- Kategori
- Gezi - Tatil
Yunanistan adaları(Korfu-Kerkyra) gezi notları

korfu adası, gün batımında Vlakherne manastırı
13.06.2006 ( ATİNA - İGOUMENİTSA - CORFU )
Atina’da geçen üç gün içerisinde, Parthenon, ulusal arkeoloji müzesi, eski agora ve sayısız antik yerleri, yoğun bir şekilde gezdikten sonra, kaotik yapısından bir an önce kurtulmak isteği uyandı içimde. Kiffosou caddesindeki otobüs terminalinden, İgoumenitsa’ya, oradan feribotla Korfu Adasına götürecek otobüs biletlerimizi dün almış (34.10 €/kişi), bu sabah 10.30’da İgoumenitsa’ya hareket etmiştik. 7.5 saat süren, Teselya ve İyonya’nın tüm güzelliklerini görmemize vesile olan yolculuktan sonra, 3.9 €/ kişi ödeyerek aldığımız feribot bileti ile, Korfu Adasının en güneyindeki Lefkidi’ye hareket eden feribota binmiştik. Bir saat sürdü İgoumenitsa- Lefkidi arası. Tekrar otobüsümüze binerek,
Hava kararınca paniklememek için, bir gece de olsa Hotel Europa’da kalmak üzere çantaları kapıp yürümeye başladık. Henüz on adım atmamıştık ki; boynunda kocaman bir haçlı kolyesi olan, çirkince bir kadın yanımıza gelerek, oda mı arıyorsunuz diye seslenerek, on dakika ileride güzel bir apartı olduğunu ve geceliği 25 €’ ya verebileceğini söyledi. Takıldık kadının peşine, on dakika dediği yol, yarım saati geçti, çantalarımızla nefes nefese yürüyoruz. Bir apartmanın önüne geldik. Eşim, kadınla aparta bakmaya gitti. Beğendiğini söyleyince yukarı çıktık. İki odalı bir apartman dairesi. Kadını üç gece için 65 €’ya ikna ettim. Avans olarak 20 € alan kadın jet hızı ile çıkıp gitti. Beni aldı bir telaş. Altında ve üstünde normal daireler olan bu apartmandaki dairemizin kapısı çalsa, birisi siz de kimsiniz dese, ne diyeceğiz. Kadının bir telefon numarası bile yok. Hayırlısı diyerek, yerleşmeye başladık daireye.
Az sonra, bir şeyler almak için aşağı indiğimde, eski Korfu kasabasının tam göbeğinde bulunduğumuzu anladım. Balkondan ışıkları görülen Agios Spridon Kilisesi ile aynı sokakta olduğumuzu, biraz dolaşınca da; Maitland Rotondasını görünce, meşhur Esplanade semtinde konakladığımızı anladım.
Gecenin sessizliği çöktü giderek bulunduğumuz Guılford sokağına. Hemen önümüzdeki küçük meydandaki ıhlamur ağaçlarının kokusu sardı ortalığa, güzel ve rafine anlardı yaşadığımız, balkonda oturup sessizlik içindeki Korfu havasını solurken.
14.06.2006 ( CORFUTOWN )
Sabah kırlangıçların telaşlı sesleri ile uyandım. Balkona çıktığımda, kırmızı kubbesi ile Agios Spridon’a kadar uzanan Guilford sokağı üzerinde, binlerce kırlangıç çığlık çığlığa uçuşuyordu. Kahvaltımızı yaparken, akşamki kadın geldi, 25 € daha verdim. Biz de Korfutown’ı keşfe çıktık az sonra. Kaldığımız binanın etrafındaki dar sokaklar, çok güzel binalarla dolu. Arka taraftaki yollar Esplanade Meydanına çıkıyor. Meydanın bir ucu denize, Garitsa körfezine uzanıyor. Buraya çıkınca, 1550-1559 yılları arasında Venedikliler tarafından inşa edilmiş eski kaleyi gördük. Etrafını çepeçevre saran su hendeği, teknelerin bağlanma yeri olmuş.
Sahile paralel uzanan Arsenau caddesinden kuzeye doğru yürüyoruz. Bu kadar yoğunluğun içerisinde, tertemiz deniz, iç açıcı hava, eski fakat Venedik çizgilerini taşıyan iri ve bol pencereli evlerin arasından yürüyoruz. İleride yükselen kale de yeni Venedik kalesi olmalı. 1576-1589 yıllarında, yani eski kale inşaatından 30 sene sonra yapıldığı için buna yeni Venedik kalesi deniyor. Kaleye doğru tırmanan kaldırımları tırmanıyoruz, giriş 4 € , tepeden Garitsa körfezini seyrediyor, sonra kalenin bulunduğu tepenin altından geçen tünele giriyoruz. Rehber kitabım, buralarda pazar kurulduğunu yazıyor. Nitekim, ellerinde pazar torbaları taşıyan Korfu’lularla karşılaşmaya başlıyoruz. Ülkemiz pazarlarını hatırlatan, pazarcıların bağırışları ile pazarın içinde buluyoruz kendimizi. Balık ve sebzelerin bolluğu dikkatimi çekiyor. Bir köşede yaşlılar domino oynuyorlar hararetle.
Buradan, eski şehrin turistik kesimine yöneliyoruz. Her taraf, hediyelik eşya mağazaları ile dolu. Meşhur Liston kafelerinin astronomik fiyatları hakkında bilgi sahibi olduğumuzdan uğramayıp, Agios Spridon kilisesine giriyoruz. Hristiyan ermişi Spridon, İ.S 350 yılında İstanbul’da ölür. 1453 yılında, İstanbul kuşatması sırasında, tabutunu kaçırıp Korfu’ya getirirler. 1716 yılında, Osmanlıların Korfu kuşatmasının başarısızlığı, Ag. Spridon tarafından adanın korunmuş olmasına bağlanır. Hristiyan turistler uzun kuyruklar oluşturup, saygı duruşunda bulunuyorlar, gümüşten kefeninin önünde. Mor akasyaların ve kokularının hakim olduğu Dimarkheiou Meydanına giriyoruz daha sonra.
Küçük ama zarif belediye binası, 1663 yılında yapılmış, sonradan tadilatlar görmüş.
Yeni kaleye yönelip, pazara giriyoruz tekrar. Domates ( 0.8 €/kg), salatalık ( 1 €/kg), karpuz ( 0.5 €/kg) ve çok sevdiğim sarımsak (0.4 €/kg) alıyoruz. Sıcak da giderek bastırıyor. Atina’dan beri devam eden, bulutlu ve yağışlı hava bugün yerini güneşe bırakıyor. Hemen arkamızda yer alan, Esplanade Rotondosu ile Enosis Anıtına uğruyoruz. Sanırım, İtalyanca kökenli yuvarlak anıt anlamında kullanılıyor rotondo sözcüğü. Ada, 1816’larda İngilizlerin yönetiminde iken, Korfu’ya atanan bir yönetici için yapılmış.
Enosis Anıtının etrafında çevrelenmiş taş blokların her biri , İyon Denizindeki Yunan Adalarını, merkezdeki dikey blok da, enosis kelimesinin anlamı olan birleşmeyi temsil ediyor. 1864 yılında, İyon Adalarının İngilizlerden, Yunanlılara geçmesinin anısına yapılmış. Ülkemizde Enosis kelimesini çocukluğumuzdan beri duyar ve Yunanlıların Kıbrıs’ı ilhak istediğin yansıttığını sanırdım. Genel anlamda, birleşme ifade ediyormuş.
Dairemize gelip, bir şeyler yiyerek, dinleniyor ve Garitsa Körfezi boyunca
Bundan sonraki güzergahımız Santorini Adası. Bilgi almak için, KTEL ( Ulusal Otobüs İşletmesi)’ nin sahile yakın, terminaline gidiyoruz. Akşamları kalkan 19.30 otobüsüne binersek, ertesi sabah 05.30’da Atina’da olacağız. Oysa, feribota binmemiz için, Pire’de inmemiz gerekiyor, ancak, kimseye anlatamıyoruz, herkes, Atina’ya gidip, Pire’ye geri döneceksiniz diyor. Santorini feribotu da, 07.30’da hareket ediyor Pire’den, sanırım Atina-Pire arasını iki saatte gelebiliriz. Neticede, iki gün sonrası için Atina biletlerimizi alıyoruz( 34.20 €/kişi ). Gerisine Allah kerim.
Yarın, araba kiralayıp Korfu Adasını boydan boya gezmek istiyorum. İki yere sordum, fiyatlar 25€-30€ arası. Ama, ısrarla, uluslar arası ehliyet olmasını istiyorlar. Turing kurumundan çıkarılan bu belgeyi, gerek olmaz diyerek almamıştım. Bütün ısrarlarıma rağmen kabul ettiremiyorum, sanırım biraz da Türk olmamın rolü var. Kaldığımız binanın altındaki seyahat acentasına giriyorum son olarak, akşamüzeri. Yarın sabah 30€ ‘ya araba bulacağını söylüyor, ben de hiç uluslar arası ehliyetten bahsetmiyorum.
Gece geç saatler. Balkonda, küçük meydana hakim güzel mekanımızda oturup, çay içiyoruz eşimle. Ortalığı ıhlamur kokuları sardı, kırlangıçlar uykuya çekilmiş olmalı. Hemen arkamızdaki Esplanade Meydanı öylesine yoğun olmasına rağmen, bulunduğumuz Guılford sokağında derin bir sessizlik hakim.
15.06.2006 ( CORFUTOWN )
Sabah, kahvaltımızı henüz bitirmiştik, kadın geliyor. Yarın akşam otobüsüne bilet aldığımızı, çantalarımızın yarın akşam saat 17.00’ye kadar kalmasının mümkün olup olmadığını soruyorum. Bir dakika diyerek, alt katın kapısını çalarak, yaşlı ama zarif bir kadınla geri dönüyor. Meğer dairenin asıl sahibi, alt katta oturan Sophia isimli yaşlı ve utangaç kadınmış. Aralarında konuştuktan sonra, çantaları bırakma karşılığı 5 € istediler. Hemen sırt çantamdan, iki İstanbul kartpostalı çıkararak uzattım, gevşeyerek, para istemekten vazgeçtiler. Toplam konaklama borcumuzdan kalan son 20 €’ yu da vererek , 65 € ‘ ya tamamladım.
Daha sonra, binanın giriş katındaki seyahat acentasına indim. Bir yerlere telefon etti ve bana dönerek kiralık aracın saat 10.30’da burada olacağını söyledi. Yukarıda dairemizin ıhlamur kokulu balkonunda, kırlangıçların çığlık çığlığa uçuşlarını izleyerek vakit geçirdikten sonra, tam saatinde aşağıya, acentaya iniyorum. Dün, uluslar arası ehliyetim olmadığı için, araç vermeyen, hatta biraz da tartıştığım adam oturuyor, elinde kiralık aracın anahtarı ile. Beni görünce şaşırıyor, aralarında uzun süre , hararetli konuşuyorlar, en çok “ türkiko “ kelimesini duyuyorum. Adam nedense benim Türk oluşuma taktı anlaşılan. Neticede 30 € karşılığı Fiat Sciento aracı veriyorlar. Korfu hayli büyük bir ada, epey gezeceğiz anlaşılan.
Önce, adanın kuzeyinden başlıyoruz. Kontokoli, Dassia, Ipsos, Barbati, Nissaki derken Kalami’ye geldik. Güzel bir koyda, hoş tesisler var. Adriyatik denizinin karşısındaki Arnavutluk sahilleri ile
Daha sonra, Kaissopi’ye geldik, hiç de doğal güzelliği olmayan, kitle turizminin, paketlenmiş gezginleri için hazırlanmış, harcıalem tesisler var genellikle. Umudumuz, bundan sonraki gideceğimiz Sidari’de. Burada, kayaların, suyun aşındırması neticesi oluşturduğu boğaz, “canal d’lamoure” yani aşk tüneli çok meşhur. Buradan geçen çiftler, birbirlerinden hiç ayrılmazlarmış. Burayı gösteren pek çok fotoğraf görmüştüm daha önce. Yaklaşınca şok oluyoruz. Fotoğraflardaki pırıl pırıl suyun yerinde, bulanık, içinde yüzer kiloluk turistlerin fok balıkları gibi, oynayıp yüzmeye çalıştığı, hiçbir çekiciliği olmayan bir manzara ile karşılaşıyoruz.
Sidari’den daha güneye Agros kentine iniyoruz. Yol boyunca uzanan yaşlı zeytin ağaçlarından birinin gölgesine sığınıp, yanımızda getirdiğimiz domates, peynir ve sarımsak ile öğle yemeğimizi hallediyoruz. Artık istikametimiz Paleokastritsa. Genişçe bir park alanında yoğun araç ve turist otobüslerini görünce duruyoruz. Aşağıda uzanan harika koya hakim kafede oturup, Paleokastritsa’yı seyrediyoruz uzun süre.
İngiliz hakimiyetinde olduğu yıllarda bir İngiliz Yüksek komiseri, burayı çok sevdiği için Corfutown’dan buraya yol yaptırmış. Korfu Adasında Vlakherne Kilisesinden sonra, ikinci favorimiz burası oluyor. Rehber kitap, adanın turizm baskısından ezilmediğini yazdığı Vatos köyüne yöneltiyoruz minik aracımızı. Kuzeyden güneye indikçe yol levhaları seyreldi, sonunda hiç kalmadı. Agios Georgios tepesinin kurulmuş olan köyde turistik tesis yok , ancak, yerel halkın abartılı binaları, kıyıda köşede kalmış, özgün mimarili pek çok konutu gizlemiş anlaşılan. Ama bizim detaylı dolaşacak vaktimiz yok.
Adanın doğusuna, yoğun yerleşimlerin olduğu Benitses’in üzerindeki Achillion’a geliyoruz. Aşil Sarayına yani. 1890-1891 yıllarında Avusturya İmparatoriçesi Elisabeth için yapılmış. Kocasının sadakatsizliği, sağlığının bozuk oluşu, 1881 yılında oğlu Rudolf’un sevgilisi Barones Maria Vetsera ile Mayerling Köşkünde intihar etmeleri, kendisinin 1898 yılında bir İtalyan anarşist tarafından öldürülmesi gibi peşini bırakmayan talihsizlikleri düşünürken, duvardaki portresinde, gözlerindeki ifadeleri çözmeye çalışıyorum. Hiç de bir İmparatoriçenin kaprisli ve gururlu bakışını göremiyorum. Hüzün, biraz da kızgın bakışlar hissediyorum. Uzun yıllar, Avrupalı kadınların idolü olmuş, kullandıkları eşyalarda resim ve isimleri işlenmişti. Elisabeth’in hayatı hakkında bir parça bilgi sahibi olan kimse, müzede bir kıyıda duran, sade ve tek kişilik karyolasını görünce o yalnızlık ve hüsranları çok daha iyi anlayabilir sanırım.
Dışarıda harika bahçede, 1884 yılında yapılmış ve Hektor tarafından topuğundan okla vurulan Achillion’in ölümünü gösteren mermer heykel ile, 1907 yılında sarayı satın alan Kaiser 2. Wilhelm tarafından sipariş edilen ve adanın doğusuna hakim
Buradan, adanın batısına Korrısıon gölüne geliyoruz. Akşamın yumuşak ışıkları altında göl ürkütücü sessizliği ile uzanıyor. Karşı kıyıda iki mobil karavan huzur dolu bir tatile ev sahipliği yapıyorlar.
Tekrar doğuya Messonghi’ye geçiyoruz, sahil yolunu izleyerek Kanoni’ye geliyoruz ve aşağıda küçücük ada üzerindeki Vlakherne kilisesine ve Pontikonisi adacıklarına hakim terasta gün batımını bekliyor, sonra da güneşin kızıla çevirdiği gökyüzünden vuran ışıkların altında Corfutown’a dönüyoruz. Bir adadan beklenmeyecek kadar yoğun bir trafik var. Aracı bırakıp, park edecek bir yer bulabilmek mümkün değil. Esplanade Meydanı ve tüm ara sokaklar dolu. Çaresiz, büyük park kapısının önüne, park edilmez levhasının yanına park ederek kaldığımız binaya geliyoruz ve anahtarı acentadaki gence veriyor ve arabanın bulunduğu yerin krokisini çiziyorum. Okey diyerek anahtarı alıyor, ama ben endişeliyim. Aracı kiralayan nedense sevemedi beni, bir hasar olursa veya bir senaryo uygulanırsa keyfim kaçacak. Bu arada, eşimle, yine Guılford sokağının ıhlamurlu atmosferinde Amstel bira içerek 53. doğum günümü kutluyoruz. Yatmadan önce gidip bakıyorum, araba hala bıraktığım yerde duruyor. Yorulup hırpalanmışız, yatıyoruz.
16.06.2006 ( CORFUTOWN- İGOUMENİTSA - PİRE )
Sabah, yine kırlangıçların telaşlı sesleri ile uyanıyorum. Kalkıyor ve Esplanade meydanına doğru yürüyorum. Akşamki çılgın kalabalık, buhar olup uçmuş sanki. Meydanda üzerinde yatak olan bir el arabası, yanında etrafındaki köpeklerle konuşan bir berduş ve başıboş köpeklerden başka kimseler yok. Araçlar çekip gitmiş, akşam bıraktığım araç hala aynı yerde duruyor. Park yasağına meydan okurcasına tek başına. Saat 08.00’de acenteye tekrar gidiyorum. “ şu arabayı kaldırın, polis ceza yazacak, sonra sizinle kavga edeceğim “ diyorum, adam yine sakin okey diyor sadece. Neyse, biraz sonra, balkondan kapının kapanıp, adamın çıktığını görüyorum, anlaşılan, aracı almaya gitti. İstanbul’da park sorunu yaşamamak için, hayatta şehir içinde araç kullanmam, binlerce kilometre ileride park sorunu geriyor bu kez.
Tadına doyamadığımız balkonda eşimle kahvaltımızı yapıyor, saat 11.00’e doğru Esplanade Meydanına çıkıyoruz. Çok şükür araç yok almışlar, ya da polis çekti, kimbilir. Eski şehrin içine giriyoruz. Çocuklara tişort alıyor eşim. Ben de, savaş arabasına binmiş bir Aşil biblosu alıyorum ( 12.80 € ). Korfu’yu en iyi anımsatacak şey olmalı. Epey dolaştıktan sonra, kasabanın merkezindeki büyük bir markete giriyoruz. Konserve tereyağ, reçel v.s alıyoruz. Tayland’taki ilk günlerimizde, Tayland yemeklerine sokulamadığımız için, bizi açlıktan kurtardığı için müteşekkir olduğumuz noddle’lara burada da rastlıyoruz ( 0.89 €). Çok enteresan, Korfu’nun en büyük marketinde, kasiyerler kredi kartı slibi çekmiyor. Kasa fişini bu işlem için ayrılmış ayrı bir bankoya götürüyorlar , oradaki görevli de kredi kartını alarak işlem yapıyor. Türkiye’de ise, neredeyse dilenciler bile kredi kartı ile sadaka kabul edecek.
Dönüyoruz. İlk defa yakıcı sıcağı hissediyoruz bugün. Balkon demirlerine sıcaktan dokunulmuyor. Kumrular çatılarda sığınacakları gölge arıyor, balkonlardaki saksıların dibindeki suları içerek serinlemeye çalışıyorlar. Siesta nedeni ile caddeler boşaldı, ortalığa sessizlik hakim oldu. Saat 16.30’a kadar, çantalarımızı toplayıp, Korfu’yu değerlendirerek sohbet ettikten sonra, dairenin anahtarını alt kattaki Sophie’ye bırakıp, vedalaşıyoruz. Kadın, hasretle Ayasofya’yı ziyaret etmek istediğini söylüyor adaşını yani. Adresimizi bırakıp ayrılıyoruz. Şehir içindeki kestirme yollardan sahile çıkarak, bir ağaç gölgesindeki bankta, sıcaktan dilleri bir karış dışarıda köpeklerle birlikte ortalığı seyrederek vakit öldürdük. Saat 19.30’a doğru, otobüs işletmesi KTEL’in önünde otobüsü bekledik. Hareket saati gecikmedi, feribota girerken, yine otobüsü terk ederek 5.80 € ödeyip aldığımız biletlerle feribota bindik. İyon denizinin sahileri, İgoumenitsa sıcağın yarattığı sisler içinde hayal mayal fark ediliyor. İgoumenitsa’da bindiğimiz otobüs yaklaşık 8 saat süren yolculuktan sonra Atina’da bırakacak bizi.
17.10.2006 ( PİRE - ATİNA - HANYA )
Sabaha karşı Pire’de uyanıyorum. Gerçekten de Pire de inmenin imkanı yok. Otobüs otoyoldan direkt Atina’ya ilerliyor. İnsek de, sanırım, Pire limanına gidişimiz daha rahat ve ucuz olmayacak. Atina’da iniyoruz. Elimdeki haritada yeşil boyalı hatlar Kiffisia- Pire hattını gösteriyor. Şehirler arası otobüs terminali Kiffosou caddesinde olduğundan, herhalde aynı yerdir, otobüs terminalinin yanına metro gitmesi normaldir diye düşünüyorum. Değilmiş. Otobüs terminalinin yanından kalkan 51 nolu otobüse binerek ( 0.5 € ) Omonia meydanına geldikten sonra, metro istasyonundan Pire yönüne bilet alarak ( 0.8 € ) metroya attık kendimizi.
Korfu’da aldığımız bilgiye göre, Pire’den 07.25’de Santorini’ye feribot var. Metro yarım saat sonra, limanın hemen karşısındaki istasyona varıyor. İniyoruz, ortalık panayır yeri gibi. Ellerinde valizler, biletler herkes koşturuyor. Gişeye sokuluyorum, ekonomik sınıfta yer yok. Sadece kabin bileti almak mümkün, 61.50 €, kabinlerde alerjik sorunlar ( ! ) yaşarız düşüncesiyle, zaten programımızda olan Girit Adasına gitmeye, oradan, Santorini’ye geçmeye karar veriyoruz. 48.9 € / kişi ödeyerek, saat 16.00’da Hanya’ya gidecek feribota bilet alıyor ve dokuz saat beklemeyi kolaylaştırmanın çarelerini aramaya başlıyoruz.
41500 km2 büyüklüğünde, yaklaşık 40000 nüfuslu ve Unesco Koruma mirası listesinde yer alan Yunan kültüründen çok, Venedik ve İtalyan kültürü ve ikliminde bulunan bu adayı kolay unutamayacağız sanırım.
Not; Eğer Korfu Adasına gider ve kalabalıktan uzak, ama merkezi bir yerde konaklamak isterseniz , Sophia’nin dairesini öneririm. Tabii yaşlı kadıncağız, hala hayatta ise.
Sophia İrinis Gilfould st. 26 Corfutown/ Corfu