- Kategori
- Deneme
Zen keşişi ve Budist rahip
'Bir gün bir Budist rahip ve bir Zen keşişi yağmurlu bir havada seyahat ediyorlarmış. Nehirden geçerken, bir kadının yolda mahsur kaldığını görmüşler. Kadın, bir türlü karşıya geçemiyormuş. Budist, yoluna devam etmiş, zira bir kadına yaklaşmak kurallara aykırıymış. Derken Zen keşişi, kadını kucağına alıp karşıya geçirmiş. Yola devam etmişler etmesine ancak Budist, Zen keşişinin yaptıklarını düşünmeden duramıyormuş. Nihayet sormuş ona; ''Bize yasak olduğu halde nasıl bir kadına dokunur ve onu taşırsın?'' Zen keşişi gayet sakin cevap vermiş; ''Dostum ben onu orada bırakmıştım, oysa sen hala taşıyorsun!''
Kıssadan hisse derler. Meseller, düz yazılardan ya da nasihatlerden çok daha etkilidirler. Bir söz, bir davranışın etkisi ile kıyaslandığında hep eksiktir. Kendimize bir tabloya bakarmış gibi ya da bir tiyatro salonunda izlermiş gibi bakabildiğimiz farkındalık dolu anlar yakaladığımız her seferinde, hangi tanımda kısılıp kaldığımızı, hangi inançta debelendiğimizi ya da bizi etiketleyen her ne ise seçimlerimizi o anın doğal yaratımında niye bir türlü gerçekleştiremediğimizi anlarız. Ve aslında 'kendimiz olma' meselesinin önüne geçen her şey, nasıl davranmamız gerektiği ve neyi temsil ettiğimiz yanılgısı ile birlikte bizimle alay eder!
Söz konusu meselde, keşişin farkındalığı, yüksek bir dikkatle yaşamın içine dağılmış dersleri doğru seçimlerle destekler. Deneyim derstir zira. Deneyimler yoluyla öğreniriz. Ezberlediğimiz, okuduklarımız, düşündüklerimiz, hatta inançlarımız yaşam deneyiminin irili ufaklı detaylarında bir kenara çekiliverir. Her zaman 'an' denen o tek gerçek, zamanın dağınık algılayışında tetikte bekler. Taşımaya ne gerek var! Ve taşıyan aslında kimdir? İnsan burada kendisiyle karşılaşır. Çünkü her seçim, içimizdeki ikiliğin doğasında bir tercih yapmamızı ister; kendimiz olmak veya bir başkası olmaya çalışmak meselesidir bu! Ezeli ve ebedi ikilem...
Kaybolmuşluğumuz kadim hatalarla dolu. Hala farklı gibi görünen tanımlamalarla aynı hatalara düşüyor olmanın bedeli, insanlığın kalbinde büyük bir yükle yaşamasının da en büyük nedenidir! İnsan, inandığı, olduğunu sandığı, tanıdığını, bildiğini düşündüğü tanımın çok ötesindedir. Bunu anlamak neden bu kadar zor! Her zaman olduğumuzu sandığımız kişiyle, olduğumuz insan karşılaşır aslında. Yaşamda, doğal ve kendiliğinden olanı ortaya çıkaran, insanı gerçek varlığıyla, kendi gerçekliğiyle 'birleştiren', birleştirmek isteyen bir el var. O el, seçimlerin gerçek kıldığı deneyimlerdir. Kim olduğunuzu davranışlarınız söyler size. Yaşama ve onun sırlarına yakınlığınız ancak böyle sınanır! Derinde bir yerde konuşmadan bilen, duymadan işiten, bir başkası daha var! Öyle ki o taşımaya lüzum görmeyen Öz'dür. Taşıdığımız her şey öz varlığımızdan uzaklaştığımızın bir işareti mi!
Ne demiş bilgeler; ''Gerçek basittir, sadedir.'' O'nu anlaşılmaz kılan, karmaşıklaştıran, yalınlığı bozan etkiler ayrıştırılmalıdır. Bu ayrıştırmayı yapmak için ise kafadan kalbe inmek gerekir. İkilemin dünyası, birliğin doğasına ancak böyle götürür insanı!