilmiş ise, bu tür yönetim biçimine de yerinden yönetim (adem-i merkeziyet, decentralisation) denilmektedir. Yerinden yönetimde, yerel örgütler ve bunların memurları merkez örgütlerinden emir almazlar, ancak, merkezin belirli sınırlar içinde denetleme yetkileri vardır. Yerel örgütler kararlarını kendileri alırlar, ayrı bütçeleri vardır.
2. Yönetsel Denetleme (İdari Vesayet):
Yerinden yönetim kuruluşların, merkezden yönetim organlarının denetleme yetkileri vardır. Bu yetkiye “İdari Vesayet” denilmektedir. İdari vesayet, devletin yerinden yönetim kuruluşları üzerindeki denetleme yetkisidir. Devlet böylece, yerinden yönetim kuruluşlarının çalışmalarında gerekli yasalara ve kurallara uyulmasını sağlar.
3. Özerklik:
Muhtariyet (Autonomie) sözcüğünün tam karşılığı olarak kullanılan özerklik, bir toplumda demokratik hükümet etmenin gerçekleşmesinde ve insan hak ve hürriyetlerin korunmasında bazı kurumlar için temel bir unsur sayılmakta, bazı hizmetlerin bu tür kurumlar aracılığı ile yürütülmesinde, ülke çıkarları yönünden yarar görülmektedir.
“Özerklik”, merkezden yönetimin ve bürokratik çalışmanın sakıncalarını gidermek veya azaltmak için düşünülen bir yönetim biçimidir. Yetkilerin tek elde toplanması, kararların üst düzeylerde merkez organları tarafından alınması, yürütmeyi geciktirmekte ve hizmetleri aksatmaktadır .
Özerkliğin Sınırı: Özerklik, özerklik tanınan idarelerin etkin kararlar almasını ve ülke çıkarlarına daha iyi uyan hizmetler yapabilmesini sağlamak için tanınmıştır. “Genel çıkarlara ve yasalara uygunluğun ötesine ve ilerisine geçilmesini gerektirir.”
Özerkliğin boyutları Anayasa ve yasaların çizdiği sınırlar içinde kalır. Yasaları olumsuz yorumlayarak ülke çıkarlarına ters kararlar almak ve bu doğrultuda uygulamalar yapmak özerklikle bağdaşmaz.
“Özerklik” hizmetler daha iyi yürütülsün diye tanınmıştır. Özerkliğin amacı kişilere kişisel çıkarlar sağlamak, ayrıcalıklar tanımak değildir.
Günümüzde belediyelerin (yerel yönetimlerin) birçok uygulaması plansız, keyfi, politik/ parasal, çıkar sağlayıcı olduğu görülmektedir. Bu durum kamu kaynaklarının verimsiz, geri dönüşü olmayan, anlamsız harcamalara yönlendirilmesine neden olmaktadır. Yukarıdaki tanımlar da yerel yönetimlerin ve merkezi yönetimin yetki ve sorumluluklarını anımsatmak için verilmiştir.
“Kentsel yoksulluk”, “kent yoksulluğu”, kavramları sadece kişilerin bireysel gelir düşüklüğü, GSMH içindeki yerinin en altta olması demek değildir.
Kentlerde “Kent Yoksulluğu” ;
• Sosyal, teknik donatı alanlarının eksikliği, yetersizliği ve nitelik/kalite yoksunluğu,
• Yaşam çevresindeki yetersizlikler, eksiklikler ve nitelik/kalite sorunları,
olarak iki grupta özetlenebilir.
III. SOSYAL ve TEKNİK DONATI “YOKSULLUĞU”
Rekreasyon alanları, yeşil/spor alanları, kentsel park standartları (kişi/m2) yetersizliği, bulunmaması, kalite yetersizlikleri,
Eğitim, sağlık, sosyal – kültürel, dinsel, kamusal tesislerin standartlarının (k/m2) yetersizliği, kalite ve nitelik yetersizlikleri,
III.1. Teknik Altyapı :
Su Sistemleri:
İçme/ kullanma/atık su sistemleri ile özellikle çevre korunması bakımından önem taşıyan arıtma sistemlerinin, sellere neden olan yağmursuyu drenaj sistemlerinin yetersizlikleri, yoksulluğu,
III.2. Teknik Altyapı :
Elektrik, tele iletişim, doğal gaz vb teknik altyapı ile konut konforuna yönelik sistemlerin yetersizliği, yer yer olmaması,
III.3. Teknik Altyapı :
Ulaşım Sistemleri: Sağlıksız, yetersiz olması, dolmuş vb marjinal sistemler ile çözüm aranması, toplu taşın sistemlerinin bulunmaması, yetersizliği, kapasite düşüklüğü,
Mühendislik çözümlerinin yeterli ve çağdaş düzeyde olmaması, özellikle MİA’ların otopark, servis/yaya sistemlerinin yetersiz, plansız bulunması,
IV. YAŞAM ÇEVRESİ “YOKSULLUĞU”
Kentlerde “Yaşam Çevrelerinde” karşı karşıya bulunulan bazı önemli sorunları “Kentsel Yoksulluk” kavramı içerisinde değerlendirmek olasıdır.
Bunların bir çoğu planlama, projelendirme, program ve teknik bilgi yetersizliklerinden kaynaklanmaktadır
Sorunların temelinde “Yerel Yönetimler” in uygulamaları ve güncel yanlış kentsel politikalar yatmaktadır.
“Yaşam Çevresi Yoksulluğu” yaratan sorunlar başlıca;
1. Ucuz kentsel arsa ve gecekonduya alternatif konut üretimindeki yetersizlikler, imarlı konut alanlarındaki yüksek yoğunluklu uygulamalar,
2. Sürekli kazılan yollar, koordinasyonsuz altyapı çalışmaları,
3. Sürekli değiştirilen kaldırımlar, yenilenen asfaltlar ve rögar vb çalışmalar,
4. Her seçim döneminde yenilenen kent mobilyaları (Çöp kutusu, banklar, aydınlatma elemanları vd), duraklar, büfeler,
5. Sürekli yerleri ve kimlikleri değişen duraklar, hatta ağaçlar, sokak isimleri vb.
V. YEREL YÖNETİMLERİN ROLÜ
Sosyal ve teknik donatı “Yoksulluğu” na çözüm üretmeye yönelik yetki ve sorumluluklar;
Yeşil, spor ve rekreasyon alanları standartlarının yükseltilmesi, İmar Yasası uyarınca Yerel Yönetimler tarafından hazırlanacak “Nazım” ve “Uygulama İmar Planları” ile gerçekleşebilir.
Özellikle kentlerde hazine arazileri ve diğer kamusal toprakların değerlendirilmesi ve arazi yağmasının önlenmesi ile mümkündür.
Eğitim, sağlık, sosyal-kültürel, dinsel ve kamusal alan standartlarının yükseltilmesi de benzer şekilde yerel yönetimlerin “Planlı Kentsel Politikalar” izlemesi ile gerçekleşebilecektir.
Yerel yönetimlerin, su kaynaklarının korunması ve geliştirilmesi, işletim ve dağıtımına yönelik yetki ve sorumlulukları bulunmaktadır.
Metropoliten kent yönetimleri (Büyükşehir Belediyeleri) özel yönetim birimleri oluşturarak (İSKİ, ASKİ, BUSKİ), son yıllarda etkin altyapı projeleri hazırlayıp uygulamaya koymuşlardır. Bu altyapı projelerinin bir kısmı yurtdışı kredileri ile gerçekleştirilmiştir.
Yerel yönetimlerin büyük bir kısmının ülke genel bütçesine yüklenen borçlarının ülke enflasyonu ve borçlarında payı olduğu söylenmektedir.
Altyapı uygulamalarında merkezi yönetimin yetkileri ve uygulamaları ağırlık taşımaktadır.
Büyükşehir Belediyeleri teknik altyapı yatırımlarını Merkezi Yönetimin de desteğini (İller Bankası) alarak, büyük ölçüde kendi çabaları ile sürdürmektedirler. Bu yatırımlarda da dış kredi kullanımı dış borçların artmasına ve dolaylı yoldan “Kent Yoksulluğu” nun artmasına neden olmaktadır.
Ulaşım sistemleri;
Yerel Yönetimlerin en büyük yatırım kalemlerinden biridir. Özellikle, toplu taşın sistemleri, alt-üst geçit yapımı, yerel yönetimlerin en maliyetli uygulamalardır.
3030 Sayılı Yasa uyarınca metropoliten kent bütünündeki bütün uygulamalarda Büyükşehir Belediyeleri yetkilidir.
Yanlış ulaşım sistemi seçimi, plansız yatırımlar, “Kent yoksulluğu” yaratan yanlış ve büyük maliyetli uygulamalardır.
Ucuz Konut ve Kentsel Dönüşüm Projeleri :
Yerel yönetimlerin “Kent Yoksulluğu”na çözüm üretmede en etkili olabileceği alanlar kentsel mekan dönüşümlerine uygun olan alanlardır .
VI. ÖRNEK 1 : PORTAKAL ÇİÇEĞİ VADİSİ KENTSEL GELİŞME PROJESİ
Bu proje; kentsel rantların akılcı kullanımı ile hem kamunun hem de, o yörede yaşayanların yararına uygulamaların yapılabileceğini gösteren somut bir örnektir. Kentsel donatı alanlarının yetersizliği “Kent yoksulluğu” kavramında önemli bir yer tutmaktadır.
1990’lı yılların başında Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin, Dikmen Vadisi, Hacı Bayram, Batıkent, Eryaman ve benzeri projelerinde uyguladığı; projeden etkilenecek kişilerin temsilcileri ile projenin uygulanmasından sorumlu belediye bürokratlarının katıldığı “Proje Karar Kurulu” yaklaşımının farklı bir biçimi bu projede uygulanmaktadır. .
“Gecekondudan Çağdaş Kente (GEÇAK)”, “Portakal Çiçeği” ve “Dikmen Vadisi Kentsel Dönüşüm Projesi” gibi “Dönüşüm Projeleri” kamu eliyle özel sektöre ve gecekondu yapanlara belirli rantlar getirse bile elde edilen yaşam çevresi, açık ve yeşil alanlar bakımından önemli kazanımlar olduğu söylenebilir. Kent yoksulluğunun giderilmesinde bir araç olarak kullanılabilir.
Ancak, kamu eliyle gecekondu yapanların ödüllendirilmesi, inşaat firmalarının büyük rantlar elde etmeleri bu projelerin eleştirilmesi gerekli yönleridir.
Ayrıca; Portakal Çiçeği Vadisinde yeşil alanların tam olarak gerçekleştirilememiş olmasına rağmen yapılaşmaların tamamlanmış olması da eleştirilmesi gerekli bir başka yönüdür.
Portakal Çiçeği Vadisi Kentsel Gelişme Projesi’nde kurumsal yapı, arsa sahiplerinden gerek belediye, gerekse kişiler ve girişimcinin kamu ve özel kesim işbirliği ile bir araya geldikleri bir şirket örgütlenmesi biçimdedir. Böyle bir yapı içinde modelin oluşturulması, proje yönetiminin nasıl olacağı, proje hukuk düzeninin nasıl kurulacağı, finansmanın nasıl yaratılacağı vb. gibi konular, kısacası “Proje Senaryosu” projeden doğrudan etkilenen kişilerce birlikte tasarlanmıştır .
Proje, mülkiyetin toplulaştırılması, finansmanın sağlanması ve proje yönetim biçiminin belirlenmesi konularını içeren bir dinamizme ve sürece sahiptir.
Projenin dinamizmini farklı gruplar oluşturmaktadır. Bunlardan biri proje alanı içinde imar hakları bulunan arsa sahipleridir. Bu grup projeden doğrudan etkilenen ve projenin kaderini belirleyen gruptur. İkinci grup ise vadideki gecekondularda yaşayan halktır. Üçüncü grubu ise proje kararlarından doğrudan etkilenmemelerine rağmen, vadideki yatırımlardan etkilenen kentte ve özellikle vadi çevresinde yaşayanlar oluşturmaktadır.
