Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Şubat '14

 
Kategori
Anne-Babalar
Okunma Sayısı
363
 

13'ündeki Çocuk mu, Hatalı Olan?

 13'ündeki Çocuk mu,  Hatalı  Olan?
 

Bir toplum, özündeki değerleri kaybederse, neler olmaz ki...


Doksanına doğru yol alan annem ve yaşdaşları olan akraba ve tanıdıkları bir araya gelince  gündemin baş konuları arasında "ahir zaman halleri"  vardır.  Onlara göre yaşanan tüm olumsuz gelişmeler,  ki bunların içinde doğal afetler de vardır; hepsi kıyamet alametidir...   "Eskiden  şöyle  edepliydi insanlar,  anne,baba-çocuk ilişkileri şöyle güzeldi"  ,  diye başlayan cümleler, "babamızın yanında değil bacak bacak üstüne atmak, dizimizi kıvırarak çöküp oturabilirdik"  örnekleriyle devam eder,gider...  Ekranlarda görülen tüm "ahlaksızlıklar"  birer kıyamet  işaretidir,  bu çok güngörmüş büyüklerimize göre...   "Yok, aslında;  eskiden de varmış, belki de daha fazlası  ama bugün;   gazete, radyo, televizyon,   olanları anında sağır sultanlara duyuruyor,  o nedenle bu tür olaylar çoğalmış  gibi gözüküyor " şeklindeki karşı görüşümüz onları iknaya yeterli olmaz. 

Bugün  internetten,gazete başlıklarına şöyle bir göz gezdirince,  belki büyüklerle ilgili olarak değil ama çocuk ve genç popülasyonunda  yaşanılanları, ben de kıyamet işaretleri olarak yorumlamak  durumunda kaldım.   İnsanlıktan bir nebze de olsa nasibini almış her bireyin midesini bulandıran tecavüz olayları ,  giderek hem boyut hem de  içerik olarak genişliyor, çoğalıyor... 

Haberin biri doğudan,  biri de şehrimizden, Antalya'dan... Bir imam...   Öz be öz kardeşine tecavüz ediyor,  kardeşi hamile kalınca da kürtaj yaptırıyor ...  

Antalya'daki ise daha da düşündürücü , çocuk dünyası açısından...  13 yaşında  ortaokul öğrencisi bir kızla  arkadaşlarının yaptıkları esrarlı sigara içme aleminden sonraki  Şeytan ayini, onun sonrasında da,  tecavüz olayı ... 13 yaş ...  çocuk... genç  bile sayılmaz.

Nerede bu anneler,babalar, nerede...  Kardeş  kavramını  verememiş, çocuğunu  sokaklarda başıboş bırakmış, kimlerle arkadaşlık ediyor, nerelere gidiyor kaygısı  duymamış  anneler, babalar... 

Evet... Eskilerin  hatta bizlerin  geleneksel  aile yapısına,  çocuk terbiyesine bakış açısı,  bir çok  yanlışları  da barındırıyor bünyesinde. Günümüz gençlerinin acımasız eleştrilerini hak ediyor bu nedenle  çoğu kez. Örneğin  çocuklarımızın giydiğine, çevresi ile ilişkilerine , arkadaş seçimine müdahale konusunda "haddimizi aştığımız"  örnekleri  ,  -çocuklarımız sağolsunlar - yeri geldikçe  hafif dokundurmalarla anımsatırlar... Bizlerin ise,  haşaa...  Ne  mümkün eleştirmemiz,   böyle bir teşebbüsümüz,  anında  değişen yüz ifadeleri ile engellenirdi . Günümüz çocukları ise  anne,babalarını yönlendiriyor hemen her her konuda...Çocuk nereye gitmek istiyorsa oraya gidiliyor, neyi severse o yeniyor  veya kullanılıyor.

Batı dünyasının dayattığı yaşam koşulları,  dünya görüşü ,  bizi biz olmaktan  çıkardı.  Oysa,  geleneklerimizdeki  katı disiplin kurallarını,  çağımız koşullarına uyarlıyarak  esnek bir  yaşam modeli oluşturabilmemiz  mümkündü aslında, beceremedik... Orta çizgide durmayı başaramadık.  Tamamiyle kabuk değiştirerek  30-40 yıl öncesinin profili ile hiç ilgisi olmayan bambaşka bir kimlik  oluştu  , insanımızda. Bu dengesizlik, bu  ani değişim rüzgarı,  aile  yapısını  çocuk-anne,baba ilişkilerini  yozlaşma düzeyine  indirdi.   Binanın temelindeki sorunlar,  üst katlarda çatlaklar oluşturdu.   Toplum   gerildikçe gerildi.Meclisten,trafikteki insana, komşulara kadar  herkes,  birbirleri ile kavga etmeye , kafa göz   operasyonuna her an  hazırlıklı olmaya  koşullanır oldular.

Hep söylüyoruz,eğitimciler olarak...  Yap demeyin, yapın; oku demeyin okuyun, her ne şekilde olursa olsun, çocuğunuzun her durumda arkasında olduğunuzu ona hissettirin, güven verin... Çocuğunuz en güvenli liman olarak evini, ailesini görsün.  En kötü iletişim, iletişimsizlikten iyidir.  Tartışma elbette olacaktır, her tartışmadan sonra sadece onu değil kendimizi de sorgulamalı, saygı perdesinin örselenmesine izin vermeden ilişkileri sağlam zemine oturtmanın yolunu bulmaya gayret etmeliyiz, diye diüşünüyorum...

13 yaşındaki o kızcağızımızın nasıl bir anne,babası vardı  , o imamın  ve onun gibi"sapık"  veya ruh sağlığı ile ilgilenenlerce "hasta" olarak nitelendirilenlerin anne,babaları  , onların anne,babaları...  Nasıl insanlardı,  hangi tezgahlardan geçmişlerdi ,  ACABA?

Bu dibe vuruştan sonra belki çıkarız yukarılara, bu kadar dersten sonra akıllanırız belki,  KİM BİLİR?...

31 Mart'da ;  duyarlı,  her şeye rağmen   kenetlenmenin önemini kavramış ,  özündeki değerlerini kaybetmemiş  insanların,  verecekleri doğru kararlar  sayesinde,   öngörülen KIYAMET   ötelenecek  ...  Diye,   umuyor ve diliyoruz . 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Değerli Nur Öğretmenim her geçen gün ,giden günü aratıyor ve gitgide çirkinlerin arttığı,umutların umutsuzluğa dönüştüğü ve kadınların durumunun daha vahim olduğu durumlar içindeyiz.Saymaka bitmez. Şaşkınlığa uğramadığımız gün olmayan bu güzel ülkemizde birde hasta ruhlu insanların bu davranışları sonrasında aslında çoğumuz örtülü bir depresyon yaşıyor.Selam ve sevgiler Nur Öğretmenim.

Şennur Köseli 
 23.02.2014 18:13
Cevap :
Son cümleniz üzerine ne çok yazı yazılır sevgili Şennur...Sosyologlar,psikologlar,toplum bilimciler incelemeli bu durumu. Evet ben de aynı düşüncedeyim. Toplum olarak " örtülü bir depresyonla" karşı karşıyayız.Bakıyorsunuz, çok aklı başında bildiğiniz bir insan bile olmadık hareketler yapıyor,sözler söylüyor hiç beklemediğiniz anlarda...Şaşkınlık,hayret duyguları ile izlediğimiz olaylar ve gelişmeler zamanla duyarsızlık oluşturmaya başlıyor insanda.Bu durumun etkileri birikerek ruh sağlığımızı olumsuz olarak etkiliyor...Ailedeki sevgi ve güven, birliktelik bu yüzden önemli. Ancak arkamızdaki kale sağlam olursa, yaşanılan bu güçlüklerin üstesinden gelebiliriz. Sevgilerimle...  24.02.2014 23:14
 

Değerli Nur Eşmeli, "Ne oldu?" Sorusunun cevabı ile ilgili görüşlerimiz; Gelinen durum bir çalışmanın sonucudur. Üstelikte uzun vadeli bir çalışmanın, bir "Toplum Mühendisliği"nin. Cumhuriyetin ilk Diyanet işleri başkanı, Mason'dur. Masonluğun (mentalitesinin) ne olduğununu bilirsiniz. Kimse alınmasın, Kılavuzu karga olanı...!" Bu konuda daha detaylı bilgi arayanlara,( http://www.canmehmet.com/yabancilar-ve-icislerimiz-batinin-zorlamasi-ile-cok-darbeli-cok-partili-hayat-basliyor-6.html )öneririz. Özetle; okumuyor, bu nedenle içerisinde bulunduğumuz durumumun farkında dahi değiliz. Sağlıcakla kalınız.

