- Kategori
- Gündelik Yaşam
Kuantum gerçeği 4 – yokluğu algılama (6.Duyu)

"Altıncı His" filminden bir sahne
Karpuzu bir güzel çökerttik. Bir nefes Dostlar! Hep birlikte varalım şu kara deliğin ardındaki ak evrene artık. Bir varlık olduğumuza inanan bizler, zıtların kardeşliğinde Yok(suz)lukla kucaklaşalım. Var mısınız?
Hadeee, hooop…Noldu? Geldik mi, zurnanın “zırt” dediği yere?
Durun! Böyle olmayacak. Önce, bir düşünmemiz gerekiyor.
Eller çeneye yerleştirilsin. Boşluğa doğru bakıyoruz.
Ne görüyorsunuz? Boşluğu görebiliyor musunuz? Dikkatlice bakın. Düşünürken bile mutlaka her an gözümüzün önüne gelen bir şeyler var değil mi? Sanki beynimiz görmeye programlanmış. Uyurken bile rüya görürüz de uyandığımızda sadece bir kısmını hatırlarız. O halde beş duyu derken altıncıyı atladığımız gibi, unuttuğumuz bir şeyi daha hatırlamamız gerekiyor. Beynimizin ne kadarını kullanabiliyoruz? Bunu ölçen bir cihaz yok ki tam değer bilinsin ancak bilimin bu soruya verdiği genel cevap sadece %10 lar mertebesindedir. Hatta çok daha düşük olduğunu iddia eden hatırı sayılır kaynaklar bulmak da mümkün. Peki, geri kalan %90 neden orda? İşte bu sorunun cevabını verebildiğinde insanlık, bu satırlara ihtiyaç kalmayacak. Ne yani, havlu mu attık? Hayır! Düşünmeye devam? Altıncı duyu egzersizleri yapıyoruz.
Değerli Dostlar, madde ve enerjiyi birlikte mutalığa eden kuantum fiziği der ki, evrende “yokluk” yoktur!
Bir objeyi göremiyorsak yokluğundan bahsedemeyiz. Görememenin iki nedeni vardır. Bu nedenlerin biri objeyle, diğeri bizimle ilgilidir. Objeyle ilgili olanı kara delikler bahsinde tartıştık. Kısaca, obje sinyali gönderemiyordu ki görelim. Bizimle ilgili neden ise görme sistemimizdeki yetersizliktir. Obje, kara delik gibi değildir ve sinyalini gönderir, ancak beynimiz bu sinyali tanımıyordur ve deşifre ederek bir görüntüye dönüştüremez. Şimdi yine soruyorum. Kullanılmayan %090 neden orda ve gerçekten bir yetersizlik var mı?
Altıncı duyumuza “düşünme” adını vermiştik. “Düşünme, algılama ile vargı(lama) arasındaki süreçtir!” diyorum. Katılır mısınız? Yani, düşünmek için önce düşünülecek bir konu ya da bir durum gerekir ki, bu algılanan şeydir. Düşünüyorsak sonucunda bir karara varırız ki, bu da yeni dildeki adıyla bir vargıdır.
Bakın, düşündükçe ortaya şöyle bir vargı çıkıyor. Basit manada, alışıldık beş duyu organımızla yaptığımız algılamaları beynimizle çözümlerken de gerçekte devrede olan ve neredeyse sorunsuz çalışan altıncı duyumuz “düşünce” maalesef, beş duyumuzun da devre dışı kaldığı bir durum olan yok(suz)luğu tek başına algılamak zorunda kalınca çuvallıyor. Ama bilelim ki, sebep sadece antrenmansızlık ve güvensizlik. Bir yetersizlik ise kesinlikle söz konusu değil. İşte size %90 atıl kapasite. Çalıştırın, kullanın ve algılayın…
Dostlarım “Kuantum Gerçeği” konulu ilk dört blogumda okuduklarınız, büyük bir bölümüyle pozitif bilimin yıllardır ilgiyle araştırdığım bulgularını özgün ve basitleştirilmiş bir dille aktarma çabasından ibaretti. Ancak finale kalkarken, artık farklı bir kulvardan devam etmek zorundayım. Bundan sonra paylaşacaklarım, bu bilgilenmelerin ışığında tamamen altıncı duyumla yapmaya çalıştığım kişisel egzersizlerim olacak.
Kuantum felsefesiyle yeniden algıladığımız dünyadaki aşk, başarı, mutluluk gibi önemsediğimiz duygulardan yola çıkarak ruhlar alemine, tanrı kavramına ve cennet cehennem inanışımıza doğru, kısa bir yolculuğa davet ediyorum sizleri.
Elbette ki, “kuantum fiziği” hakkında söylenmesi gereken çok daha fazla şey var. Bunların bir kısmı unuttuklarım (af ola) iken, bir kısmı ise daha fazla yormamak adına sildiklerimdir. Bildiğiniz üzere pozitif bilim henüz her noktada insanlığa ışık tutamamıştır ve bana göre gerçekte bu durum hiçbir zaman sağlanamayacaktır. Hal böyle olunca, maddeyi ve eylemi araştıran temel bilim olan fizikte de “metafizik” kavramlar gelişmiştir zamanla. Bu kavramlarla ilgilenmek güzel ancak nihaiyi kabul etmek doğru değildir.
Bizler henüz “inanç toplumu” olmaktan çıkıp“düşünce toplumu” olma yolunda evrimini tamamlayamamış bir kalabalığın mensuplarıyız. Halen büyük bir çoğunluğumuz, “yolu bir bilen çıksa da peşinden yürüsem” refleksiyle yaşamaktadır. Bu durumda da adına “devlet baba” diyen birileri gelir her zaman ve “ey halkım ben sizin yerinize her şeyi düşünüyorum. Siz bana inanın ve arkama dizilin” deyiverir. Oysaki globalleşme devriminin tam içinde yaşayan genç bir nüfusa da sahibiz. Unutmayalım ki, ancak altıncı duyumuzu doğru kullanmayı öğrendiğimizde düşünce toplumunu oluşturma evrimimizi tamamlayabileceğiz.
Eller serbest! Boşluğu seyretmeyi bırakın. Hasss ouğl… Sas durşş!
Ne zaman burada olursam, burada olunacak. Anlaşıldı mı!... Rahaat!... Dağlın!...