PROJEDEN ETKİLENEN GRUPLARIN İSTEMLERİ
BELEDİYE
(Kamulaştırma yapmadan / kaynak ayırmadan projenin gerçekleşmesi)
ARSA SAHİPLERİ
(Güvence / Yönetime katılım / İmar hakkı karşılığında rayiç değer)
GECEKONDULU
(Güven içinde yaşayacakları tapusu olan altyapılı arsa)
VADİ YAKIN ÇEVRESİ ANKARA HALKI
(Çağdaş kentsel bir çevre)
Proje dinamizminin harekete geçirilmesi ve başarı şansı özellikle projeden doğrudan etkilenen grubun ve vadide yapılacak yatırımlardan dolayı etkilenecek grubun ortaya konulan amaçlar çerçevesinde bir araya getirilmesi ile mümkün olmaktadır.
Modelde;
• Ankara’ya çağdaş ve kentsel standardı yüksek bir alan kazandırılması,
• Belediye’nin kaynak ayırmadan, “kendi kaynağını kendi yaratan” bir proje gerçekleştirmesi,
• Arsa sahiplerinin geçmişte aldıkları imar hakkı karşılığında projede yaratılacak değerlerden pay alması,
amaçlanmıştır.
Model, proje amaçları ve uzmanlaşmanın sağlanabilmesi için belirlenen ilkeler, arsa sahipleri ile yapılan bir dizi toplantı ve ikili görüşmelerde tartışılmıştır.
Tartışmalar sonucunda varılan uzlaşmanın temel ilkeleri ve konuları şunlardır;
• Vadi içinde yer alan tüm arsaların gerek bulunduğu konum, gerekse geçmişte verilen imar hakları yönünde aynı değerde kabul edilmesi, yani eşitlik ilkesi,
• Geçmiş yıllarda vadi içinde verilmiş imar haklarının düşürülmesi, ancak yaratılacak kentsel standardı yüksek çevre ve inşaat kalitesi sayesinde arsa sahiplerinin mağdur edilmemesi,
• Vadinin en az % 70-80’inin yeşil alan olarak düzenlenmesi,
• Projedeki yatırımların gerçekleşmesi için arsa sahiplerinden, gerek Belediye, gerekse kişilerin kaynak ayırmamaları, yani projenin kendi kaynağını kendi yaratması.
Projenin başlaması için gerekli en önemli süreç uzlaşmadır. Arsa sahiplerinin büyük bir çoğunluğu ile uzlaşılması sonucunda Portaş A.Ş kurulmuştur.
Proje öncesi, vadinin yaklaşık % 52.0’si Belediye, % 47.0’si kişi mülkiyetinde iken, uygulanan model sonucunda % 80 ’lik bir alan projeye uzlaşma yoluyla dahil edilmiştir .
Vadide yapılacak en önemli yatırım yeşil alandır. Yaklaşık 80.000 m2 büyüklüğündeki yeşil alan Seymenler ve Botanik Parklarından daha büyük olacaktır.
Yeşil alanda tüm Ankaralıların yararlanacağı aktiviteler ve imaj noktaları yaratılacaktır. Bunlar kent balkonu, kent asansörü, vadi girişleri, derin vadi imajı, spor alanları, meydanlar, yaya köprüleri olacaktır.
Vadide yapılacak ikinci önemli yatırım ise Ansera’dır. Yaklaşık 40 m çaplı cam kubbenin altında, portakal ağacının da yetişeceği seranın yanı sıra cep sinemaları, tiyatro, bowling ve bilardo salonlarının yer aldığı kültürel ve ticari alanlar da bulunacaktır.
Projeye anlaşma yoluyla girenlere verilecek ve proje finansmanını yaratacak konut inşaatları ise üçüncü önemli yatırımı oluşturmaktadır. Yaklaşık 300 lüks konutun inşa edileceği bloklarda yüzme havuzu, sauna ve kapalı otopark olacaktır.
Sonuç olarak, Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin “Yeşil ve Çağdaş Bir Ankara” hedefi doğrultusunda planlanan Portakal Çiçeği Vadisi Kentsel Geliştirme Projesi Başkente, kamuya maliyet yüklemeden, geniş yeşil alanlar, kültür ve eğlence merkezleri, lüks konut ve işyeri alanları ile beraber bakımlı ve kaliteli bir çevre ile yaşayan bir vadi kazandırmayı hedeflemektedir.
Projede elde edilen rantın bu şirket aracılığı ile rantı yüksek olmayan gecekondu kesimlerinde, tarihsel çevrelerde ve planlı kent kesimlerinde kentsel projelerde kullanılması ile, dikeydeki kentsel rantların kamu yararına değerlendirilmesi süreci başlayacaktır. Projenin eleştirilmesi gerekli bir başka yönü de, kentin başka kesimlerine böyle bir “Rant Transferi Modeli” ni öngörmemiş olmasıdır.
VII. ÖRNEK 2 : HACIBAYRAM CAMİİ ÇEVRE DÜZENLEME PROJESİ
Hacı Bayram Camii çevresi, “I. Derece Kentsel Sit Alanı” olarak belirlenmiştir . Bu kesimde 1983-1984 yıllarında “ Hacı Bayram II. Çevre Koruma İmar Planı” hazırlanmıştır .
Hacı Bayram Camii ve Augustos (Ogüst) Mabedi’ nin bulunduğu, 1989 yılı öncesi otopark ve dolmuş durağı olarak kullanılan meydan ile yolu içeren kısmın 1/ 500 Ölçekli Çevre Düzenleme Projeleri “Ulus Tarihi Kent Merkezi Çevre Düzenleme Yarışması” sonucunda elde edilmiştir . Ulus Tarihi Kent Merkezi Koruma-Islah İmar Planı çerçevesinde genel hedef; geleneksel kent merkezinin çöküntü bölgesi haline dönüşen yapısını yeniden ele alıp, korunması ve sağlıklaştırılması, dolayısı ile kentsel ve kültürel/çevresel yoksulluğa çözümler üretmektir. Hacıbayram Çevre Düzenlemesinin hedefi ise, sahip olduğu tarihsel, kültürel ve turistik özellikleri ile korunması ve yaşatılması gereken bu alanın erişilebilir ve yaya ağırlıklı kullanılabilir bir kent meydanı oluşturmaktır.
Uygulamada Karşılaşılan Sorunlar ve Geliştirilen Çözümler
ODTÜ Proje Grubu, Hacı Bayram Camii Çevre Düzenleme Projesi’ni (1 / 200 ve daha büyük ölçeklerde detay projelerini) hazırlamıştır. Proje’ de, teknik konuların yanı sıra, konunun “ toplumsal boyutlarına da dikkat edilmesi gerektiği ”, yalnızca bir mekan düzenlemesi olarak ele alınmadığı, bu çevrede yaşayanların, burayla ilgili tüm kararlara bir mekanizma çerçevesinde katıldığı belirtilmektedir. Bu alanda yaratılan değerin nasıl paylaşılacağına ilişkin bir mekanizma, “Hacı Bayram Karar Kurulu” denilen bir örgütlenme oluşturulmuştur .
Uygulamada, Büyükşehir Belediyesi “Proje Demokrasisi” adı verilen bir sistem uygulamaya koymuştur. Bu sistemde; Hacı Bayram Projesi ile ilgili olarak alınan her türlü karar, mekan düzenlemesinde, kaynakların kullanılmasına kadar, mutlaka o projenin muhatabı olan insanların da katıldığı bir kurul tarafından alınmış ve bu kurulun gözetimi ve denetiminde uygulanmıştır. Bankalardan, çeşitli finansman kuruluşlarına kadar bir takım kuruluşların bu proje ile ilgilenmeleri ve ona destek vermeleri, ancak böyle bir değer paylaşım sistemiyle olanaklı olabilecektir.
Buna benzer sistemler yaratılarak, kişilerin işin içine girmeleri sağlanırsa ve orada yaratılacak projeden değer elde edeceklerini ve o değeri hakça paylaşacaklarını bilirlerse; kültür politikalarının yanı sıra koruma politikalarında da “Demokratikleşme” sağlanmış olacağı belirtilmektedir .
Koruma Politikaları, kentlerde “Hemşehrilik Bilinci” nin yaratılması açısından da çok önem taşımaktadır. Korunan yerler, korunma durumunda olan yerler aynı zamanda o kentte yaşayan insanlar için anı odaklarıdır. Ankara gibi insanların neredeyse tümünün başka yerlerden geldiği kentlerde, ortak anı odaklarının korunması yaşamsal önem taşımaktadır.
Oluşturulan “Hacı Bayram Karar Kurulu” nda yer alan kişi ve kuruluşlar şunlardır:
YÖNETİM:
Ankara Büyük Şehir Belediye Başkanı
Altındağ Belediye Başkanı
SEKRETERYA:
• İmar Dairesi Başkanlığı
1. Özel Kişi ve Kuruluşlar İle Sivil Toplum Örgütlerinin Temsilcileri:
-Mülk sahipleri,
-Esnaf derneklerinin temsilcileri,
-Dini işlerle ilgili kuruluşların temsilcileri,
-Kiracıları temsil eden kişiler,
??. Büyük Şehir Belediyesi temsilcileri:
-Emlak Dairesi Başkanı, -Fen İşleri Dairesi Başkanı,
-Hukuk, -Maliye, -İstimlak Müdürlükleri.
Yapmak ve uygulamak, İmar, Fen İşleri, Emlak ve Hukuk Dairesi arasında yatay koordinasyon gerektirmektedir. Belediye' nin örgütlenmesi ise dikey bir örgütlenmedir.
Hacı Bayram Camii Meydan Düzenlemesi' nde uygulanan strateji; başlangıçta, kamulaştırma olmadan bir şey inşa emek ve daha sonra burada yaratılan değeri vererek, bir takım başka değerleri Belediye mülkiyetine geçirerek ve inşa ederek, bir tür “doldur boşalt” yöntemi uygulamak olmuştur . Bu yöntem de tarihsel çevrelerdeki çevre düzenleme uygulamaları için önemli ipuçları vermektedir.
1983 yılında başlayan koruma planlaması ve çevre düzenleme çalışmalarının, 1986 yılında yarışma ile uygulamaya doğru yönlendirildiği ve 1993 yılında tamamlandığı görülmektedir. 10 yılı aşkın süren bu süreç izlendiğinde kamunun etkin olarak proje ve uygulama yapmasındaki sıkıntıları görülmektedir.
Bu sorunlar şu şekilde özetlenebilir:
1-Yerel Yönetimlerin teknik ve parasal açıdan yetersiz olması, bilgi ve deneyim birikiminin bulunmaması,
2-Yerel Yönetimlerin kendileri ve merkezi yönetimle olan ilişkilerinde iletişim ve eşgüdüm eksikleri, bürokratik engeller,
3-Yerel Yönetimin uygulama alanında yaşayan halkın planlama ve uygulamaya olumlu katkı ve katılımlarını sağlamda yaşadığı zorluklar ve yetersizlikler,
4-Yasal ve yönetsel çerçevede bulunan yetki kargaşası.
Ayrıca; proje öncesi, otobüs ve dolmuşlar, özel araçlar için bir otopark ve durak noktası olan meydan, düzenlemeden kısa bir süre sonra denetimsizlik nedeniyle dolmuşlar hariç aynı durumuna geri dönmüştür.
Doku korunması, kültürel varlıkların korunması Projenin başlıca hedeflerinden biri olmasına rağmen, özellikle Hacıbayram’a Anafartalar Caddesi’nden ulaşan aksın batı kesiminin tamamen yok edilmesi de Projenin eleştirilen uygulamalarındandır.
Meydanın ölçeğinin kaçması, yoğun ve aşırı mimari unsurlar kullanılarak Cami ve Augustos Mabedi’nin mütevazı yapısının zedelenmesi, meydandan Kale manzarasının kısmen kapanması da eleştirilmesi gerekli noktalardır.
Ancak, projenin Ulus tarihsel kent merkezindeki çöküntü bölgesinin bir bölümünü sağlıklaştırarak, alana bir dinamizm ve çağdaş bir çehre kazandırması da “Kent Yoksulluğu” nun dönüşüm projeleriyle bir noktaya kadar çözüm getirilebileceğine iyi bir örnektir.