- Kategori
- Deneme
Yüzümü ağartan
Annem dün gelen misafire kendim için hazırladığım çeşniyi sunduğunda ferahlamış bir biçimde “ yüzümüzü ağarttı “ dedi. Onun için misafir demek eskilerin deyimi ile “ baş tacıdır “. Gerekirse yenilmez yedirilir; çünkü o ev sahibinin şanındandır.
Yüz ağartmak için yapılan her eylem nedense hep dışa dönüktü benim yaşanmışlıklarımda. Bende böyle diye, ben herkeste böyle sandım. Tersi de bencillik geldi bana. O yüzden bugün utana sıkıla diyorum ki ben kendi kendimin yüzünü ağartmak istiyorum. Hem de bunu sırf kendim istediğim için yapmak istiyorum. Nasıl mı? Tıpkı o koynunda dosya kâğıtları, elinde kalemi güler yüzlü sarışın bayanla özdeşleştirdiğim gibi, yani yazarak.
Yazmak, benim için bir sağaltım aracı. Rahatlıyorum. Dün için bir görevdi, bugün için bir sorumluluk en başta kendime karşı duyduğum. Gelecek için ise beklentim, her ikisini bir arada yaşamak. Neden olmasın? Tanrı’ nın hazinesinde çok. Noel Baba torbası gibi oldu ama ben biliyorum “ayak işleri “ yapıldıktan sonra olmayacak şey yok. Yeter ki yeni yeni bulmaya başladığım bu inancı yitirmeyeyim.
Her zaman ilke olarak edindiğim ve bunu sık sık öğrencilerimle de paylaştığım düstur; “ Taşı delen suyun gücü değil damlaların sürekliliğidir. “ olmuştur. Bu günde bu ilkeden yola çıkarak muhakkak her sabah bir iki satır bir şeyler karalayarak güne başlıyorum. Çok isteksiz olduğum günlerde bu iki sözcük olabiliyor ya da dışarıdaysam, yanımda kâğıt kalem yoksa birilerinden ödünç alınarak öyle ya da böyle o yazma eylemini yerine getiriyorum odağımı kaybetmemek adına. Benim dileğim okuma yazma eylemlerinin hep yaşamımda olması. Sözcükleri alıp yiyesim geliyor bazen dolaptaki çikolataları yediğim gibi. Resmen ağzımı sulandırıyorlar. Mutluluk kaynağım oluyorlar. Üstelik beni şişmanlatmadan yapıyorlar bu işi. Daha ne isteğim! Körün istediği bir göz, iki olursa ne söz.
Hayallerim hayal oldu. Karamsarım bugün için. Hâlbuki günlüğüne yazabilirsin bunu. Yok, hayır. Bugün bu sayfada olacak gibi bir inatla yazıyorum. Elbet bağlayacak bir şeyler bulacağım yazının içeriğine uygun. Öylesine de iddialıyız(!) yani. Aslında tembellik, bir taşla iki kuş vurmak istiyorum. Nasıl mı? Şöyle ki; hani ben isteksizde olsam muhakkak iki sözcük her gün yazarım dedim ya, üstüne üstlük bir de geleceğe yönelik sorumluluk aldım ya, işte bugün ikisini bir arada çıkarayım dedim. Anlayacağınız hayaller şimdiden suya düştü, hayaller hayal oldu. Bu “hayaller hayal oldu” deyişi de Deniz Seki’ nin bir parçasından takıldı belleğime. Umarım bu karamsarlık çabuk geçer.
Bugün yeni bir gün. Yazan kişi olarak araya girme hakkını görüyorum kendimde. Ne de olsa keyfi yapılan özgün bir çalışma içindeyim. Her edebiyat öğretmeninden beklenen; iyi bir dilbilimci, diksiyonu hatta ses tonu güzel, konuşması akıcı ve kusursuz iletişim uzmanı gibi sıralanacak bir sürü özelliğin baskısını hissettim yıllarca üzerimde. Bu yetmezmiş gibi şimdi de mesleğimden dolayı iyi bir yazan beklentisini yükledim omuzlarıma. Yükledim diyorum, çünkü artık ben almak istemedikçe kimsenin buna gücü yetmeyeceğine inanıyorum. Hırs yapmadan da bir şeyler olunabileceğini deneyimledim ben. Artık sadece kendi kendimle yarış halinde ve kendime de fazla yüklenmeden yapmak istiyorum zevk aldığım şeyleri. Örneğin yazmak gibi.
Bu kadar girizgâh niye? Çünkü yetersiz hissediyorum kendimi. Ben ancak birilerinin, bir yerlerin ya da bir şeylerin üzerinden hareketle yola çıkarken KENDİMİ TANIMA YOLCUĞUNA nasıl olacak da onlarla kıyaslamaya girmeyeceğim. Bilmiyorum. Kendi kendimle çelişmek yoruyor beni ve birden konuşmak gibi yazmak da anlamını yitiriveriyor bazen. “ Bilirsin ki bilmezsin, bir bilene sormazsın/ Korkarsın ki sorunca, bilirler ki bilmezsin.” Dedikleri gibi deyip geçiştiriyorum şimdilik.