Canmehmet 
 20.02.2014 13:33
Cevap :
Yazılarınızı olabildiğince takip etmeye çalışıyorum.Mehmet Bey,son yazınızda da "toplum mühendisliği" konusunu işlemişsiniz.Gerçekten normal zekada ve kendisine vasat düzeyde de olsa "aydın" denilebilecek kadar okuyup yazması,birikimi olan çeşitli görüşdeki insanlar bile "olan-biten"e akıl sır erdiremiyor.Öylesine büyük oyunlar oynanıyor ki, sadece sezebiliyor,sizler gibi "veri" sunanlardan olabildiğince bir şeyleri anlamaya çalışıyoruz. Ben her kesimden,her görüşten ve kaynaktan bir şeyler öğrenmeye çalışıyorum,öğrendikçe de,kafam iyice karışıyor:(Dediğiniz gibi bizim gibi okur yazar geçinenlerin bile yeterince okumadığı bir ülkede hiçbir şeyden habersiz yaşayıp giden ekseriyetin, istenildiği gibi kolayca oyuna getirilebilmesi çok doğal. Diyanet işlerinin başına bir mason getirme başarısını! gösrebilenler daha neler yapmazlar ki... Allah doğruların yardımcısı olsun, hangi görüşte olursa olsun, tüm doğruların...Saygılar...   20.02.2014 22:17
 

Bu kadarı da olmaz dedirten haberler okuyoruz.Kanım donuyor.Suçlu olan kim?Ane-babalarmı,çocuklarmı yoksa toplummu.Hiçmi kimse ibret almıyor,çoluğunu yada çocuğunu gözetmiyor,anlamıyorum.Asıl endişem suç potansiyeli yüksek yeni bir nesil hızla geliyor.(2000'li doğumlular)Bu günleri inşallah aramayız.Açıklayıcı yazınız için çok teşekkürler.Selam ve saygılar.

çalıkuşu 
 20.02.2014 9:59
Cevap :
Suçlu kim sorusuna cevap için hepimizin önyargısız olarak aynaya bakmamız gerekiyor. Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın diyerek, olan bitene kayıtsız kalarak,okumayarak,okutmayarak,siyasi gelişmelere sadece seçimden seçime oy kullanarak katkıda bulunduğumuzu sanarak...Eğitimi,öğretmeni hak ettiği yere koymayarak, her şeyi "para" gözlüğünden değerlendirerek, çocuklarımıza örnek davranışlar sergilemeyi beceremeyerek. Liste o kadar uzun ki,sevgili Çalıkuşu:( ... Kimbilir belki de, 2000'liler daha uyanık, daha bilinçli ve de şanslı olur. Devran ne gösterir bilemeyiz. Selam ve sevgiler...  20.02.2014 22:34
 

Değerli Yazarım! Hasta ruhlu, sapık insanların toplumda çoğalması nedeni ile 13 yaşındaki yavruların hamile kalmasını, yakınlarına tecavüz eden manyakları daha çok duyarız.Ne demişler "Balık baştan kokuyor." Allah ıslah etsin, kökleri kurusun.Selam ve sevgiler, sağlık ve mutluluklar.NAHİDE ÇELEBİ

NAHİDE ÇELEBİ 
 20.02.2014 6:40
Cevap :
Değerli öğretmenimiz,ailenin ne denli önemli olduğunu,biz eğitimciler biliyoruz en çok. Gelen veliler ve onların çocuklarına bakarak farkları belirleyebiliyoruz. Çok ender olarak, iyi bir aile ortamında yetişmediği halde düzgün çocuklarımız olurdu değil mi... "Balık baştan kokar" tabiki... Ya da başka bir atasözümüz: Üzüm üzüme baka baka kararır:))Çocuk anne-babayı örnek alarak büyüyor;sevgi-güven ortamında büyüyen,okumanın önemini kavrayan,empati yapmayı becerebilen çocuklar , ülkemizin yüz akları...Sayılarının çoğalmasını diliyorum...Sevgi ve selamlarımla...  20.02.2014 23:05
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 305
Toplam yorum
: 746
Toplam mesaj
: 87
Ort. okunma sayısı
: 1320
Kayıt tarihi
: 08.08.07
 
 

Emekli Türkçe öğretmeniyim.Şimdi Marmara Üniversitesi bünyesinde bulunan, Atatürk Eğitim Enstitüs..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster