Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Hakan Karaduman (Akdenizli)

http://blog.milliyet.com.tr/akdenizli

12 Aralık '06

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
495
 

" Ne ki ne..."

" Ne ki ne..."
 

Hayatımın; cevizlerin çetin ve kırılmaz kabuklu olanlarıyla yüzleştiğim anlarda nedense gökyüzü kurşun renginde ve içimdeki direnmenin son mermisinden önceki sayılarını kontrol ettiğim anlarda olmak hiçbir zaman bana keyif vermedi. Hoş, kim keyif alır ki…

Kelimelerin havalarda pervasızca uçuştuğu ve anlamını yitirdiği ortamlarda “ susmak, kabul etmek ” anlamına geldiğinde de huzurum kaçmıştır. Veya tüm kelimeleri benzer anlamlarda ve ardışık kullanarak kurulan cümlelerde de sonucun aynı çıkması da yine aynı sıkıntı. Yüreği; ferahlığın uzaklığında gemi yol alırken, kıyının hangi yönde olduğunu bilememenin can sıkıntısı ve ardından “ bu ne önem verme yaşama ” diye kendime kızdığım zamanlarda hep aklıma “ dünyayı değiştirme ” adına yaşamlarını hiçliğe teslim etmiş cesur ruhların tam olarak neyi amaçladıklarını düşünürken veya yüzlerce metre yükseklikte eli sopasız, savunmasız rüzgarların içinde; üstelik başı sonu belli olmayan bir ipin üzerinde tek başına olmak tatsızlığında keyifsiz, korkunun bile anlamını yitirdiği işe yaramaz bulmak, hissetmek: Kim isterdi?

Tüm renklerin ve sözlerin anlamsızlıktan öte hissizleşmesine ne demeli? Oldum olası giderken olumluluktan olumsuza doğru " tek yön yolda ilerlemek zorunda " bırakılmak da cabası. İyi nerede? güzel nerede? hoş nerede? kahkaha nerede?kibarlık nerede? yufkalık nerede? acıma nerede?i çtenlik nerede? sıcaklık nerede?şevkat nerede? vericilik nerede?

Zorunlulukların adı sevgi olmuş, arkadaş olmuş, Paylaşımın adı mecburiyet olmuş,Gücün etrafında toplanan bir dünyada güçlünün dedikleri olmuş.Sonra ne mi olmuş;ne olacak güçlünün işine gelen her şey “doğru” olmuş.

Kendi ülkesi rahat yaşasın diye kağıttan devletlerin yürekli halklarının kaynaklarını gayet normalmiş gibi alıp götürmüşler.Yerine acı,gözyaşı,zülüm bırakmışlar Tanrı düzeltir diye.

Peki Tanrı ne yapmış?

Soru ağırlaşmış, ağırlaşmış.

Tanrı hiçbir savaşın tarafı olmamış.Hint okyanusundan fırlatılan bir füzenin Kabil’de, camide insanlar ellerini açmışken bin bir geceden hayırlı gecede;çevirmemiş füzenin yolunu uçak gemisine gerisingeriye.Papaz sevinmiş;” biz haklıyız, Tanrı bizimle”.Vietnam’dan kazılarak çıkarılan batı, Tanrı’yı getirdim size dediğinden 20 yıl sonra ateist Vietkong’lar son işgalciyi gönderdiklerinde de Çin “sevinmiş bakın Tanrı olsaydı yardım ederdi İsa’ya ".Newyork’lular sormuş; “11 eylülde Tanrı neden durdurmadı uçakları?yoksa…ya Musa’nın çocukları; nazi kamplarında…neredeydi?

Yanlış yerlerde aramış durmuşlar saflığı,güzelliği yaratıcılığı,temizliği.

Hiçbir zaman anlamak istememişler; “neden savaşlarda bize yardım etmiyor; halbuki biz haklıyız”.

Verilen tüm zekayı yıkma,yok etme,kendine,zavallı tüketmelerde,zaman hırsızlıklarında ve kaprislerinde tüketirken insan; anlamamış,işine gelmemiş;Tanrı’nın hiçbir savaşın tarafı olmadığını.

Birbirini karşılıksız seven,dostluğu anlayan,paylaşan, veren,yetiştiren,üreten;sevgi olan her yerde varken Tanrı; olmamış hiçbir zaman bir insanın diğerine üstünlük savaşlarında,bombalarda,sınırlarda,güvensizlikte.

Ve bakmış insan; "neden bazıları daha zengin ve rahat yaşarken aptal ve zeka özrümden mi bütün bunlar?Yoksa bilmediğim bir yöntem mi bulmuşlar varsıllığa ulaşmanın?Mercedesler kutsal denilen mekanların önünde sıra sıra.Kandırılan yoksa bir çiçeğe hayat veren mi?Yoksa kandırıldığı sanılan?"

Ama biliyorum, ama biliyorum;bunların bir kısmı saflığı ve temizliği kullanarak, kandırarak varsıllaştılar.yoksa..yoksa…

***

Kadın, babadan kalma paltosunu giydirdi ve yakasını düzeltirken, birde kollarını paltonun; adam;

“kerem et aklından çıkarma beni,

kudret kalemini de çekme kaşına..tamam mı?”dedi.

Kadın adamın ne demek istediğini çok iyi anlamıştı.Daha lise yıllarında “ilk merhaba aşkında”, gizliden babası izlerdi onu ama o kaptırmış olmanın aşkın,fark etmezdi.Babası, “kuş yuvadan uçacak,artık bende yaşlanıyorum dayken” o, sevgilisinin ona yazdığı mektuptaydı.

Adam lise yıllarındayken sevdiği kıza mektup yazmak için bilinmez kaç kağıt harcadı bir gecede.Arkadaşlarıyla paylaştı uzun,uzun; aşk ne ki ne…

Ama şimdi aynı zaman ve an…adam gitmekte başka kente; ekmeğe…

Kadın dürtülerinde ve acının çoğunda…

“Keremin aslısı olacak halimde yok” dedi içinden “kaşıma sürecek kalemim” de…

Ama yaşam tüm hınzırlığıyla zaman oyununu oynarken onlara;kerem tarihin karanlık sayfasında;kalem azgın bir nehirde dalgaların üzerinde gün be erimekte…

http://biryardimeli.bz.tc/

Simon and Garfunkel:Bridge Over Troubled Water (central park)

sağlıcakla...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sizin çok temiz bir yüreğiniz var... Bu yazınız önemli... Hemde çok önemli.. Hekimlik önemli bir emek gerektirir öyle değilmi?... İnsanlığınız için harcadığınız emek için sağolun... Sevgiler, saygılar

Yücel EVRENN 
 13.12.2006 9:00
Cevap :
Beni onurlandıran bir yorum yazmışsınız.Siz de öylesiniz.saygılarımla.  13.12.2006 12:02
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 470
Toplam yorum
: 1750
Toplam mesaj
: 25
Ort. okunma sayısı
: 538
Kayıt tarihi
: 28.08.06
 
 

Ateşten denizleri mumdan gemilerle geçmeye" benzer hayatımız. Mutlaka mavi gökyüzü görünecektir. Gid..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster