Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Mart '20

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
118
 

8 Mart Dünya Kadınlar Günü

Dün Türkiye’de ve dünyada 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlandı. Kadınlar hakları ve özgürlükleri için meydanlara çıktı; Türkiye’nin dört bir yanında coşkuyla kutlandı diyemeyeceğim. Çünkü  İstanbul ve Ankara’da kadınların Kızılay’a inmesine, İstanbul’da ise Taksim Meydanı’na çıkmasına polis engeli konuldu..Bu çağdışı devlet önlemlerine karşın kadınlarımız sokaklarda, caddelerde, boş buldukları meydanlarda seslerini duyurmayı başardılar..Meydanlara çıkan 10 binlerce kadın, “Kadına zulüm bitsin”;”Erkek şiddetiyle, yoksulluğa, krize karşı koymalıyız!”; “ Ölmek değil, yaşamak istiyoruz”; “Mücadelemize devam edeceğiz!” vb. sloganlarla, erkil güce ve sisteme  karşı mücadele örneği verdiler.. 

Bir yıl önce yazdığımız( Bir daha Özgecanlar öldürülmesin!) yazının başlığındaki dileğimiz ne yazık ki, 2020’de  gerçekleşmedi..Gün geçmiyor ki Özgecanlar, Cerenler, Esmalar, Şeymalar ..öldürülmesin!.2019 yılı kadına uygulanan erkek şiddeti, cinayetleri, kadın öldürülmeleri açısından korkunç bir yıl oldu. Resmi rakamlara göre tam tamına 474 kadın şiddet ve cinayete kurban gitmiş. Söylemesi dile kolay, öldürülenler bizler gibi yaşamaya hakkı olan birer insan! Anne, bacı, evlat, sevgili ya da eş. Yazık değil mi günahsız, suçsuz yere genç yaşlarında yaşamasına engel olunan ve öldürülen bu canlara?

 " Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu"nun kadına yönelik şiddet ve cinayetleri içeren raporuna göre 2019 yılı, son on yılda kadınların en çok öldürüldüğü yıl olmuş. Kadınların 27'si ekonomik, 114'ü boşanma,152'sinin kim tarafından öldürüldüğü belirsiz, 134'ünü evli oldukları erkek,25'ini eski eşleri, 51'ini birlikte olduğu erkek, 8'ini eskiden birlikte olduğu erkek öldürmüş. Yine kadınların 29'unu amcası, , eniştesi, evli olduğu erkeğin babası, 19'unu tanıdıkları, 15'ini babası, 13'ünü kardeşi, 25'ini oğlu, komşusu, çocuğunun arkadaşının velisi, 3'nü ise tanımadığı kişiler öldürüyor. Bu verilere 2020'nin ilk iki ayında katledilen 54 kadın dâhil değil. Ülkemizde cinsiyetçi yaklaşımlar, kadın imajı, kadın algısı ve kadın gerçeği böyle devam ettiği sürece cinayetlerin, öldürmelerin üstesinden gelemeyeceğimiz açık ve seçik ortadadır. Kadına karşı şiddetin nereden geldiğini, sosyo-psikolojik yöntemlerle anlamamız gerekir. Şiddetin kökeninde ailedeki sosyalleşme bozuklulukları yatıyor. Çocuk, davranışlarını anne babadan alıyor. İlişkiler dünyası, değer yargıları, cinsiyet ayrımcılığı ailede başlıyor ve toplumun üst katmanlarında gelişiyor. Bu sorunun çözümünde ilk koşul, babanın babalığını, annenin anneliğini, öğretmenin öğretmenliğini fark etmesi; devleti yönetenlerin, iktidar ve güç sahiplerinin kendi ideolojileri ve kafa yapılarına göre ‘insan yaratma’ idesinden/amacından vazgeçmeleri gerekir.  İyi anne, iyi baba, iyi öğretmen, iyi devlet adamı iyi olmaktan geçiyor.. Empati yeteneği olmadan bir erkek ve bir kadın birer eş olamaz. Empati olmadan bir insan iyi bir baba, iyi bir anne olamaz. Empati olmadan bir insan öğretmenlik yapabilir ama iyi bir öğretmen olamaz..Demek ki kadın sorununun çözümünde, şiddetin ve cinayetlerin önlenmesinde empati yeteneğini geliştirmek , çocuk eğitimine-öğretimine, cinsiyet ayrımı yapmaksızın önem vermek gerekir.

Türk aile yapısı ve kültüründe kadının önemi ve değeri yüksektir; kadın kutsaldır, kadın anadır, anaerkildir.

 Kadınları giyimi kuşamı, davranışları konusunda eleştirip geri bırakmanın, ikinci sınıf vatandaş görmenin, “saçı uzun, aklı kısa” demenin çağı çoktan geçmiştir. O nedenle, kadına gereken değeri ve haklarını veren M. Kemal Atatürk’ün, “ Kadınları geri bırakan toplum, geri kalmaya mahkûmdur” özdeyişi, ne yapmamız gerektiğini bize anlatmaktadır. İşte kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle, meydanlarda tüm engellemelere karışın verdiği uğraşının, savaşımın nedeni budur.

Her zaman yazıyoruz, söylüyoruz. Söylemekle, yazmakla da bir yere varılamayacağını çok iyi biliyoruz. Ama sosyal bilinci olmanın verdiği sorumluluğu da bir türlü üzerimizden atamıyoruz ve bunları dillendiriyoruz. Bu korkunç ve ürkütücü cinayetlerin temelinde bulanan sosyo-kültürel ve ekonomik etmenleri araştırıp nedenlerini ortaya koymadan bu işin üstesinden gelinemez! Sadece sonucu konuşmak, yazmak, sonuç üzerinden çözümler üretip önlemler almak, cezalar vermek yetersizdir. Önemli olan kadın cinayetleri olgusunun kökeninde yatan dinsel, töresel, normatif olumsuzlukları ortaya çıkarıp eğitim-öğretim yoluyla ortadan kaldırmaktır. Bu işin sorumlusu devlettir, devletin eğitim sistemi, ulusal eğitimidir. Başka sorumlu ve suçlu aramaya gerek yoktur. Kısacası siyasetten, dinsel ve tarikat baskısından, yobazlıktan arındırılmış laik ve eşitlikçi bir eğitim-öğretim modeli uygulayan bir Milli Eğitim Bakanlığı'na gereksinme vardır. Ne denli önleyici, yaptırımcı, caydırıcı ve cezalandırıcı yasa çıkartırsanız çıkartın, kadın cinayetlerini önlemenin başka yolu ve yöntemi yoktur! 9 Şubat 2020/Antalya

  

ETEM SEVİK, Abdülkadir Güler bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 21
Toplam yorum
: 6
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 268
Kayıt tarihi
: 27.03.13
 
 

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Antropoloji (Sosyal Antropoloji) mezunu 1971; F..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster