- Kategori
- Deneme
Yüreğim çok acıyor...

O gelirmiş gibi, dönmüş gibi yapmaların yok mu, hele de her defasında daha da güçlü terk edişlerin, her defasında daha da güçlü dönüşlerin sözlerinden…
O sevmiş gibi, seviyor, sevecekmiş gibi yapmaların yok mu hele…
Ya ben, ben ne yapıyorum yaşattığın gelgitlerin çalkantılarında, ulaşmak istediğim her bir yanıtta savruluşumun yorgunluğuyla, yüreğim isyanlarla sana çarpmalardan her gün biraz daha bitap...
Sen yoktun hiç, hiç olmadın. Avaz avaz yokum derken, hiç olmadım, olmayacağım derken sen; ben en ufak bir ümitte bile sarmaş dolaş oldum yalanlarımın var sanılı büyülerine. Yanıt alamadıkça her bir soruma, kendimce, olmasını istediğimce, düşlediğimce, özlediğimce yanıtlarla kandırdım kendimi sürekli. O nedenle ki senden önce ben aldattım kendimi, ben söyledim yalanların en büyülüsünü kendime senden önce.
Kaçmaktan mıdır haz alışın koşmaktan mı özlem bürümüş devasa adımlarla bilemedim. Bilemedim hangisi kavuşturur, o nedenle ki kâh durdum soluksuz bekleyişlerde, kâh tüm zorluğuna rağmen kaçtım senden taşlar basarak bağrıma. Kimi de koştum, deliler gibi, divaneler gibi koştum sana kavuşmalara, sevdiğimi sayhaladım tüm dünyaya avaz avaz. Seversin sandım, belki de budur beklediğin, benden gelsin özlemlerin dillenişi, sevdaların, özlemlerin sayhalanışıyla mutlanırsın sanısıyla koştum. Duvar gibiydin her birinde de geçit vermesiz. Taş gibi, kaya gibi bir yürekle hep durdun bu devasa sevdanın karşısında. Sustun, hep sustun…
Bir kez yanıt verseydin, böylesi perme perişan yürümezdin sevdanın yollarında, bir yanım umarlı, bir yanım umursuz. Koşmazdım o yollarda baş açık, ayak yalın perme perişan.
Her umutlandırışında, her sevince boğuşunda o gelirmiş gibi yapmaların, gelmiş gibi, hiç gitmeyecekmiş gibi yapmaların, ya da daha güçlü dönüşlere gebeymiş gibi gitmelerin inandırıcılığında sen değil, ben kendimi sarhoş edip kandırdım.
Öylesi avazlıyordu ki her bir geliş gidişin hiçliğimi, öylesi haykırıyordu ki yalanım, yokum, olmadım, olmayacağım da asla diye. Ah bu söz dinlemez akılsız yürek, yine de kendini kandırmaktan geri durmayı beceremedi. Kendine senden daha büyük yalanlar söyledi. Kendini tüketti her bir yalanının büyüsünde biraz daha, darmadağın, perme perişan, bitap düşmelerin yorgunluğunda kendini yok etti.
Gelişlerin gelmek değil, gelmişken uğramaktan öte değildi, gelmek olamadı hiç bir zaman gerçeğince. O nedenle mış gibiden öte de gidemedi…
Bir daha asla derken bir yanı avaz avaz, daha bir inandı bu defa gelişinin kendince yalanlığına. Oysa o kadar da görülür, o kadar da avaz avazdı ki bu defaki gelişinde de yalanlığı ama niyeydi onu bilemedim. Niyeydi bu mış gibi yapmaların, o kadar mı zordu doğru olmak, dürüst olmak çok mu zordu? Hiç mi rahatsız etmedi bu güne dek, yalanların büyüsüyle aşk bürümüş bir yüreği yıkamak, sonrasında yakıp, yıkıp yaralayarak gözyaşına beleyip hiç acımasız, hiç ardına bakmaksızın dönüşü belirsiz, daha bir yalana bürünüp gelişlere çekip gitmek?
Doğru olsun istedim her defasında olduğu gibi; bu defaki geliş gerçek, bu defa hiç gitmeyecek, bu defa arayıp arayıp bulamamaktan bitap düşmeyeceğim, özlemle sarmal acılı bekleyişli gecelerin sabaha ulaştığı her bir defada daha da kaynar olmayacak özlemin damarlarımda süzülüp beynimi paramparça, yüreğimi darmadağın etmeyecek sandım; her defasındaki aldançlığımı unutarak. Her defasında yine gözyaşına boğacağını sanmayarak ya da mutluluktan olacak bu defa diye inançla…
Yok, bunun dönüşü yok özlediğimce, olmayacak da biliyorum. Ah o yüreğimde hiç durmaksızın öten minik umut kuşu bir sussa…
Ah o yüreğimde sürekli kanayan devasa yara kapansa, biraz hiç değilse…
Bu defa ağlamayacağım…
Ağlamayacağım diyorum ya…
Yine de ağlıyorum nedense…
Kendi düşen ağlamazmış lakin yalan, hem de yalanların en büyüğü. Ağlanırmış her düşüşte de, düşüren her kim olursa olsun.
Ayrıca bu yalanın bir ucunda sen vardın ta başından beri…
Velhasılı…
Birlikte düşürdük biz beni…
p.r.alkan