- Kategori
- Güncel
Yuh !

” İsrail’in Gazze’ye yönelik katliamına rağmen yılbaşını kutlayan duyarsız çevreler, çeşitli rezaletlerin yanı sıra facialara da sebep oldular.”
Vakit Gazetesi’nin bugünkü haberi. Başlık ise : Yılbaşı rezaleti…
Yuh !
Bu haberi yapanların bir ancık bile olsa, kendilerini o yedi gencecik insanın ailelerinin yerine koymayı denemeleri bu kadar mı zor? Gözlerini bu kadar mı kin bürümüş?
Ben de yılbaşını kutlayan o duyarsızlardan biriyim. Takvimler, saatler senenin son günüyle ilk günü arasını gösterdiğinde sevdiğim insanlarla birlikte iyi dileklerde bulunmak, neşelenmek hoşuma gidiyor. Böylelikle taze bir enerjiyle dolup, umut içinde başlayabiliyorum yeni güne, seneye…
Bu sene de aynı şey oldu. Mekan : Brüksel’de bir ev. Yaklaşık elli kişilik, değişik milletlerden oluşmuş bir topluluk. Ev sahiplerimiz otuz beş yıldır Belçika’da yaşayan İstanbullu bir Rum aile.
Bize tatile gelmiş olan annemi de götürüyoruz davete. Kapıyı ev sahibi Yorgo açıyor. Annemi tanıştırıyorum. Yorgo annemim elini öpüyor, ben tam “ne nazik adam” diye düşünmeye başlar gibi olmuşken, öptüğü eli alnına koyuyor…
Yorgo, yani Müslüman değil. Brüksel’deyiz, yani yaptığı etrafta alışkın olduğumuz bir hareket değil. Yılbaşındayız, yani dini bir bayram da değil.
Ama Yorgo liseyi bitirene kadar İstanbul’da yaşamış. Kendisinden yaşlı insanlara elleri öpülerek saygı gösterildiğini öğrenmiş. Aradan geçen onca zamana rağmen bunu unutmamış ve yılbaşı gecesi aynı saygıyı, benim bile elini öpmediğim anneme gösteriyor.
İstanbul’da yaşamış, bizim yaşlardaki hangimizin gayrı Müslim komşumuz, dostumuz olmamıştır ki? Karşılıklı olarak bayramların kutlandığını, düğünlerde, cenazelerde kiliselerde, sinagoglarda, camilerde buluştuğumuz hangimizin hafızasında yoktur?
Çok sevdiğimiz bir dostumuz öldüğünde, cenazeden sonra evlerine gittiğimizde içki içildiğini görüp hayretlere düşen de dün eli öpülen annemdir.
Ama bu inanç farklılıkları hiçbir zaman dostlukları zedelemedi. Eleştirmek, kınamak hiç aklımıza gelmedi. Dostluklarımız karşılıklı sevgi ve saygı çerçevesinde büyüdü, büyüyor.
Büyümekle de kalmadı, bizleri zenginleştirdi. Bu kültür alışverişleri, pek çok ülkede var olan sınırlı bakış açılarının aksine, biz İstanbullular’ı dünyaya daha açık, aydınlık insanlar haline getirdi. Ben İstanbul kısmını yaşadım, Anadolu’dakiler de oraların zenginliklerini bilirler.
Ama şimdiye baktığımızda üzüntüden kahrolmamak elde değil. Ne oldu da bu hale geldik? Neden ''öteki'' de illa ''bize'' benzesin istiyoruz? Benzemezse ne olur, neden korkuyoruz? Neden başkalarının başka hayatları tercih etmelerini kabullenemiyoruz?
Yedi gencecik insan yılbaşı gecesi korkunç bir şekilde hayata veda etmişken, olaydan daha korkunç bir haber yapabilmek hangi insanlığa, hangi dini inanca dahil edilebilir?
Bu noktaya nasıl geldik ve nereye gidiyoruz?
Dün Yorgo mu küçüldü, annem mi büyüdü? Hiçbiri. Ama aralarında bir sevgi yeşerdi.
Ne güzeldik, ne kadar da çirkinleştik…