Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Ekim '06

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
1460
 

''İklimler'' değişiyor, biz göremiyoruz!

''İklimler'' değişiyor, biz göremiyoruz!
 

Çoktandır sinemaya gitmiyordum. Evden çıkarken de sinemaya gitme fikrim yoktu hiç. Şöyle bir dışarı çıkıp dolaşayım, Beyoğlu’nda bir şeyler içip döneyim diyordum. Ancak İstiklâl Caddesi’ne girer girmez mahşeri bir kalabalığın içine düştüm. Kalabalık bir nehir gibi insanı önüne katıp sürüklüyordu. Hele bir de kalabalığın tersi istikamette yürüyorsanız adeta kulaç ata ata yürümeniz gerekiyordu. Kurtulmak için sığınacak bir yer ararken birden kendimi Alkazar Sineması’nın önünde buldum ve can havliyle içeri attım bünyeyi.

Nuri Bilge Ceylan’ın bir süredir olumlu eleştirilerini okuduğum "İklimler"i gösterimdeydi. Seansın başlamasına da beş dakika vardı. Yani tam isabet. Girdim. Ceylan’ın "Kasaba" ve "Uzak" filmlerini televizyonda seyretmiştim. Tarzı hakkında az çok bir fikrim vardı. Yani bir aksiyon ya da komedi filmiyle karşılaşmayacağımı biliyordum.

İklimler, mimar İsa ile oyuncu Bahar’ın bitmeye yüz tutmuş aşk öyküsünü anlatıyor. İlişkilerinin tıkandığı birlikte çıktıkları yaz tatilinde açıkça belirgin hale gelir. Mevsim sonbahara doğru değişirken onlar da bir süre ayrı yaşama, ilişkilerini gözden geçirme kararı alırlar. İsa ders verdiği okuluna döner. Bahar ise bir dizi çekimi için Ağrı’ya gider. İsa’yla Bahar’ın aşkı çıkmaza, mevsim de kışa girmiştir. Yani başka bir deyişle, Bahar çekip başka bir diyara (ve kışa) gitmiş, İsa da başka bir kadının kollarına atmıştır kendini.

Üç baş rolden ikisinde kendisi ve eşi oynuyor. Filmde Ceylan’ın annesinin ve babasının da küçük birer rolleri var. Ayrıca filmi oğluna ithaf etmiş Ceylan.

İyi, güzel... Güzel de, seyirci açısından yolunda gitmeyen bir şeyler de var sanki. Filmde bir öykü anlatılıyor. Mevsimler değişirken karakterlerin ruh iklimleri de değişiyor; ya da tersi... Ama nasıl ve niçin değiştiğini hiç bilemiyoruz. Senarist biliyordur mutlaka ama bunu bize göstermek istemiyor nedense...

Bir öykünün nasıl anlatılacağı anlatanın tercihine bağlıdır. Buna kimse bir şey diyemez. Ama anlatanın karakterlerin davranış özellikleri ve neyi, niçin yaptığı konusunda da bazı ipuçları vermesini bekleriz tabiatıyla. İklimler’de karakterlerin davranışları ve o ruh iklimlerine nasıl, niçin giriverdiklerine ilişkin küçücük bir açıklama bile bulamıyoruz. Gerçi, resmi tanıtım yazısında, ''İnsanlar, basit nedenlerle mutlu, daha da basit nedenlerle mutsuz olacak şekilde yaratılmıştır...'' diyor ama şu ''basit nedenler''i de birazcık görsek fena olmayacaktı.

İklimler’in açılış sahnesi filmin geri kalan bölümü hakkında ipucu veriyordu zaten: Sabit bir kamera, uzun planlar, olabildiğince az oyuncu, olabildiğince az diyalog; güzel fotoğraflar… Ama ''sinema bunlardan mı ibarettir?'' diye sormadan da edemiyor insan… Ne olur, bir oyuncunun yüzünü, mimiklerini yakın plandan üç dakika -ki, sinemada çok uzun bir süredir bu- izletmektense o üç dakikaların bir bölümüyle de seyirciye bir şeyler anlatmayı deneseydi Ceylan.

Hani diyorum şöyle başı sonu belli bir hikâye anlatılsa; seyirci filmden çıktığı zaman “ne anlatmak istedi bu film şimdi? Çok derin bir anlamı vardı da ben mi anlayamadım?” diye kendi zekâsından kuşkuya düşmese; filmde yönetmenin hısım/ akraba/ arkadaş ilişkisi bulunmadığı oyuncular da rol alabilse; hikâye biraz daha tafsilatlı anlatılsa; görüntü yönetmeni yemeğe gitmiş de kamera açık unutulmuş gibi uzun planlar olmasa ya da daha ölçülü kullanılsa fena olmayacak sanki.

Dia gösterisi iyidir; hele bir de usta bir fotoğrafçının elinden çıkmışsa tadına doyulmaz. Ama film deyince sanki biraz daha eğlenceli biraz daha hareketli bir gösteri umuyor insan. Belki profesyonel bir sinemacı ya da eleştirmen açısından çok iyi bir filmdir İklimler; ama sonuçta ben seyirciyim. Sinemacılar film çekerken biraz da beni düşünse hepimiz bu işten daha kazançlı çıkacağız gibi geliyor bana. Daha çok filme giderim en azından.

Yine de bilemem. Mutlaka bizden fazla bildikleri vardır sevgili eleştirmen ve yönetmenlerimizin.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

her sanatçının yapmaktan vazgeçmemesi gereken bir eylem hatta içselleştirdiği bir şeydir ve haklısınız ki bu film izlenilsin diye yapılıyorsa bir noktadan izleyiciyi içine alabilmesi gerek. (Bu filmi izlemeden konuşuyorum) Anlaşılmaz olmak elbette ki sanatçının tercihidir ama sanatın en önemli amacı iletişim ve sanatçının kendini ifade etmesidir bence. Anlaşılmak gibi bir kaygının olmadığı sonucu da çıkarılabilir tabii. böyle durumlarda sanatçı biraz kendini tatmin etmiş oluyor. sevgiler

Başak ALTIN 
 01.11.2006 12:46
Cevap :
Demek istediğim de o. Sanatçının/yönetmenin kendini tatminle yetinmesi. Bu tercih belki plastik sanatlarda fazla sorun yaratmaz ama sinema gibi seyirciyle iletişimin belirleyici olduğu bir sanat dalında karşılıklı memnuniyetsizliklere yol açabilir. Açıyor da nitekim. Zavallı blogum yorumsuz yorumsuz boynu bükük duruyordu. İmdadına sen yetiştin, sağ olasın sevgili Başak :)))  01.11.2006 15:42
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 431
Toplam yorum
: 4967
Toplam mesaj
: 287
Ort. okunma sayısı
: 3556
Kayıt tarihi
: 30.06.06
 
 

Anahtar kelimeler: Antep, İstanbul, Haziran, İkizler, Beşiktaş, MÜ İletişim Fakültesi, Gazetecilik. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster