Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Mayıs '11

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
4296
 

"Serenad" Zülfü Livaneli'den Etkileyici Bir Roman

"Serenad" Zülfü Livaneli'den Etkileyici Bir Roman
 

Bey dağlarının zirvesinde halen kar var. O doruklarda bütün bir heybeti ile duran beyaz örtüye ne zaman gözümü çevirip baksam, inanılmaz düzeyde bir etkilenme haline bürünürüm. İçim de hafif tarafından bir erime baş gösterir… Öylece bakakalırım o dağların doruklarına. Pazar sabahı yine öylece bakakaldım dağların doruklarına. Birkaç hafta sonrasında o doruklarda beyaz örtü namına hiçbir şey kalmayacak. En azından o dorukların karlı halinin son demlerine biraz daha bakmak iyi olur. Belki bir sekiz ayın sonunda o doruklar tekrar beyaz örtüsüne kavuşacak.

Bahar kendisini iyiden iyiye belli eder hale geldi. Her yanda portakal çiçeklerinin kokusu… Antalya parfüm kokuyor. İşte bu yüzden çok seviyorum bu ayları. Portakal, limon, turunç ağaçları ve hanımeliler çiçeklerini açıp, etrafı nefis kokulara bezediler. Sabahın ilk ışıkları ve akşam hava karardığında o kokular daha bir belirgin hale geliyor. Her yan o nefis kokulara bezeniyor. Ve doğrusunu isterseniz ne işe gitmek insanın içinden geliyor o sabahın erken saatlerinde, nede akşam hava karardığında evin içerisine girmek…

Yılın bu aylarında kitap okumak mı? Bu güzel havalarda ormanda, dağlarda dolaşmak varken kitap okumakta neyin nesi oluyor bilemiyorum ama, geçtiğimiz günlerde okumaya başladığım Zülfü Livaneli’nin son kitabı Serenad’ı hafta sonu bitirdim. Etkileyici bir kitaptı. Evet… Zülfü Livaneli’nin iyi bir yazar olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Sade ve akıcı bir dil, kolay okunabilirlik, anlaşılabilir olmak… Livaneli oldukça ilginç konuları bir araya getirerek yaptığı harmanlama sonrasında, yakın tarihimizde yaşanan trajedileri doğru bir kurguyla romanlaştırmış. Tarih okumaktan büyük bir keyif alıyorum. Ama kimi zaman o keyif yerini derin hüzünlere de bırakabiliyor. Tıpkı daha önce hiç de bilinmeyen Dersim Katliamı, Varlık Vergisi, 6-7 Eylül Olayları gibi yakın tarihimizin trajedilerinin yanına yenilerinin eklenmesi gibi. Zülfü Livaneli yine yakın tarihimizde yaşanan ama hemen hemen hiç kimsenin bilmediği bu trajediler, Livaneli’nin kaleminden süzülerek zihnimizdeki yerini aldı.

Zülfü Livaneli, Serenad romanında Ermeni Tehciri, Mavi Alay ve Struma gemisi trajedileri üzerine bir harmanlama yapmış. Bu harmanlamayı yaparken, dönemin Türk hükümetlerine ilişkin sıkı eleştirilerde bulunmuş. En çarpıcı noktayı ise insan sormadan edemiyor, “Neden bizim hükümetlerimiz her kavşak noktasında yanlış kararlar alarak, doğrunun tam aksi yönünde durmuş?”

Ermeni Tehcirinin aradan geçen bir asra rağmen halen ülkenin ve dünyanın gündeminde oluşunu nasıl açıklayabiliriz? Kaldı ki daha yakın zamana kadar bu topraklarda yaşayan hiç kimse Ermeni Tehciri hakkında hiçbir şey bilmiyordu. Asala’nın diplomatlarımıza düzenlemiş olduğu suikastlerin nedeni hakkında bile kimse en küçük bir şekilde bu olaylarının nedenlerini sorgulama gereksinimi duymuyordu. En nihayetinde Anadolu’da bir de Ermenilerin var olduğunu hatta ve hatta Türklerden çok daha önceleri Anadolu’da yaşadıklarını yeni yeni öğrendik. Sağ olsun resmi tarihimiz!!! Bizi öyle bir tarih bilgisiyle donatmış ki evlere şenlik…

Bir başka çarpıcı olay ise Mavi Alay’ın öyküsü…

Mavi Alay’ın öyküsünü ilk olarak bloğumuzun değerli yazarlarından Taner Bey’in (hazandagüzeldir) 25.12.2008 tarihli

Mavi Alay'ın Öyküsü yazısından öğrenmiştim. Taner Bey’in Mavi Alay olayına ilişkin yazmış olduğu yazının hemen hemen aynısını Zülfü Livaneli Serenad romanına taşımış.

Mavi Alay olayının detaylarını Taner Bey’in yazısından okumanızı öneririm.

Mavi Alay olayının ne olduğuna kısaca değinmek istiyorum.

İkinci dünya savaşında Kırım Türklerinin başına gelen bir trajedidir Mavi Alay olayı. Dönemin Türk Hükümetinin yönlendirmesi sonrasında Kırım Türkleri Nazilerin yanında savaşa girmeye ikna ediliyor. Ankara Hükümetinin teşvikiyle savaşa giren Kırım Türklerinden yedi bin kişiye savaş sürecinde Almanlara kılavuzluk ve istihbarat sağlamaları için bir birlik kurduruluyor. Mavi Alay bu birliğin adıdır. Bu birliğin başına gelen trajediyi Taner Bey etkileyici bir dille anlatmış. Savaş sonrasında bu birliğin tamamı ölüyor. Yarıya yakını intihar ediyor, kalanları ise Ruslara teslim ediliyor ve teslim edilir edilmez daha orada kurşuna diziliyorlar. İşte tam bu esnada bir kadın kendisini Serned Abad Kızıl Çakçak barajının sularına atıyor ve ardından o barajın sularına atlayan bir Türk askeri kadını kurtarıyor. Zülfü Livaneli, Serenad romanının da bu noktaya çarpıcı bir vurgu yapıyor. Türk askeri, kurtardığı bu kadınla Anadolu’da bir yerlere kaçıyor ve evleniyor. Kimlik değiştirmeler, saklanmalar… Sonrasında çocuk sahibi olmalar ve torunlarından birisinin asker olması, Albay rütbesinde bulunması ve babaannesinin geçmişini saklama çabasına girişmesi. Aksi halde paşalık hayal… Hayat boyu saklanmak zorunda kalan bir gerçek… Babaanne Kırım Türkü ama ya anneanne… Oda Ermeni kökenli birisi… Tehcir sırasında Müslüman olmak zorunda kalması… Ve 2000’li yıllarda bulunduğu pozisyonu kaybetme korkusu taşıyan ve rütbesi Albay olan bir torun…

Peki ya Struma Gemisi…

Yine ikinci dünya savaşı...

Kırk tane Yahudi Profösörün Nazilerin baskısından dolayı Türkiye’ye gönderilmesi ve İstanbul Üniversitesinde çalışmalar yürütmesi… Bu gün İstanbul Üniversitesinin en önemli dönüşümleri o dönemde yaşanıyor. O yıllarda Türkiye’ye gelen Prof. Max Wagner… Kendisi bir Alman olmasına karşın eşi yahudidir. Nazilerin ülke yönetiminde etkili olduğu yıllarda Nadia ile evleniyorlar ve eşinin adını Deborah olarak değiştirdikten sonra bir başka üniversiteye, bir başka kente yerleşiyor. Ama bir türlü eşinin geçmişini saklayamıyor. Nazi baskısından dolayı eşiyle birlikte ülkesini terkedip, Fransa’ya giderken yolda eşini tutukluyorlar. Ve bundan sonrası Prof. Max Wagner’in eşi ile bir araya gelme mücadelesine dönüşüyor. İstanbul Üniversitesinde çalışmalarını sürdürdüğü sıralarda Almanya’daki toplama kamplarında bulunan eşini İstanbul’a getirtebilmek için büyük çabalar sarfediyor. Ve Romanya’nın Köstence limanında kalkan Struma gemisine Nadia biniyor. Kırk dökük bir gemi… Zar zor hareket ediyor… İçerisinde balık istifi olmuş 779 yolcu ve 10 mürettebat var… İstanbul’a geliyor Struma ama Türk Hükümeti gemide bulunanların karaya çıkmasına müsaade etmiyor. Gemide salgın hastalıklar başlıyor. Yiyecek sıkıntısı çekiliyor ve insanların durumu hayli perişan. Prof. Max Wagner dur durak bilmeksizin eşini karaya çıkartabilmek için mücadele ediyor. Ama muvaffak olamıyor. Sadece Vehbi Koç’un hükümet nezdindeki girişimleri sonrasında bir aile gemiden indirilebiliyor. Bir süre sonra Struma Karadeniz’e doğru yol almaya başlıyor. Prof. Max Wagner gemiyi takip ediyor. Şile açıklarına geldiğinde Struma infilak ediyor. İçerisinde bulunan 779 yolcudan sadece bir tanesi kurtuluyor. Geriye kalanları Karadeniz’e gömülüyor.

Bu etkileyici kitabı herkesin okumasını öneriyorum. Zülfü Livaneli önemli bir işi başarmış. İnsanların nasıl iç içe geçtiğini ama devletlerin soy sop uğruna insan oğluna hayatı zindan ettiğini belgeliyor.

Ne diyor Prof. Max Wagner?

“Bütün devletler katildir.”

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Nedir Dersim? Bir isyan, bir baş kaldırı... Öyle bir isyan ki orda bulunan TC askerlerine saldırıp onları öldürüyorlar...İlk etapta ordaki karaloda göreve yapan ve öldürülen asker sayısı hatırladığım kadarılyla 16... Niye isyan etmişler, biz TC yi tanımayız, vergi vermeyiz... Bunlar eşkıya... Yani yedi düvele eyvallah dememiş bir ulus onlara boyun mu eğemeliydi, ne yapmalıydı ha ne? Ben haksızlığa gelemem, lütfen... Söyleyin Allah aşkına, sonra isyan birden yayılmış... İyilikten, tatlı diden anlamıyorlar... Başka seçeneği kalmayan o zamanki hükümet gereğini yapar! Eyi etmişerdir, eyi... İsyanın sonu, askerlerimizi öldürenlerin sonu evet budur! Biline... Siz tarihi müzikçiden değil tarihçilerden okuyun Nihat kardeşim...

Dr Atanur Yıldız 
 14.05.2011 5:07
Cevap :
Sayın doktorum; Tarihi sadece sizin bildiğiniz tarihten okumadığımız muhakkak. Anlayacağınız zihnimi sadece resmi tarih yazımı ile dolduranlardan değilim. Zira hayatımızın her anı o çok metetmeye çalıştığınız resmi tarihin bin türlü yalanı ile dolu... Eğer Dersim İsyanının iç yüzünü öğrenme gibi bir niyetiniz varsa Milli Mücadele döneminde Kürtlerle, Dersim Aşiretleriyle girişilen pazarlıklara bir bakmanızı öneririm. Ne tür vaadlerde bulunulmuş ve sonra neler yapılmış  16.05.2011 16:45
 

İttihatçı zihniyet bu ülkeye her seferinde felaketler, darbeler, acılar, kan ve gözyaşı bıraktı. Bu zihniyetin bu güne kadar ülke insanlarına zerre kadar faydası olmadığı halde nasıl olup da bunca yıl devletin (açık veya gizli) şaşmaz yönetim biçimi olduğunu bilen varsa beri gelsin. 2. adam diye, Milli şef diye göklere çıkarılan İnönü'nün buna benzer (tabii ki tarih kitaplarının yazmadığı) daha bir çok olayı var. Struma olayında benim bildiğim V.Koç'un girişimiyle Shell şirketinin müdürü ve ailesinin inişine izin verilmiş. Ve gemi bile bileAlman denizaltısının saldırısına terk edilmiş. O yıllarda başta Cumhuriyet gzt.si ve başyazarı N.Nadi olmak üzere Türk basını Alman faşizmine ve Hitler'e övgüler diziyordu. Çok ibretlik bir vakadır bu! İşin acı yanı Türkiye'nin aydın geçinen kesiminin hemen tamamı bu gerçekleri görmezden gelip yıllarca CHP'yi ve onun ideolojisini sahiplenmiştir. Referandumda, sırf AKP-şeriat korkusuyla yine aynı zihniyete arka çıkıldı. İbretlik bir vaka da budur.

hazandagüzeldir 
 04.05.2011 13:21
Cevap :
İttihatçi zihniyetin felaketleri öyle sanıyorum ki saymakla bitmez Taner Bey. İttihatçi zihniyete mahkum olmak kötü bir kader olmuş. Ne yaparsınız? En ilginç noktada ülke aydınlarının bu zihniyeti sahiplenmesi… Garip olsa da maalesef gerçek bu ve neden ileri bir adım atamadığımızın da göstergesi diye düşünüyorum.  16.05.2011 9:25
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1512
Toplam yorum
: 3024
Toplam mesaj
: 195
Ort. okunma sayısı
: 1105
Kayıt tarihi
: 07.08.07
 
 

Yazarım... Okurum... Öğrencilik yıllarımda çok yazdım... Kompozisyon derslerinde yazdım... Duvar ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster