- Kategori
- Güncel
Zikir
Yarattığı her şey O’nu zikretmektedir. Çünkü Allah (c.c) her şeyi yoktan var ettiği için taş dahi yaratılmasının şükrünü Rabb’ini zikrederek yapar.
Nitekim Peygamber Efendimizin elindeki taşların zikrinin duyulmasına dair aktarılan hadisler, bu hakikate işaret etmektedir. Kur’an’ı Kerim’de yer alan: “Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar, Allah’ı tespih ederler. O’nu hamd ile tespih etmeyen hiçbir varlık yoktur. Fakat siz, onların tespihlerini iyi anlamazsınız. Şüphesiz O, halimdir çok bağışlayandır.”[1] bu ayetle hakikat apaçık bildirilmiştir.
Yalnız cüzi iradesini kullanarak Allah’ı anmak insana özgüdür. Zikir; Allah’a yapılan en önemli ibadettir.
Allah bunu bize şöyle bildiriyor: “Sana vahiy edilen Kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir.”[2]
Namaz kılmak, oruç tutmak, hacca gitmek, Kur’an okumak, zekât vermek gibi bildiğimiz tüm ibadetler aslında zikirden bir cüzdür. Allah’ı değişik şekillerde anma biçimidir.
Allah Kendisini edepli bir şekilde nasıl anacağımızı şöyle tarif etmiştir: “Sabah akşam demeden, kendi içinden, korkarak ve yalvararak, alçak sesle Rabbi’ni an ve gafillerden olma.”[3]
“Dervişin fikri ne ise, zikri de O’dur.” sözünden de anlaşıldığı gibi insan hayatta neyi, kimi severse dilinde de hep o vardır. Dünyayı seven dünyayı, ahireti seven cenneti, Allah’ı seven de Allah’ı konuşur.
Bedenin gıdası malûm, ruhun gıdası da Allah’ın emrettiği ibadetlerdir. İnsanın kalben rahatlayıp, huzura ermesi ancak Allah’ı anmasıyla mümkündür.
Rab’imizin dediği gibi: “Onlar, iman etmiş ve kalpleri Allah’ın zikriyle yatışmış olanlardır. Evet, iyi bilin ki, kalpler Allah’ın zikri ile yatışır.”[4]
Allah zikrinin yapıldığı her yer, her şey güzelleşir. Örneğin; Allah’ın zikredildiği bir ortama su konulduğunda, suyun iç yapısında değişiklik olur, bu su şifalı hale gelir. Zikir yapılan evde huzur olur, Allah’ı zikreden kişinin yüzü nurlu olur.
Kişinin maddi, manevi temizlenmesi, yenilenmesi, Mevlana Hazretlerinin de dediği gibi: “Allah’ı anış suyuna dal, nefesini tut, sabret de eski düşüncelerden, vesveselerden kurtul. Allah adı temizdir. O’nu zikredince temizlik geldi mi pislik, pılını pırtısını toplayıp gider. Zıtlar, zıtlardan kaçar. Nasıl ki, güneş doğunca gece dayanamaz, kaçar gider. Allah’ın tertemiz adı ağza gelince, yani zikir başlayınca ne pislik kalır, ne gamlar, ne kederler.”[5]
Şeriatı yaşayan insan, Allah’ı namazda anarak; tarikatta olan buna ilaveten belli sayıda Allah’ı tespih ederek; dinin hakikat boyutunu yaşayan İnsan-ı Kâmil ise Allah’ı her anında anarak Rabb’imizin sevdiği kullarından olur.
Allah’ı sürekli andığımızda O’nun istediği gibi kul olmaya başlarız. O’nu her an anmak demek; O’nun istediklerini yapıp, istemediklerinden kaçmak ve Allah’ın kendisini gördüğünü bilerek yaşamak demektir.
Zikir; Allah ile kulun arasındaki bağdır. Bu bağın güçlü olması sürekli oluşuna bağlıdır. Allah’ı yazarak, konuşarak anlatmak da bir zikirdir. Yarattığı her şey O’nu anmamıza vesiledir.
Allah’ın yarattığı eserleri gördüğümüzde, sadece eseri övüp, O’nu hatırlamıyorsak, O’nu övgü ve hamd ile tespih etmiyorsak bu Allah’a karşı yapılan büyük bir saygısızlıktır. Onun için Maşallah dememiz edeptendir.
Bizim Allah’ı zikredebilmemiz, O’nun bize verdiği en büyük lütuftur. O istemezse, bizi sevmezse, biz O’nu anamayız. Sevmediği kuluna Kendi’sini anmayı unutturur.
Allah Kendi’sini zikretmeyen kulları için şöyle söylüyor: “Allah, kimin bağrını İslâm açmış ise işte o, Rabbi’nden bir nur üzere değil midir? Artık Allah’ın zikri hususunda kalpleri katılaşmış olanların vay haline! İşte bunlar, apaçık bir sapıklık içindedirler.”[6]
O’nu zikredebilmek için; her şeyden, herkesten daha çok sevmek gerekir. Kur’an’da; “Ey inananlar! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah’ı anmaktan alıkoymasın. Kim bunu yaparsa işte onlar ziyana uğrayanlardır.”[7] der Allah.
Zikir ibadetinde de, diğer ibadetlerde olduğu gibi samimi olmak gerekir. İnsanların arasında Allah’ı dilinden düşürmeyen pek çok münafık vardır. Yalnız olduğumuzda da Allah’ı anabiliyor muyuz? O’nu gerçekten mi seviyoruz yoksa gösteriş ve menfaat icabı mı?
Hal zikri, dil zikrinden üstündür. Kişi davranışlarıyla, Peygamber Efendimizin (s.a.v) ahlakını yansıtıyorsa; bu onun Allah’ı hep andığını ve O’na iyi bir kul olduğunu gösterir.
Peygamber Efendimizin (s.a.v) söylediği üzere: “Rabbi’ni zikreden bir kimse ile etmeyenin farkı, diriyle ölünün farkı gibidir.”[8]
İnsanlar hadlerini aşarak ellerine fırsat geçince camide namaz kılmayı engellemeye çalışma, toplu halde sesli zikiri yasaklamaya çalışma gibi davranışlara girmişlerdir. Bunu yapanlar ancak halka ve müslümanlara zulmeden, şeytanla yaren olan kişilerdir.
Allah bunu şöyle bildirmektedir: “Allah’ın mescitlerinden Allah’ın zikrini men eden ve onların harap olmasına çalışan zalimden daha zalim kim vardır. Aslında bunların oralara korka korka girmeleri gerekir. Bunlar için dünyada bir zillet, ahrette de büyük bir azap vardır.”[9]
Müttaki (Allah’a içten bağlı) kulların kalpleri yalnızca Allah’ı anmakla huzur bulur. Bu kullar, canını sıkan dünyalık şeylerin ezasından, Allah’ı zikrederek kurtulabileceklerinin farkında olan, akıllı kimselerdir. O yüzden her durumda Allah’ı anmaya çalışırlar.
Allah bunu: “Onlar, ayaktayken, otururken, yatarken hep Allah’ı zikrederler. Göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler. (ve şöyle derler): Ey Rabbimiz! Sen, bunu boşuna yaratmadın! Sübhânsın! O halde o ateşin azabından bizi koru!” [10]
O’nu anmak, O’nu sevdiğimizi gösterir.
Rabbimiz Kendi’sini her daim saygıyla anmamızı, sevgisiyle mest olarak yaşamamızı nasip etsin, âmin.
1-İsra Suresi 44. Ayet 2-Ankebut Suresi 45. Ayet 3-Araf Suresi 205. Ayet 4-Ra’d Suresi 28. Ayet 5-Mesnevi 6-Zümer Suresi 22. Ayet 7-Münafikun Suresi 9. Ayet 8-Buhari, Deavat, (66) 9-Bakara Suresi 114. Ayet 10- Al-i İmran Suresi 191. Ayet