- Kategori
- İnançlar
Yolculuk devam ediyor (8) Kabe'deki büyük sır

Kabe'de bir an
Allah her yerde ve yönde olduğu halde Rabbine dua etmesi için, Peygamberimize hitaben “Yüzünü Mescid-i Haram’a çevir” (Bakara 144) demekle, Müslümanların kıblesinin Kabe olduğunu kesinlikle açıklamıştır. Kabe’de milyonlarca sır vardır. Bizler fark edebildiklerimizin fark ettiğimiz bölümü kavrayabiliriz. Kabe ile insanın kalbi ilişkilidir. İnsanın kalbi gibi Kabe de dünyanın ortası sayılan bir yerdedir. Orası 12 ay her zaman bol ışık alır ve aydınlıktır. İslamın kutsal saydığı renk yeşil olduğu halde. O yinede siyah örtü ile örtülüdür. Kısve-i Kabe denilen bu örtü Kabeyi dört tarafından yukarıdan aşağıya örten bir yapıdadır ve bu örtünün üzerinde bir de kuşak vardır. Bu kuşak Kabe’nin dört cephesini de dolanır. Üzerinde altın ve gümüş tellerle yazılı kuran ayetleri ve süslemeler vardır.
Siyah perde de Kabe’nin sırlarındandır. İnsan gözünü yumduğu zaman, kalbinin ve iç alemin manevi siyah bir örtü ile perdelendiğini görür. Kabe de böyledir. Gecenin siyahı, aydınlığa perdedir. Demek ki bu perdenin altında büyük bir aydınlık, büyük bir gerçek vardır. Bu nedenle siyah örtü ile örtülüdür. O tıpkı İnsan-kamil kalbi gibidir. Yere göğe sığmam , gerçek müminin kalbindeyim” sırrı ile kalp ve Kabe’nin sırrı aynıdır. Kabe’deki Allah nuru da, siyah bir örtü ile gizlenmiş, sır edilmiştir. Örtünün anlamı budur.
Cennette insan kendini temizlemek için dünyaya hareket etti. Temizleyeceği yer kalbiydi. Kabe de bizim kalbimizi temsil ediyor. Kalbin içini temizleyeceğimize göre o kalbin içinde olduğumuzu düşünerek tavaf etmeliyiz.
Kalp cennetimizden Arşı Ala’ya yedi level olduğuna göre (yedi cennet kapısı bir tanesi de Arşı Ala’ya açılan kapı) Yedi cennetin kapısını basamak kabul edip o yediyi tamamlayıp, Arşı Ala’da yani Allahta yok olduğumuzu düşünmeliyiz. Aşağıda açıklayacağım daha sonraki tavaflarda artık Arşı Ala’dan geçtiğimizden emin olarak Kabe’yi Arşı Ala yaparız. Arşı Ala’daki leveli şaftlarla tamamladıktan sonra peygamberimiz Mustafa Muhammed boyutuna geçeriz. Bütün bunlar Kabe’ye ilişkin çok büyük sırlardır ve ilk defa bu denli detayları ile açıklanmaktadır.
Kabe’ye kendimle barış yapmaya gidiyorum. Her boyutun yedi basamağı var. Yedi basamağı bir DNA zinciri gibi çıkıyoruz tavaflarda döndükçe nefsimiz kalbin içinde arınarak yol alıyor.
İlk önce her seferinde iki rekat namazımı kılarak 7 seferden 3 tavaf yapıyorum.
Birinci tavafımı Allaha şükretmek için, Allaha bu fethi bana nasip ettiği için fetih suresini okuyarak yapıyorum.
İkinci tavafımı Allahın rızasını kazanmak için yapıyorum.
Üçüncü tavafımı dostlarım ve arkadaşlarım için yapıyorum.
İnsan Mekke’de kaldığı süre içinde tavaf yapmaya o alanın enerjisini solumaya doyamıyor.
Daha önceleri nerede bulunursak bulunalım Kabe’nin bulunduğu mekana yönelmek durumundaydık. Burada öyle mi ya! Zaten Kabe’nin alanındayız her yönümüz Kabe. Allahım bu ne güzellik. Sanki Kabe’yi de içine alan dev bir silindirin içindeymişim hissi uyanıyor Kabe’nin avlusunda tavaf ederken. Kabe’den Arşı Ala’ya uzanan nurdan bir silindirin içindeyim. Beklide bu silindir bir sutun gibi uzanıyor. Bu sütun yeryüzünü cennetin de üstünde kalan ve alemin çatısı hükmündeki Arş’a bağlar. Dünyamızı en üst semaya bağlayan bu silindirin taşıdığı sırları henüz daha bilmiyoruz. Belkide dünyaya gelen ve dünyadan giden ruhların bir geçiş kapısı, bir boyut kapısı burası. Belki de düşünüyorum dünyadaki her türlü manevi isteklerin duaların geçiş yaptığı bir boyut burası. Burası Allahın evi ise biz Allahın evinde hep onunlayız onunla birlikteyiz. Dünyada da öyleyiz birlikteyiz ama onun evinde birlikte olmak çok daha farklı bir duygu yaratıyor insanda.
Madem ki Kabe benim kalbimi temsil ediyordu ve bende cennetten bu dünyaya temizlenmek için hareket edip belki de bu silindirden geçip gelmiştim. Kalbimin içinde oturan bir nefsim var. Öyleyse burada onu temizleyebildiğim kadar temizlemeliyim. Ona vurucu darbeyi indirmeliyim diye düşüncelerle dolaşırken bir yandan da zaman da akıyordu. Mekkeden ayrılmamıza iki üç gün kalmıştı. Buradan gitmeden önce yapacaklarım vardı. İki günümü çarşıları gezmekle alışverişle değerlendirmemeliydim. Kabe’nin karşısına geçip öylece bakmak bile çok güzeldi. Yine bir akşam Kabe’nin karşında oturmuş onu tavaftan sonra onu seyrederken telefonum çaldı arkaşım arıyor çok yakındaymış gibisine sesi çok netti benim orada olduğumu bilmiyordu. Dedim ki; “burada bana ulaşan ilk arkadaşımsın ben şu anda Kabe’ye bakıp huzur içindeyken sen aradın ne dileğin varsa senin için dua edeyim”
Perşembe sabahı Medine’ye hareket edeceğiz o yüzden tavaflarım için Pazartesi ve Salı günü var yalnızca önümde yapmam gereken tavafları ve yukarıda anlattığım üç tavafımı da bitirmiştim. Mekke’ye geldiğimiz ve benim çok istediğim Cuma namazını Kabe’de kılmamdan buyana zaman ne kadar da çabuk geçmişti. Pazartesi ve Salı gecelerimi çok iyi planlamalı ve kullanmalıydım Çarşamba günü tekrar Mikad sınırları dışına çıkıp tekrar bir ümre daha yapacaktık grupla birlikte. Benim kalbimi temizlemekle ilgili kafamda planladığım 17 tavaf vardı. Bu 17 x 7 = 119 kere Kabe’nin etrafını dönmek demekti. Bir tur eğer Kabe’nin en dibinden dönebilirseniz koşarak giderseniz 10 dakika sürüyordu Kabe’nin merkezinden uzaklaştıkça 45 dakikaya kadar çıkabiliyordu. Kalabalık arttıkça en dipten turlamanız gittikçe zorlaşıyordu. Oturdum hesapladım en az 20 saat ile 30 saat arasında bir zamana ihtiyacım vardı. Demek ki hiç vakit kaybetmemeliydim. Bu son iki gününü çok iyi değerlendirmeliydim.
Gece tavaf daha iyi oluyordu çünkü gündüz güneşinin o yakıcı etkisini hissetmiyordunuz. Bende gece sabaha kadar dönmeye karar verdim. Bu dönüşlerimi tek başına yapmalıydım. Çünkü babam buna dayanamazdı ayakları iflas bayrağını çekmeye başlamıştı bile. Yerde döşeli mermerlerin birleşme yerleri cıplak ayağı etkiliyebiliyordu. Hızımı kendim ayarlamaya karar verdim yılmak yoktu sonuna kadar gidecektim. 17 tavafın her birinde başlamadan önce Kabe’ye başımı dayayarak İbrahimin Makamı ile Hacer-ül Esved taşının arasında kalan alanda iki rekat namazımı kılıyordum. Her namazımda döneceğim tavafıma ait niyette bulunuyordum ve Allahtan tüm tavaflarımı sağlıklı olarak tamamlamam için merhametinin üzerimde olması için duada bulunuyordum.
1- ilk tavafımda Peygamberimizin Mekke’yi ele geçirişini düşündüm. İslamiyet'ten önce Araplar, henüz millet haline gelemedikleri için; kabileler halinde yaşıyorlardı. Her kabile, diğerlerinden ayrı bir devlet gibiydi. Kabile başkanına "Şeyh" deniyordu. Hicaz ve Yemen bölgelerinde bazı şehirler kurulmuşsa da, genellikle çöllerde çadır ve göçebe hayatı geçiriyorlardı. Hicaz bölgesinde üç önemli şehir, Mekke, Yesrib (Medine) ve Taif'ti. Mekke'de Kureyş Kabilesi, Taifte Sakif Kabilesi, Yesrib (Medine) de Evs ve Hazreç adlı Arap kabileleri ile Kaynukaoğulları, Nadiroğulları ve Kurayzaoğulları olmak üzere üç yahudi kabilesi bulunuyordu. Diğer kabileler genellikle göçebe idiler.
Kabileler arasında kan davası ve sınır anlaşmazlıkları gibi sebepler yüzünden savaş eksik olmazdı. Yalnızca yılın dört ayında (Muharrem, Recep, Zilka'de ve Zilhicce aylarında) harbetmezlerdi. Bu aylara "eşhür-i hurum" (savaşılması, kan dökülmesi haram olan hürmetli aylar) denir. Bu sırada, bütün kabileler güvenlik içinde yolculuk edebildikleri için, genellikle büyük panayırlar bu aylarda kurulurdu. Mekke'nin hakimi, Kabe ve civarındaki putların koruyucusu oldukları için Kureyş kabilesi, diğer bütün kabilelerden saygı görürdü. Bu sebeple Kureyşliler, senenin her mevsiminde diledikleri yere yolculuk edebiliyorlardı.
Müslümanlıktan önce, Arapların çoğunluğu putperestti. Yapmış oldukları bir takım heykellere ilâh diye tapıyorlardı. En önemli putlar, Hubel, Lat, Menat, Uzza, Vedd, Suva', Yeğus, Yeuk ve Nesr adlarını taşıyanlardı. Mekke'de Kabe ve civarına 360 kadar put yerleştirilmişti. Her kabilenin ayrı bir putu, her putun özel bir ziyaret günü vardı. Böylece yılın her gününde putlarını ziyarete gelenlerle dolup taşan Mekke, bir ticaret merkezi olduğu kadar, putperestliğin de merkezi haline gelmiş bulunuyordu.
Kendi kalbimi düşündüğümde aslında bizler de kendimize hergün bir put yaratabiliyorduk. Para putu, çocuk putu, başarı putu, sevgili putu, hep başkalarının bir işi daha iyi yapabileceği putu, kendi gücümüzü ve kendimizi aşağılama putu gibi o kadar çok putumuz vardı ki aslında bizimde kalbimiz putperesliğin merkezi haline gelmişti. Bizim de yılın her gününe denk gelebilecek kadar put yaratabilme gücümüz vardı. Tabi bunlar hep kalbimize yerleşen o nefsimizin birer bize tuzağı idi. Kalbimiz Kabe’nin fethedilmezden önceki hali gibi idi. Aslında olayın çok eski bir hikaye olmadığını herbirimizin bu olayı canlı olarak her zaman yaşadığımızı fark ettim. Yani olay 31 aralık 630 yılında yaşanan bir fetih olayı değildi. Fetih çok geniş lugata sahip olan Arapçada işgalden çok farklı amaçlı bir büyük olaydır. Özellikle Fetih deyince Allah yolunda bir başarı akla gelir. Bu başarıların ilki Mekke’nin Fethidir. Öyleyse bende bu silindirin içinde iken kalbimi tıpkı peygamber efendimizin Mekkeyi fethettiği gibi bende fethetmeliydim. İşte bu duygularla Kabe’nin etrafında tavaf etmeye başladım. İçim çoşkuyla doluydu. Bu da fethin ayak sesleriydi. Peygamber nasıl Mekke’yi fethettiyse benim de içimdeki peygamber yani yüce bilgilere ve güçlere sahip olan ruhum da benim Mekke’m olan kalbimi fethetmeli nefsimin taptığı tüm putlardan kurtarmalıydım. Ben fethin gerçekleştiğini düşünerek Kurandaki Fetih suresini okuyarak dönüyordum. Öylesine büyük bir çoşku akıyordu ki içimden ben ayaklarımı hissetmiyordum bile sanki ben yoktum orada bir çoşku o Kabe’nin etrafında dönüyordu.
Dönerken Allahtan söyle bir duada bulunuyordum; “Allahım bana apaçık bir fetih ihsan et, Allahım benim geçmiş ve gelecek günahlarımı bağışla sana olan nimetimi tamamla ve beni doğru yola eriştir, Allahım bana çok şerefli bir zaferle bu kalbimin fethinde yardım et, inançlarının artması için mümünlerin kalblerine huzur ve sukunet indiren sensin Allahım benimde kalbime huzur ve sukunet indir. Göklerin ve yerin orduları sana aittir, sen her şeyi bilirsin ve hikmet sahibisin öyleyse Allahım benim de senin ordularının şerefli bir askeri yap, senin için senin yolunda negatifliklerle savaşmamı nasip et”
2- Putlar kırılıyor. Nasıl ki Peygamberimizin fetihteki çok büyük amaçlarından bir tanesi
İse kan akmamasın istedi. Çünkü Rabbine karşı putları yok eden büyük bir operasyonun içinde kan bulunmasın istedi ve bunda da çok akıllı bir strateji ile başarılı oldu. Peygamberimiz fethin putların yok edilmesi olduğunu biliyordu. O yüzden bende nefsim ile kanlı bıçaklı olmadan içimde yarattığım putları kırmalıydım. Bunlar İçin yine Kabe duvarına başımı dayayarak iki rekat tavaf öncesi namazımı kalbimdeki putların kırılması niyetimi koyarak kıldım. Tavafa başladım tekrar. Dönerken Allahla arama putlarımı ortak koştuğum ve onlara taptığım için Allahtan özür diledim. Onları fark ettikçe kendi içimdeki putlarımı da kırmaya başladım. Allah kalbimizi kendisi misafir olmak için yaratmıştır. Kalbimizi güzellikleri hissetmemiz ve sevgileri yaşatmamız için yaratmıştır. Biz ise küçük yaşlardan itibaren çeşit çeşit putlarla doldurarak kalbimizin güzelliklerini kaybetmişiz. Allaha sığınarak Allah rızası için kalbimi putlardan putlarımı kırarak temizlemeye başladım. Anladım ki Kabe’deki putların temizlenmesi bir geçmişte yaşanan hikaye değildir. Allah bizi devamlı Kabe’ye davet ederek oradaki güzellikleri yaşayarak kendi içimizde bugünde yaşayan putlarımızın kırılmasını sağlamak istemektedir. Bende bu isteğe boyun eğdim ve kendimi Allaha teslim ettim. Döndükçe dualarımı ettikçe putların birere birer kırıldığını içimde hissediyordum. Kırılan her putun yeri sevgi ile doluyordu.
3- Tekrar iki rekat namazı kılarak bu sefer de fetihten sonra okunan ilk ezan gibi bende
Allahın büyüklüğünü düşünerek ve ezan okuyarak yedi tur tavafımı tamamladım.
4- İki rekat namazımı kılarak İslama teslimiyetimi niyet ettim. Tavaf ettikçe
Teslimiyetimin arttığını hissetmeye başladım. Dualarım yine devam etti okurken sizlerin zamanını çok almamak için burada hepsini yazmıyorum.
5- Artık her tavaftan önce Kabe dibinde iki rekat namazımı kılıp, dualarımı yapıyorum
Bunu zamanınızı almamak için tekrar etmeyeceğim diğer tavafları anlatırken.
Fethi gerçekleştirip, putları kırıp, ezanı okuduktan sonra islama teslimiyet başladı ve artık kalbime iman gelmeye başladı. İmanım artıkça da mümin oluşum başladı.
6- Takva sahibi oluşum. Kalbe takvanın gelmesi
7- Sürekli iyiliği emrediyorum, Muhsin oluyorum.
8- Kötülüklerden uzak kalıyorum. Aklıma kötü bir şey yapmak gelmiyor.
Ayaklarım iyice yoruldu. Biraz dinleniyorum Kabe’nin karşısına oturdum. Sabah saatin beş buçuğu olmuş yatsı namazınan sonra sabaha kadar dönmüşüm. Artık biraz otele gidip uyumalıyım. Yarın tekrar devam edeceğim bunu bitirmem gerekiyor.
9- Sadıklardan oluyorum.
10- Canımı malımı, her şeyimi Allaha verebiliyorum. Ulema şehadet.
11- Allahın öne geçirdiklerinden olmak.
12- Allaha yaklaşanlardan oluyorsun. Mukerrebun
13- Veli ve evliyalık
14- Nebilik
15- Resulluk
16- Muhammed Mustafa boyutu
17- Muhammed Mustafa boyutu
Bu boyuta geldiğimde artık ayaklarımı hissetmiyordum ama koşuyordum kendime şaşırıyordum. Bu enerji nereden geliyordu bana? Şunu fark ettim ki bu benim enerjim değildi kesinlikle Allahın bir yardımı vardı. Şimdi düşünüyorum da çılgınlık gibi iki günde Kabe'nin etrafında 119 defa dönmek. Yine sabah olmuştu ama ben çok büyük bir huzur içindeydim planladığım işi gerçekleştirmiştim. Tabi bu boyutların hepsine geçtiğim yada bu yaptıklarımın çok doğru anlamına gelmeyebilir. Ama bu benim içsel yolculuğumdu. Ben niyetimi koymuştum belki de bu boyutlar ve putların kırılması yaşamımda devam edecektir. Bazen orada zamanın olmadığı bir boyutta kendimi hissettiğim anlar çok oldu. Bunlar benim yaşadıklarımdı benim kalbimin içinde gerçekleştirdiğim kendi içime doğru yaptığım bir yolculuktu.
Bu yolculuğum Medine’de de devam edecekti. Orada peygamber efendimizin mezarı yanındaki iki sutun arası Arşı Ala kapısını simgeliyor. O iki sutun arasında namaz kılmak cennette namaz kılmaya eşittir der hocalarımız. Kılınan her namaz bin namaza eşittir diye anlatıldı. O hevesle bir sonraki yazımda da anlatacağım gibi ikiyüze yakın namazda orada kıldım. O iki direğin arasında namaz kılarkenki duamdan biride şu idi; “ Yarabbi benim Arşı Ala kapısından geçip peygamberimize kavuşmayı ve onun şefaatini nasip eyle”
Biz diledik tabi gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini Allah bilir. Ama bildiğim bir şey var ki o da ben eğer bir şey diliyorsam bunu dilemem için Allah izin vermiştir. Aslında o diletmiştir.
Farkındayım bu yazım biraz uzun oldu:) Biraz da epeydir yazmayışımın gecikmesini çıkartayım istedim biraz da konuyu ancak toparladım yarısı başka bir yazıda olmasın istedim tavaflarla ilgili olarak. Bir sonraki yazımda Medine’ye doğru bir yolculuk yapacağız. Gül kokan o güzel Medine’yi de biraz anlatmak istiyorum izniniz olursa.
Tekrar görüşünceye kadar sevgi ile kalın.
Alahattin Öztekin