- Kategori
- İnançlar
Yolculuk son (9) gül kokulu Medine

Mekke Medine arasında, sevgili babamla yolculukta bir mola anı
Perşembe sabahı Mekke’de erkenden uyandım. Sabah kafile olarak Medine’ye doğru yola çıkacaktık. İçimizde müthiş bir heyacan vardı. Mekke’de Kabe’de yapmayı planladığım tavaflarımı yapmamın huzuru içinde, kahvaltımızı yaptıktan sonra otobüslerimize bindik.
Mekke’deki her anımız sanki bir sınav gibiydi. Arabaya birkaç arkadaşımız uyuya kaldıkları için, belkide üzerlerine uyku bırakıldığı için otobuse geç geldiler. Tabi bazılarımız geç kalacakları için huzursuzlanmıştı ama nereye geç kalıyorduk ki? Kimisi geç kalanları eleştirip yargılamaya çalıştı. Ama bildiğim en iyi şey bu yolculukta yargılamada bulunmayacağımdı. Çünkü Allahın evinde ve onun misafiri iken haddimizi bilmek zorundaydık.
Üç otobüsle yola çıktık. Mekke’den ayrılmak üzereyiz. Kaldığımız otelden sonraki yolculuğu ve geçtiğimiz yerleri gözlemeye çalıştım. Şehir kıraç olmasına karşın yol boyunca yemyeşil ağaçlar ve özenle yetiştirilmiş çimler vardı. Çok güzel villalar gördüm. Onlarında bahçeleri özenle bakılmış, yemyeşil ve ağaçlar vardı. Öğrendiğim bir şey daha vardı bu evlerde mutlaka bir iki hizmetçi de bulunuyordu. Bunlar Pakistan, Nijarya ve Flibin’lerden gelmiş kişilerdi.
Mekke’den çıktıktan sonra yol otobandı ve Medine’ye kadar 418 km’lik uzaklık vardı. Şehir Arap yarımadasının batısında Hicaz bölgesinde ve Kızıldeniz kıyısına 130 km uzaklıkta ve deniz seviyesinden 619 mt yüksekliktedir. Yolda ilerledikçe çadır kentleri geçtikten sonra yol ıssızlaşmaya ve çöle dönüşmeye başladı. Yolun orta yerinde durduk. Burada biraz dinlenecek ve isteyenler yeme-içme ihtiyaçlarını giderecekler ve öğle namazımızı kılacaktık. Etrafa baktığımızda yeni ve eskiyi bir arada görüyorduk. Eski 30-40 yıl öncesine ait mola yeri ve fırın ocak gibi oluşumlar vardı su kıttı fakat onun hemen yanına çok güzel bir cami yapmışlar tabi hemen yakınınada çok modern bir abdest alma yerleri ve tuvaletler yapmışlar. Su konusunda hiçbir sıkıntı yoktu. Markete girdiğimde oradaki ürünlerin çeşitliliği ve fiyatlarının ucuzlugu karşısında çok şaşırmıştım. İhtiyacınız olan birçok ürünü bulma olanağınız vardı. Benim dikkatimi çeken pınar grubuna ait peynirler ile süt ve yoğurtların bolluğuydu. Öğrendiğime göre dünyanın en büyük entegre süt üretim çiftliği olan El Safi, Riyad'ın 100 km. kadar güneydoğusunda, Suudi Arabistan çölünde bulunuyor. Çiftlik, Batılı ülkelere karşı yürütülen 1973 Arap petrol ambargosunun sonucu olarak kuruldu. Ambargo sırasında Suudi kraliyet ailesi, ülkelerinin gıda alımının dış ülkelere bağımlı olmaması gerektiğini fark etti. Krallığın kendine yeterli hale gelmesi için kraliyet ailesi çoğunlukla kurak olan ülkede tarım devrimi başlattı. Suudi çiftçiler hükümet sübvansiyonlarıyla tahıl yetiştirmek için gerekli sulama ekipmanlarını ithal edebildiler. Ayrıca Avrupa, Kanada ve Amerika Birleşik Devletleri'nden süt vermeye uygun sığırlar ithal edildi. Kraliyet ailesine ait olan El Safi kısa süre içinde önce ülkenin, sonra da dünyanın en büyük süt üretme çiftliği haline geldi. İşte marketteki sütlerin sırrı burada yatıyordu.
El Safi'de, günde verdikleri yaklaşık 462.000 litre sütle kraliyet süt ürünleri pazarının % 33'lük ihtiyacını karşılayan 29.000'den fazla Holstein Hollanda ineği bulunuyor. Bu inekler kışın dondurucu soğuğunda ve yazları 46 dereceye varan sıcaklıklarda yaşayabiliyorlar. Çölde yiyebilecekleri ot olmadığından, bütün gıdaları da çiftlikte yetiştiriliyor. İneklerin içtiği su da yerin 1800 metre altından çıkarılıyor. Barınaklardaki sistem aracılığıyla her bir inek günde yaklaşık 100 litre su tüketiyor (içmek ve serinlemek için)
Yan tarafta benzin istasyonu vardı. Merakımdan oradaki fiyatları öğrenmek istedim. İstasyonda son model jiipler ve toyata marka arabalar benzin alıyorlardı. Benzinin fiyatı öylesine düşüktü ki. Litresi 15 kuruş gerisini siz hesap edin. 15 liraya 100 litrelik koca bir depo doluyordu. Bu kadar ucuz olmasına rağmen biz alamadık tabi. Onun yerine çok güzel meyva konsantrelerinden içtik ve yolumuza namazdan sonra devam ettik. Medine’ye doğru yaklaştıkça o çölün ortasında çok güzel gül kokularını duymaya başladık. Bu bir abartı değil bir gerçekti. Sanki gül kokan bir şehrin büyüsüne kapılmış olarak yolculuğumuza devam ediyorduk. Gerek coğrafi konum gerek arazi yapısı bakımından Mekke’den tamamen farklı olarak tarıma elverişli vadileri ve zengin su kaynakları ile dikkati çekmektedir. Şehre doğru yaklaştıkça hurma bahçeleri ve güzel evler yeşillikler ile de tanışmaya başlıyoruz. Tarih boyunca Medine’nin içme suları daha çok güney tarafındaki kuyulardan sağlanmıştır. Burada Resulullah’ın su içtiği ve abdest aldığı 14 kuyu bulunmaktadır. 20. yüzyılın ortalarına kadar asıl yerleşme ve ticaret alanı Mescid-i Nebevi’nin çevresinde yoğunlaşmış, şehrin çekirdeğini burada bulunan ve kuruluşu Hz Peygamber zamanına giden semtler oluşturmuştur. Medine bugün hızla artan nüfusuyla (2004 tahmini 868.000) Mescid-i Nebevi merkezli fiziki planını korumakla birlikte şehrin geleneksel yapısı tamamen değişmiş, yüksek binaları geniş yolları, çok güzel otelleri ve parklarıyla son derece modern bir görünüm kazanmıştır. Medine için eski adı Yesrib’ten sonra medenileşmeye vurgu yapan 100’e yakın isim kullanılmıştır. Bunların içinde “nurlu şehir” anlamına gelen el-Medinetü’l-Münevvere en yaygın olanı olarak öne çıkar.
Şehre girdiğimizde kafamdaki eski çöl yerleşimleri silinmiş çok modern bir yerleşimi gözlüyordum. Otelleri çok lüks’tü dışları her birinin güzel renkli mermerler ile kaplanmış içleri de dışı kadar güzeldi. Mescid-i Nebevi etrafında bir inci gibi dizilmişlerdi. Geceleri o kadar parlıyorlardı ki sanki gökyüzündeki yıldızlar aşağıya inmişler. Otelimize yerleşiye kadar akşamı etmiştik. Akşam hemen karşımızdaki mescid-i nebeviye gidip namazlarımızı kıldık. O gece yumuşacık yataklarımızda bir güzel uyuyup dinlendikten sonra yine Kabe’deki gibi Cuma namazımızı da bu mübarek yerde peygamberimizin yerinde onunla kılacaktık. Buna hep sükrettim Cumayı bu güzel yerde kılmak için erkenden peygamberin mezarının yakınında yerimi aldım. Öylesine güzel bir duyguydu ki bu burada daha bir yakındım peygamberimize ve Allaha. Cuma namazımı o duygular içinde kıldım. Peygamber efendimizin mezarı yanındaki iki sutun arası Arşı Ala kapısını simgeliyor. O iki sutun arasında namaz kılmak cennette namaz kılmaya eşittir der hocalarımız. Kılınan her namaz bin namaza eşittir diye anlatıldı. O hevesle Medine’den ayrılasıya kadar orada sıraya girerek ikiyüze yakın namaz kıldım. O iki direğin arasında namaz kılarkenki duamdan biride şu idi; “ Yarabbi benim Arşı Ala kapısından geçip peygamberimize kavuşmayı ve onun şefaatini nasip eyle” Resul-i Ekrem mescidinde namaz kılmayı teşvik etmiş ve eviyle minberi arasındaki bölümün Ravza-i Mutahhara yani cennet bahçelerinden bir bahçe olduğunu bildirmiştir.
Kuyuları ve hurma bahçeleriyle meşhur verimli bir vaha üzerinde kurulmuş olan ve adını buradaki bir kuyudan alan Kuba, hicret sırasında Mekke yolu üzerinde Medineye 6 mil mesafede bulunan bir köydü. Medinenin gelişimi ile büyümüş ve şehrin mahallelerinden biri haline gelmiştir. Peygamberimizin cennet pınarlarından bir pınar diye övdüğü Gars ve Eris kuyuları burada bulunmaktadır. Kuba mescidinde namaz kılmayı umreyle eşdeğer olarak görmektedirler. Hz Peygamber Medinede bulunduğu zamanlar cumartesi bazende pazartesi günleri Mescid-i Kuba’ya giderek namaz kılar ve kendisine sorulan soruları cevaplandırırdı. Bu duygularla Peygamberimzin namaz kıldığı enerjisinin hala bulunduğu alanlarda namaz kılmak bana da nasip oldu.
Medine alışveriş açısından son derece büyük alışveriş merkezleri ve magazaları içinde bulunduran bir şehirdi. Kumaşların metresi 3-5.- TL arasında yiyecekler son derece ucuz. Kuzu etinin kilosunun kasapta 7.- TL olduğunu söylemem size bir fikir verebilir. Otelden çıkınca gördüğüm çift şeritli otoyolun nereye gittiğini merak ettim. Meğerse bu yol 5000 aracı içinde barındıran Mescid-i Nebevi’nin altına gidiyormuş. Arabasını park eden hemen orada abdestini alıp yukarıya Mescide çıkıyor. Mescid ki öylesine büyük ki bir milyon kişiyi alabiliyor. Soğutma sistemi 7 km öteden geliyor. Her zaman içerileri serin klimalı bir ortam var. İnsanın bu mekandan hiç çıkası gelmiyor 7 gün 24 saat burada namaz kılınabilir.
Medine’ye ilişkin o kadar anlatılacaklarım var ki bunları da yazarak sizleri daha fazla sıkmak istemiyorum. 9 yazıdır olan yolculuk birlikteliğimize burada noktayı koyarak ülkemize doğru uçağımıza binerek geri dönüyorum. Türkiye topraklarına geçiş yaptıktan sonra uçağın penceresinden Anadolu yakasına bakıyorum sanki bir cennette, cennetin yeşil bahçelerinde ormanlarında yaşıyor gibi hissediyorum kendimi. Yolculuktan daha doğrusu Allahın evinden dönüş çok kolay olmadı. İnsan hep oraları görmek istiyor şimdiden yine özledim.
Sevgi ve saygılarımla,
Alahattin Öztekin