Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Ağustos '10

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
1511
 

2000'li yıllar... Başbakan'ın masum konuşmaları (!), irtica, 1 Mart tezkeresi, Süleymaniye, Balyoz..

2000'li yıllar... Başbakan'ın masum konuşmaları (!), irtica, 1 Mart tezkeresi, Süleymaniye, Balyoz..
 

TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYEM...


Gündem o denli değişiyor ki hepimiz olayların perde arkasını görmekte zorlanmakla kalmıyor takip bile edemiyoruz. Yılıyoruz, beziyoruz. Sorunlar çözüleceğine her gün biraz daha karmaşık hale getiriliyor. Soğuk savaş dönemi kapandığından, bilinçli olarak yazılan psikolojik savaş senaryosu hiç aksamadan uygulanıyor. Kahramanlar da, mağdurlar da belli. Günah keçisi olarak önümüze konulan şahısların sayısını unutmakla kalmayıp, koyun gibi bakar olduk !

Bu gün sayfamda hafızalarımızı tazelemeye karar verdim. Neler oluyor, neden oluyor sorularının cevaplarını bulmak için geçmişe gittim. Hafızam beni yanıltmasın diye sağlam kaynaklardan teyit edip yorumumla birleştirdim. Tanımların açılımları, Sayın Başbakan’ın söylemleri, Ergenekon ve Balyoz soruşturmasının altında yatan nedenler neydi bunları bir kez daha anımsamaya ve sizlerle paylaşmaya karar verdim.

İRTİCA NEDİR?

İrtica kelimesinin sözlük anlamı gericiliktir. İrticai faaliyetlerde bulunanlar, toplumun sahip olduğu çağdaş değerleri reddedip akla ve bilime aykırı eylemlerde bulunarak çağ dışı bir düzeni geri getirmeye çalışırlar. Her türlü gelişim, değişim ve yeniliğe karşı tavırlı olmak irticanın en önemli özelliğidir.

Atatürk, irticai tehditle ilgili olarak milletimizi şu sözlerle uyarmıştır.
“Milletimiz çok büyük bir devrim gerçekleştirmiştir. Gerçekten yüzyıllardan beri uymaya alıştığımız bir yönetim şeklinin dışına çıkarak dünyada benzeri bulunmayan bir devlet kurduk. Fakat bu yeniliğin kesinlikle tersine bir hareketi gerektireceğini hatırımızdan çıkarmamak gerekir. Bu harekete irtica derler.”

Anlam itibariyle, dinsel olmayan; dine ait olmayan, din dışı unsurlara ait olandır. Fakat, Tanrı tanınamazlık değildir. İrtica; yasa koyucu tarafından, devletin laikleşmesini gerçekleştirmeye yönelik hukuki kurumlara aykırı hareket olarak tanımlanabilir.

LÂİKLİK NEDİR? LÂİK DEVLET NASIL OLMALIDIR?

Laiklik, devletin din işlerine, dinin de devlet işlerine karışmamasıdır.

Lâik devlet ise, dini kurallara, dini ilkelere dayanmayan devlet anlamına gelir. Yani dini ve siyasal otoritelerin tamamen birbirinden ayrılmasıdır. Ülkede var olan din ve mezhepler karşısında, devletin tarafsız davranması, bunların hiçbirine, diğerinin aleyhtarı olacak şekilde özel ayrıcalıklar tanımaması, buna karşılık, dinin de nispi de olsa, özerklik içinde ahlaki ve manevi hayatın düzenini sağlayıcı olarak varlığını sürdürmesidir. Laik bir devlette, hükümet ve idare işleri ve bunları düzenleyen yasa ve kuralların dayanakları, ilkelerin kaynağı dini düşünceler değildir. Hükümet idaresinin işleri, yasalar, kurallar, toplum hayatının gerçekleri ve ihtiyaçları göz önünde tutularak düzenlenir. Devlet dinlere karşı tarafsızdır. Ancak bu tarafsızlığın anlamını ve sınırlarını belirler. Devlet taassup ve irtica karşısında tarafsız kalamaz. Taassup; bir kimsenin kendi inancından ve kendince gerçek kabul ettiği görüş ve inançtan (dini, siyasal, felsefi vb.) başka inanç, görüş ve bunları taşıyanlara karşı düşmanlık beslemesi ve onları susturmaya kalkışmasıdır (!)Demokraside ve laiklikte bir sosyal gurup baskıyla, zorla veya hile ile başka bir sosyal gurup üzerinde “inanç” tahakkümü kuramaz; diğer insanlara, zorla kendi dinine (veya inanç sistemine) ait duaları okumayı, inançları benimsemeyi, efsaneleri kabul etmeyi devletin gücünü kullanarak mecbur kılamaz.

Üstelik bu inanan grup, farklı inançlara sahip olan kişilerin de verdikleri vergilerle kurulan devletin eğitim sistemlerinde, kendi inançlarını diğerleri üzerine tahakküm edemez. Ayrıca, gerçekten laiklikle yönetilen ülkelerde, kişilerin dini inançları, belli bir yaşa gelmeden şekillenemez; kişi belli bir yaşta eğitim sisteminin veya sosyal yaptırımların etkisinde kalmadan bağımsız olarak dinini seçme veya seçmeme özgürlüğüne sahip olmalıdır. Gerçek demokrasi ve laik sistemlerde genç dimağlara dini, bir şartlandırma biçiminde öğretmek ve 18 yaşına gelmemiş kişilere okullarda dini okutmak veya dua ezberletmek de laiklik ilkesiyle çelişir.

Bu koşulların uygulanmaması, laik olduğunu Anayasasında belirten ülkelerde, devletin Anayasa ile çelişmesi anlamına gelir ki, bu durumun sonuçları çok büyük sosyal felaketlere yol açabilir. Boş inançların, dinsel baskıların zincirleriyle aklın bağlandığı yerde ulusal bağımsızlığın düşü bile kurulamaz. Bunun gibi inançların yönetiminde bilim de yapılamaz.

Kaynak: İnkilâp Tarihi

Yorum: Her ne kadar Anayasamızın değişemez maddeleri içerisinde Türkiye “Lâik , Demokratik, Sosyal bir Hukuk Devletidir.” diye yazıyorsa da uygulanmadığı apaçık ortadır. Yukarıda ki tanımların açılımına baktığımızda Sayın Başbakan’ın “Hem Lâik hem Müslüman olunmaz.” diyerek ne kadar doğru bir tespitte bulunduğunu da anlamış oluyoruz !

Alevi Dedelerinin mezarları üzerine AKP binası yapılması kendi inanışları dışında ki inançlara saygısızlık; cemaatlere ve tarikatlara imtiyaz tanınması, inançları ile örtüşmeyen uygulamalara “yasaklar” getirilmesi ve Sayın Başbakan’ın söylemleri , Türkiye’de irtica’nın var olduğunun en büyük kanıtıdır ! Sayın Başbakan’ın YAŞ toplantısında terfisini istemediği Orgeneral Hasan Iğsız, hatırlarsanız Ergenekon davasın da 'İrticayla Mücadele Eylem plânını Dursun Çiçek ‘e hazırlattığı” iddia edilen isimdi.

TARAFSIZ BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN’IN LÂİK, DEMOKRATİK, MASUM SÖYLEMLERİ (!)

* Fanilere kul olmayacağız, dedik. Biz sadece bir zihniyetin, bir sistemin bu ülkede iktidarı için çalışıyoruz. Bu zihniyet, bu sistem er geç bu ülkede iktidar olacak. Dolayısıyla kula kul olmayacağız, çıkara kul olmayacağız. Fanilere kul olmayacağız, sadece Allah`a kul olmanın hazzını yaşayacağız.

* Türkiye`de şu anda birilerinin şeriatı var. Ama bu şeriat tükendi. Şu anda kahrolsun şeriat diyenler, kendi kendilerine kahroluyorlar.

*Ben İstanbul’un imamıyım.

* Elhamdülillah şeriatçıyım.

* Yılbaşına karşıyım.

* Ata` ya saygı duruşunda sap gibi ayakta durmaya gerek yok.

* Bizim için günah dosyası hazırlamışlar. Bizim günah dosyamızda ne var, İstanbul Büyük Şehir Belediye Meclisi`ni fatiha ile açmak var. Bir Meclis’i fatihayla açtık. Fatiha ile Meclis`i açmak nedir? Önce bunu açıklayalım... Fatiha’nın manası nedir? Fatiha, karanlığı aydınlığa açmaktır.

* Yirmi yıl önce, yirmi beş yıl önce deselerdi, pop yıldızlarının çılgınlıklarını sergiledikleri Gülhane Parkı`nda bir gün gelecek, Allah`a âşık olanlar, ona sadık olanlar, muhlisler bu çınarların altını dolduracak ve buradan dünyaya nasıl ortaçağın karanlıklarından bir yeni çağ açmışlarsa, Allah`ın izniyle bir yeni çağ açılmışsa, Allah`ın izniyle yeni bir çağ, zulüm çağı kapatılacak, aydınlık bir çağ açılacaktır.

* İmamlar da nikâh kıysın.

* Minareler süngü, kubbeler miğfer, camiler kışlamız, müminler asker.

* Ben tekkeye değil dergâha gittim.

*İnanıyorum ki zafer Allahın lütfuyla er geç bizim olacaktır. Çünkü vahi ilahi böyledir bunun işaretleri gözüküyor. Biz Cezayir gibi olmayız. Biz hazmettire hazmettire geliyoruz. Allahın izniyle."

Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara geldikten sonra sürekli "gelişerek değiştiğini" savunan ve Milli Görüş için "Biz o gömleği çıkardık" biçiminde beyanda bulunan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 21.06.2006 tarihinde TRT1 de yayınlanan “Enine Boyuna” programında söylem değiştirerek; "Siyasete girerken farklı, siyasetten sonra farklı bir yaşam tarzı mı uygulayacağım, halkımı mı aldatacağım? Dün neysem, bugün de oyum, değişemem, değişmedim." demiştir.

Bu gün darbeci denilen Generaller 2002 yılından beri Erdoğan’ın tüm söylemlerine rağmen demokratik yollardan şikayetlerini, rahatsızlıklarını bildirmekle yetinmemiş midir?

Aynı Generaller İRTİCA tehdidi var derken, yukarı da ki söylemlere ve hükümetin uygulamalarına bakıldığında yalan mı söylemiştir? Yok mudur? Türkiye eski Türkiye mi? Anadolu’ya Ramazan ayında gittiğinizde açık lokanta bulamıyorsunuz. Okullarda arkadaşı oruç tutmuyor diye cinayetler işleniyor. Bunları medyadan takip ettik. Kaçak Kur’an kurslarında gençlerimiz öldü. Neden kaçak? Kur’anı öğrenmek neden kaçak olsun? Kaçaksa demek farklı bir amaca hizmet ediliyor. Din adı altında küçücük beyinlere nifak tohumları ekiliyor.

Bu gün Genelkurmay tasfiye edilmek isteniyor! Darbeyi sadece Asker yapmaz. Polis de yapabilir, siviller de.Nedenlerine göz atalım. Hatırlamaya çalışalım.

1876 darbesinin arkasında İngilizler, 1913 Babıâli baskının arkasında Almanlar, 12 Eylül darbesinin arkasında Amerika vardı.

Soğuk savaş bitene kadar ABD-NATO-AB Türkiye’nin izlediği iç ve dış politikalardan ve TSK’dan memnundu. Ortak düşman Komünistlerdi. Ne zaman ki Berlin Duvarı yıkıldı “Kemalizm” tu kaka, İslâm “kıymetli” oldu. ABD Türkiye’ye yeni bir “elbise” giydirmeye çalıştı. Cumhuriyetçi kurumlar ve TSK bunu giymeyi reddetti. Ama ABD bunu zorlada olsa giydirmeye kararlıydı. Düne kadar bu elbisenin giyilmesine aracı olan TSK, şimdi bu elbiseyi demode buluyor, türbana karşı çıkıyordu. ABD bu durumda ne yaptı? Bu kıyafeti giyemeye hazır cemaatlerle, kurumlarla iş birliğine girdi. Yetmedi parti kurdurdu!

Değerli arkadaşlar hatırlayınız, 3 Aralık 1990 tarihinde Genelkurmay Başkanı Necip Torumtay, Körfez politikaları konusunda Turgut Özal ile ters düştüğünden (ABD ile…) istifa etmişti. Bu bir ilkti. Aynı zamanda darbeler döneminin kapandığına dair de bir kanıttı. Torumtay Paşa’dan sonra gelen hiçbir Genelkurmay başkanı darbelere ve Ortadoğu’da ABD’nin izlediği politikalara sıcak bakmadı.

Tarih 6 Mayıs 2003. Irak İşgali’nin mimarlarından Paul Wolfowitz Mehmet Ali Birand ve Cengiz Çandar’ın sorularını yanıtlıyor CNN Türk’te. Irak’ın işgali için Türkiye üzerinden kuzey cephesinin açılmasını sağlayacak 1 Mart tezkeresinin reddedilmesinden Amerika’nın duyduğu derin rahatsızlığı dile getiriyor. “Siyasi açıdan bahsetmiyorum. Ordunun söylemesi gereken bir şey vardı; “Amerika’yı desteklemek Türkiye’nin çıkarınadır.”

Tarih 19 Nisan 2003. New York Times Gazetesi yazarı Alan Cowell “Savaşan bir Ulus” başlıklı yazısında Türkiye’yi kastederek, 1 Mart tezkeresinde Genelkurmay başkanı Hilmi Özkök olduğu halde faturayı Özkök’e kesmez ! “Generali yıllardır tanıyan bir Türk analizcisine göre Özkök, bu ülkeyi ordunun yönettiğine dair izlenimleri güçlendirmemek için büyük özen göstermektedir. General Özkök’ün selefi Hüseyin Kıvrıkoğlu ve Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman gibi bazı Generaller, Özkök’ün ABD ile bu denli iş birliği içinde olmaması gerektiğini savunuyorlar.” şeklinde yazar.

2003 yılına dönecek olursak; O dönemin komutanları arasındaki anlaşmazlığın temelinde ABD’nin Irak işgaline bakış açısı yatmaktadır. 1.Ordu Komutanı Çetin Doğan, Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’tür. İki farklı görüş hakimdir komuta kademesinde. Amerika yandaşları ve “kayıtsız şartsız itaat etmeye” karşı olanlar. Orgeneral Çetin Doğan 2. grupta yer almaktadır. Amerika’nın derdi Ordunun bazı kesimlerinin kayıtsız şartsız Amerika ile işbirliğine onay vermemesidir! Türk Ordusu bu gün gelinen noktada, kendi uçağını, kendi silahını, kendi tankını yapacak güce gelmiş ve yıllardır savaşa savaşa savaş taktiklerini çok iyi bilen güçlü bir Ordudur! Bu da ABD’yi rahatsız etmektedir.

2003 yılına dönecek olursak; dönemin komutanları arasındaki anlaşmazlığın temelinde ABD’nin Irak işgaline bakış açısı yatmaktadır. 1. Ordu Komutanı Orgeneral Çetin Doğan Amerika’ya “kayıtsız şartsız itaat edilmesine karşıdır.” Fikret Bilâ kitabında bu konu ile ilgili şunları yazmıştır. ““Özkök, TBMM tarafından 1 Mart 2003’te geri çevrilen bu tezkerenin geçmesini istiyordu.” (Komutanlar Cephesi, sayfa: 211-212).

Özkök’ün bu görüşlerini Tezkere oylamasından önceki MGK toplantısında da dile getirdiği zaten biliniyordu (Murat Yetkin, Tezkere, sayfa: 169).

Tezkereden bir yıl önceki Başbakan Ecevit de, Özkök’ten önceki Genelkurmay Başkanı Kıvrıkoğlu da, Türkiye üzerinden Irak’a müdahale edilmesine karşı olduklarını ABD’ye hissettirmişlerdi.

Bu görüşler, 5-7 Mart 2003 tarihlerinde Selimiye Kışlasında yapılan 1. Ordu Karargâh Plan Seminerine “dış tehdit” olarak yansımıştır. O plan seminerinde uygulanmış olan senaryo, TSK’nın Irak sınırına büyük askeri güç aktarması üzerine “iç tehdit unsurlarının” İstanbul’da ayaklanma çıkarması üzerine kurgulanmıştır.

Bu seminer rutin olarak orada bulunan 29 general ve 162 subayın katılımı ile gerçekleşmiştir. Yani ordunun tüm üst kademesi senaryoya esas teşkil eden “dış tehdit” algısını bilmektedir. Dolayısıyla o dönemde TSK’da general rütbesinde olup da bunu duymadım, haberim olmadı demek inandırıcı değildir.

Bu seminerden “darbe plânı” algısını çıkaran ABD “dış tehdit” konusunun bedelini ağır ödetmiştir. Balyoz davasının temelinde yatan TSK’nın bu seminerle bağımsız hareket etmesidir. Amerika yıllar sonra düğmeye basmış ; Üstün hizmet, üstün cesaret madalyalarına sahip, yıllarca terör örgütü ile kahramanca çarpışmış , “vatan size minnettardır” cümlesi ile taltif edilmiş komutanları bu gün sanık sandalyesine oturtmuştur. Tıpkı Türk Ordusu’na Irak savaşı konusunda fikir birliği içinde olmamalarının bedelini, 4 Temmuz 2003’te Süleymaniye’de askerinin başına çuval geçirerek ödettiği gibi…

Sayın Başbakan hiçbir engel tanımayarak, nasıl olsa içi boş (!) düşüncesi ile “demokratik açılım” paketini uygulamaya kalkmış en büyük zararı halklar görmüştür. Bu gün akan kan durmak bilmezken, Hukuk teröristin ayakları altına alınmıştır. Bu Vatana ihanettir ! Halk birbirine ötekileştirilmiştir. Birileri çıkıp “iki bayrak yan yana dursa ne olur?” diyecek kadar küstahlaşmıştır. Hükümet, yarattığı “Frankeştayn” larla mücadele etmektedir. Halk savunma amaçlı silahlanmıştır! Oysa terör örgütünü haritadan silmek Türk Ordusu için çok kolay olmakla birlikte, siyasi iktidarın ABD uzantılı talimatlarından ötürü operasyon yapılamamakta, terörist başı İmralı’dan serbestçe direktifler vermektedir.

Cumhuriyetçiler sokağa dökülmeyip sussaydı, TSK ve diğer kurumlar Sayın Başbakan’ın korkulu rüyası “irtica raporlarını” kendisine sunup rahatsızlıklarını dile getirmeseydi , muhalefet partisi Anayasa Mahkemesi’nin bahçesine çadır kurmasaydı (!) bu gün ne durumda olurduk düşünmek bile istemiyorum…”Demokratik açılım” gibi bir de “Din’i açılımımız” olurdu.

12 Eylül Darbecilerine Yargı yolu açılsın tekliflerini“sulu şakalar” diyerek geri çeviren Başbakan, Ergenekon ve uzantısı Balyoz’a neden EVET dedi ? 12 Eylül darbecilerine yargı yolunu açması Hukuken mümkün olmayan Anayasa paketini miting meydanlarında halka anlatırken “12 Eylül darbecilerinin destekçileri HAYIR deyin diyor. 12 Eylül’de 12 Eylül darbecilerini gömeceğiz.” diyerek neden halkı kandırıyor?

Sayın Başbakan, AKP hükümeti ve uzantıları Cumhurbaşkanı’nın elinde saatli bir bomba var. Zamanı geldiğinde pimini çekecek olan da ABD. Ya halkı uyutmaktan vazgeçip, egolarını bir kenara bırakarak bu Vatanın evlâdı olduklarının farkına varacaklar, yada Kurtuluş Savaşını kazanan bu halk o bombayı ellerinde patlatacak!

Bağımsızlık benim kaderimdir.” Mustafa Kemal Atatürk.

Nur Zeynep Çelik.

4.Ağustos.2010

Kaynaklar: İnkilâp Tarihi

Fikret Bilâ "Komutanlar Cephesi"

Radikal Gazetesi

Soner Yalçın

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 348
Toplam yorum
: 959
Toplam mesaj
: 108
Ort. okunma sayısı
: 1315
Kayıt tarihi
: 31.10.07
 
 

İstanbul 25 Temmuz : /… İşletme tahsil ettim. Özel ilgi alanım olduğu için 2 yıl Psikoloji okudum..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster