Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Kasım '13

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

31 Ekim'e vuran damga!

31 Ekim'e vuran damga!
 

Kaynak: İnternet


31 Ekim 2013 için planlanan gündem belliydi: Mecliste bir ilk! Dört milletvekilimiz türban takarak meclise gelecekti. Geldiler de… Manşetlerde fotoğraflarını cep telefonları ile çeken milletvekili beyler vardı; manzara muhteşem, keyifler pek yerindeydi…

Örtünmeye din adına karar vermiş vekil hanımlar gülümseyerek poz veriyorlardı, mahrem “Saçlar” demek ki; yoksa poz vermek, gülümsemek falan değil…

Bu konuya az biraz sonra gireyim diyorum, şimdi devam edeyim: Planlanan gündem buydu ama evdeki hesap çarşıya uymadı!

CHP polemiğe girerek alet olmadı, bu bir…

İkinci ve en önemli olan ki güne damga vuran Şafak Pavey’in konuşmasıydı!

Tek kelime ile: Muhteşemdi!

Tertemiz bir Türkçe ile, ışıltılı gülüşüyle öyle güzel değindi ki sorunlara, medeniyetin örneğidir bence…

Bunu haber yapan ulusal bir gazeteden de bir yorum aktarmak istiyorum:

"ne var başımı açarak kirlenmeyeceğim lafında? şehirin tozu egzozt gazı hepsi saçına yappışmıyor mu? reklamarda bile var."

Medeniyetsizliğin örneği olarak…

Ana dilini kullanamama değil derdim, (ki kullansa iyi olur, o başka) ille de ezme gayreti, ille de haklı ve üstün olma çabası… Bireysel değil, koyunsal bir dürtü!...

******

Bir süredir yönetimin eksik ve yanlışlarını anlatırken kendimi dini örnekler verir buluyorum. Bunu neden yaptığımı gayet iyi biliyorum: Sürekli olarak “Din” üzerinden siyaset yapıldıkça, “Dinde bile yeri yok!” diyerek tepki koymak, ola ki din siyasetine inanan birileri okur da “Yav, hakikaten…” diye sorgulama isteği duyar diye…

Bir anlamda ortak payda üzerinden yola çıkarak derdini anlatma durumu…

Bir baktım ki geçenlerde, ben gibi din ile devlet işlerinin ayrılmasını, yani laikliği, savunan çoğu köşe yazarı   da son zamanlarda yazılarında benzer örnekler verir olmuş.

Bir dejavu hali oluştu bende; yıl 1984 falan, üniversite kantininde sohbet ederken “Pek de hafife almamak gerek” diyorum, “koloni gibiler, tek bir hedefe kilitlenmişler…”, “Beyinleri yıkanıyormuş” diyor biri, olabilir…

İzmir’de yeni komşular oluşmuştu o vakitler, Karşıyaka gibi yerde; genç, güzel ve örtülü… İlle de konu-komşuya kahveye falan gelirlerdi. Nasıl kibar, nasıl kadife gibi konuşurlardı; üstelik de alınmazlardı: Ben sana beş geldim, sen bana hiç gelmedin falan gibi!

Israrla gelirlerdi, kibarca Cuma günü misafirim olun derlerdi…

Gidenler bir süre sonra kapanmaya başlamışlardı, eşli gitmeye başladılar sonra; ilginçtir para konusunda müşkül durumda olanların altlarında araba vardı, afilisinden…

******

Dejavu dediğim de bu: Bu gün dedikleri ve yaptıklarını kınamak adına, aynı malzeme ile karşı dururken farkına dahi varmadan hukuk devletini din devleti haline getirmeye çalışanlara maşa olduk!

Ben dahil, kaçımız “Allah’a havale etmedik” bazılarını köşemizde…

“Müslümanlıkta bu yoktur!” demedik?

Aynı dili konuşursak ancak kendimizi ifade edebiliriz derken “Allah” adı geçmeyen yazılar yazamaz oluyoruz!

******

“Yok canım!” diyenler de yıllar öncesinde vardı, yok artık!

Bir daha Numan örneğini hatırlatayım: Numan’ın babası pilot, yıllar öncesinin pilotu, sene ne derseniz ben elli yaşımdayım Numan o vakitler benden hayli küçük, ben on yaşımdaysam Numan üç falan…

Numan’ın babası ile rahmetli pilot dayım arkadaşlar; Numan’ın babası da annesi de namazında niyazında kişiler, lakin kaç-göç gibi kaygıları yok.

Numan’ın bir de ablası var, Hülya, babası denize girsin diye Hülya’yı deniz kenarına falan götürüyor, karısı girmiyor ama kızı için gidiyorlar…

Hülya’nın nikahına gittik, yakışıklı bir pilotla evleniyordu, çocuktuk, nikah dönüşü bir şeyler konuşulduğuna şahit olmuştuk: Hülya’nın kocası eldivenle el sıktı! Pek komik gelmişti; Hülya’nın da elinde dantel eldiven vardı!

“Eli namahreme değmesin diye…”

Anlamamıştım ama bana ne!

Bir süre sonra Numan’lara gitmiştik, her zamanki gibiydi; tek fark Numan yanımıza gelmemişti.

Rahmetli anneannemi pek severdi, ısrar etti anneannem, babası da… Numan girdi kapıdan… Anneannemin bile elini öpmedi! Bir selam verdi ve gitti…

Meğerse Numan eniştesi ile istişare ettiğinden beri kadın eline dokunmaz olmuş!

Namazında ve niyazında olan pilot babası endişe ile anlattıydı; çocuktuk, çok kavrayamamıştım ama ters giden bir şeyler olduğunun da ayrımındaydım…

******

Bir süre sonra birleştiriyor insan parçaları; hani “İçime öyle doğdu” diyoruz ya, içimize doğan bir şey yok aslında, beynimiz parçaları birleştiriyor bir şekilde, biz farkında bile değiliz!

Herkese böyle mi oluyor?

Sanmıyorum!

Böyle olması için özgür bir beyin, açık bir yürek, kendi ile yüzleşecek cesaret ve insan olmayı becerebilecek medeniyet gerek!

******

Gün gelir yine dellenir, yine aynı silahla vurmaya teşebbüs edebilirim, insanım eni-konu, ancak bundan böyle, olabildiğince, o tuzağa düşmeyeceğim!

“Tuzak” diyorum, zira bu örneklere karşı yorumlar geldikçe daha da güçlü olmak adına daha çok dini metinleri ortaya çıkaracağız.

Derken…

Laik düzeni savunurken dini materyallerden medet umacağız!

Sonuç?

Din devleti mi olacağız?

 

http//twitter.com/Gulgunkaraoglu

gulgun_2006@hotmail.com

Erol İrdelmen, Erdal Ceyhan bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1269
Toplam yorum
: 4372
Toplam mesaj
: 226
Ort. okunma sayısı
: 1283
Kayıt tarihi
: 18.09.07
 
 

İzmir, 1963 doğumluyum. Dokuz Eylül Üniversitesi İngilizce bölümü mezunuyum ve özel bir şirkette ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster