- Kategori
- İş Yaşamı - Kariyer
Zorunlu, maaşsız, erken emeklilik
9 gün oldu. 9 günde pek çok şeyi birden kaybedince kötü oluyor aslında. İşini, sevgilini, gelirini ve paranı. Zaten bir kredi kartı taksidi ödeyecek kadar parası vardı O'nu da borcuna yatırmıştı. Sabahları erken kalkıyordu. İstese de uyuyamıyordu ki zaten. Doktora gitmesi gerekiyordu, ancak sağlık karnesi için gerekli olan sigortalılık süresini dolduramadığı için onu da başaramıyordu.
Bir haftada 600 den fazla ilana başvurmuştu. Önüne gelen yapabileceğini düşündüğü her ilana başvuru yapıyordu. Sadece bir tanesinden cevap geldi, Gebze'de bir firmadan. Gitti, görüştü fakat olmadı. Yaştan da kaybetmeye başlamıştı artık.
Ya sabahları kalkar kalkmaz ya da akşam üzerleri yürüyüşe çıkıyordu. Paranomik açıdan güzel bir muhitte oturuyordu. Önceki işsizliklerinin hiç birinde kendine vakit ayırmamıştı. Durmadan dinlenmeden iş arar, hemen her gün iş görüşmelerine giderdi. En önemli işi iş aramaktı ve çalışmaktan daha yorucu, daha zor ve çok daha maliyetliydi iş aramak. Artık yaşı kemale erdiği için, hiç görüşme çıkmamıştı bu başvurularında ve kendine ayıracak bol, bol zamanı oluyordu.
Yürüyüşleri esnasında çok ilginç mizansenlerle karşılaşıyordu. Yürüyüş parkuruna vücut geliştirici alteler de koymuşlardı. Örneğin "uzay yürüyüşü" aletinin tepesine çıkmış, 55-60 yaşlarında, 100 kilo civarında, pardesülü, pabuçlu, başı türbanlı teyzelerle oldukça fazla karşılaşabiliyordu.Bir de o teyzeler, ter atmak için her taraflarına naylon bağladıklarından, her hareketlerinde "haşır, huşur" sesler çıkıyordu. En önemlisi kendisi gibi eşofmanlı, spor ayakkabılı, at kuyruklu, tempo tutturmak için mp3 ya da wolkman kullanan gerçek anlamda sportif görünüşlü insan yok denecek kadar azdı ve kendini uzaylı gibi hissediyordu.
Hayatın farkına varmaya başlamıştı yeni, yeni. Deli gibi baş vuru yapıyordu İnternet'ten ancak, kendine "Ne yapmak istiyorum?" diye sorduğunda, henüz bir cevap bulamıyordu. Evet çalışmayı çok seviyordu. Üretmeyi de. Evde oturmak, cehennem azabı gibi geliyordu. Fakat artık başkası için çalışmak istemiyordu sanki.
Sonra hala aşk acısı çekiyordu. Nihayetinde herif hala onu muhatab alıp, lutfedip hiç bir şey söylemiş değildi. Bir nevi "sen bir hiçsin" i güzel anlatmıştı. Bu da O'nun için çok ağırdı. En azından "Merak etme ben iyiyim iyi olmasam bile bu benim hayatım ve benim hayatımda sana yer yok" diyebilirdi. Hiç bir şey söylememesi O'na hiç saygısı olmadığını gösteriyordu. Bu da canını çok yakıyordu. Çünkü O, adamı sevmişti. Her şey birbirine girmişti. İş hayatı, özel hayatı. Her şeyde kaybettiğine göre demek ki hata kendisindeydi. Tamam bir hata vardı ama nerde?Boşluktaydı.
"Sevgisizlik mi işsizlik mi daha çok koyuyor?" diye test etti. Önce aklını başıma toparlaması lazımdı. Sonra çalışacaktı elbet. Ve elbet bir işi olsaydı, bu kadar karışıklık da yaşamayacaktı belki de iç dünyasında. Şimdilik en önemli işi hayatı keşfetmekti.
Sabahları erken kalkıp yürüyor, çalakalem bir şeyler karalıyordu. Çiçekleri hatırlamıştı, renkleri hatırlamıştı, güvercinleri, balıkçıları hatırlamıştı. Bir arkadaşının tavsiyesi üzerine Menengiç kahvesi içeceği bir yer araştırmıştı ama kimse duymamıştı Menengiç kahvesini. Bilenler gitmişti galiba, o civardan. Çayın, kahvenin tadını çıkara çıkara soğutmadan ya da alelacele boğazı yanmadan içmeyi hatırlamıştı. Muhakkak her gün deniz kenarında, yakamozların ve dalgaların keyfine vara, vara içtiği bir fincan Türk Kahvesi oluyordu. Bir çocuğun güvercinlere yem verdiğinde gözlerindeki mutluluğu hatırlamıştı.
Zorunlu, maaşsız bir erken emeklilik yaşıyordu. Henüz Türk kahvesi için, bir süre daha kıyabileceği bir 2.5 YTL si vardı. "Buna da şükür!" diye geçirdi içinden. Aslında şükredeceği pek çok şey vardı, çoluğu çocuğu yoktu, bakaıma muhtaç kimsesi yoktu. Bir tek kendi vardı. Arkadaşları O'na "Tek tabanca" derlerdi. Hayatta tek tabanca olmak da bi şanstı.
Elbette ki bu böyle gitmeyecekti. Gelen bi akarı yoktu sonuçta. Fakat öncelikle kafasını durultması lazımdı. Kimsenin tahmin edemeyeceğin kadar büyük bir hayal kırıklığı yaşatmıştı Sevgilisi O'na. Her şey alt üst olmuştu. Belki de bu evrede işten çıkarılmış olması bile hayra alamet olabilirdi. Belki de çalışacak durumda değildi. İsabet olabilirdi, öncelikle kafayı düzeltmesi için. Sonra yine çalışacaktı elbet.
Ya da sevgisizliğini, işsizliğine bir kılıf olarak mı geçiriyordu. Sonuçta hem aşkta, hem işte kaybetmişti. Sonuçta zorunlu, maaşşsız bir erken emeklilik yaşıyordu ve bu emekliliğin en güzel tarafı gündelik yaşamın yeniden farkına varmasını sağlamış olmasıydı.