Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
Trakya’daki Işık: Kepirtepe Köy Enstitüsü,

"Lüleburgaz'ın her evinde bir Kepirtepe vardır." Doğru, yerinde bir tespit, katılıyorum, tebrik ediyorum. Teşekkürler Hüseyin Öğretmenim. Syg, svg, slm... A.AK

24 Nisan 2013 12:39
Akıllı Belediyecilik Zirvesi ve Lüleburgaz Belediyesi

Muhsin Hocam, merhaba; Lüleburgaz’ın başarılı belediye başkanı Emin Halebak ve ekibinin gerçekleştirdiği, dünya kentleriyle rekabet edebilecek uluslararası ilişkilerin sürdürülmekte olduğunu, herkes için bilgi projesiyle "altın karınca ödülü"nü almaya değer görüldüklerini, bölgelerindeki sivil toplum kuruluşlarıyla bağlarını canlı tutma çabasını sürdürdüklerini, "atık arıtma tesislerinin" takdir gördüğünü, güçlü kardeş kent bağları olduğunu, Emit Fuarı’na katılarak heykel ve resim sempozyumu gerçekleştirdiklerini yakinen biz de izliyoruz. Küreselleştirilen dünyada yerel yönetimlerin sınırlarını aştığı günümüzde Lüleburgaz Belediyesinin yerel demokrasiyi gerçekleştirmesinin dış ülkelerde takdire değer yansıması gerçekten de yöremiz adına onur vericidir. Bunları içtenlikle köşenize taşımış olduğunuzu memnuniyetle görüyor ve okuyorum. Muhsin Öğretmenim; sizi de duyarlılığınızdan dolayı tebrik ediyor, yöre adına şükranlarımızı sunuyorum. Saygılarımla. A.AK

03 Nisan 2013 15:54
Mehmet Özet ve resim sergisi...

Sevgili Muhsin Öğretmenim; "Resim, kelimesiz bir şiirdir” (Horatius) "Bir tabloya bakarken, onun neyi göstermek istediğini unutmak gerekir”(Henri Matisse). Ne hoş aktarımlar bunlar!.. Diyorsunuz ki; "Öğretmenim, kitabımın sayfalarında iken, duvarları bezeyen -her biri birbirinde değerli ve özenle tablolaştırılmış- yapıtları inceleme fırsatını buldum. Leonardo Da Vinci’nin özdeyişinden devinimle: 'Resim göze seslenir. Ruhun penceresi de gözdür.' Zamanı tünelleyerek bir anda öğretmen okulumuzun resim atölyesine gittim!"... Muhsin öğretmenim, teşekkür ederim. Usuma düştü, Mevlana'ya atfen diyorlar ki; "Herkes güneşi penceresinin büyüklüğü kadar alır." Ruhun penceresi de göz imiş madem ,, pencerelerimizin büyüklüğüne yaptığınız katkılar için sizi kutluyor, yazılarınızın devamını diliyorum. Saygılarımla... A.A

23 Mart 2013 17:14
Othello

Sevgili Nilgün Akad, "Yurdum insanına espri yapmayacaksın arkadaş, dank diye söyleyeceksin ne diyeceksen." :) diyorsunuz ya; işte, yeni sezon başında indirime girmiyor artık ürünler. Sezonun tam ortasında oluyor ne olursa!!! Biz de ailecek "satın alma politikamızı" yeniden gözden geçirdik bunun üzerine. "Şöyle kalın tabanlı, kış şartlarına dayanıklı, aynı zamanda da rahat" yağmurda çamurda dayanıklı ürünleri mağaza-mağaza gezerek aramaktan ziyade, sezon ortasında denk geldi mi, keseye de uygun mu, hemen deniyoruz, tam istediğimiz gibiyse alıyoruz. Öyle olunca "-Satılan mal geri alınmaz." da olmuyor. Bedene de uyuyor. Kredi kartına taksit bile oluyor. Bu bir satış politikasıysa, geri de alabiliyorlar, değiştirme de yapıyorlar. Olmazların hepsi oluyor ama sezonun "tam ortasında"... Çünkü "kararsız müşteri ile uğraşmak bizim işimiz" diyor kalite temsilcileri. Öyle olunca botlar yağmur ve kar suyu da geçirmiyor, eli de yakmıyor, cebi de... İşin uzmanlarına sordum "kalite budur" diyorlar:)

01 Mart 2013 10:21
Yaşamsal kavramlar( Nlp, koçluk, mentorluk, vizyon, Misyon…)

Sevgili Muhsin Öğretmenim, eminim bütün meslek yaşamınız boyunca uzmanlık isteyen işinizin, en iyi nasıl yapılabileceğini anlattınız, çalışmalarınızda duygularınızı uzak tuttunuz. İşinizle ilgili sorulara yanıt verdiniz. Örneğin: Bir kıdemli öğretmen olarak, istekli genç öğretmenleri yanınıza alıp yetiştirdiniz. Deneyimlerinizi sabırla paylaştınız. "Milli Eğitim" amaçları adına, "İnsan potansiyelini geliştirmek, Kurum kültürünü aktarmak, Akademik yönden veya kariyer yönünden hedef kitleye destek vermek, Bunun sonucunda 'özde' gelişime odaklı, daha etkili ve verimli insan kaynağı yaratmak" için olağanüstü gayretle çabaladınız şüphesiz. İşte bu nedenledir ki yazınız, bu denli "dokunuyor". Farkındalık yaratma çalışmaları gün geçtikçe yaygınlaşıyor, oldukça da işe yarıyor. Hakan Bozkurt'tan "tepki değil, yaklaşım" metodunu,, Ramazan Varol'dan da "İletişim; almak istediğiniz tepkidir" paradigmasını öğrenmiştim. Çok işe yarıyor. Şimdi, iş bu yazınızdan da yararlandım, teşekkür ederim. A.AK

17 Şubat 2013 22:51
Kara deliğin içi

Sevgili Ertunç, merhaba; gidilen yön birden parlıyor, geldiğimiz yön ise karanlığa gömülüyor. Boyutumuz o an çoktan değişmiştir. Gerçekte 1 saniyeden bile kısa, kara deliğe çarpma anına rağmen bu zaman dilimi sonsuz bir boyuta ulaşacak ve normal şartlarda yaşamaya devam ediliyor gibi algılanacak. Vücut artık Dünya üzerindeki uzunluk birimleriyle ifade edilemeyecek bir boyutta küçülmüştür. Zaman kavramı da Dünya’da ifade edilenden tamamen farklıdır. 1 saniyenin içinde milyarlarca sene gizlenmiştir. Ancak halen bunun farkında olmadan ve her şey eskisi gibi algılanmaya devam edilecektir. Ayrıca kişi kendini bir yere çarpıyor olarak değil, sanki bir delikten dışarı fırlıyormuş gibi tekrar uzay boşluğunda bulacak. Bulunulan yer kara deliğin tam içinde bir kainattır artık. "Işıklar içinde ol" derler ya! Üç boyutlu algılayabildiğimiz Dünya beşinci boyutta radyo cihazlarıyla algılanabiliyorsa daha ötesinde alemlerin Rab'bine hamdolsun. Blogundan yararlandım, keyif aldım, tebrik ve teşekkürler.

16 Şubat 2013 10:34
Sevgini en iyi sen anlat'2013

"Yaşamın has mı has bahçelerinde! / "Sevdanın gözüyle baktığım gülsün. / "Kerem’in, Aslı’nın aşkı izinde, / "Özenle yakama takdığım gülsün..." Muhsin DURUCAN öğretmenim, ne güzel yazmışınız; şiirsiz sevgi olmuyor gerçekten... Sevgi, şiirle yazılabiliyor en güzel... İstanbul-Çekmeköy Belediye Başkanlığı’nın üçüncüsünü düzenlendiği "Sevgini En İyi Sen Anlat" şiir yarışmasına Türkiye genelinden ve yurt dışından 1524 şiirin katıldığını yazınızdan öğrendim, sevindim. Yarışmada ilk yüze girenler sevgiyle buluşmuşlar, ne güzel!. Üstelik yemekte, dereceye girenlere mansiyon ve para ödülleri de verilmiş olması takdir edilesi bir destek, devamını dilerim. Saygılarımla. A.AK

15 Şubat 2013 16:50
Bir insanın ruh hastası olduğunu nasıl anlarsınız?

Bu yazınıza göre sizin de hakkınızda şöyle bir tahlil yapalım, izin verirseniz: Finans sektöründe çalıştınız, sosyal psikolojiye merak sardınız, hâlâ araştırıyorsunuz. Öncelikle insana yatırım yapılmasını ve "can-cana iletişim" yönünden eğitildiğinde iş yerindeki huzur ve dolayısıyla verimin arttığına inanıyorsunuz. Ancak "tam uyumun sağlandığı noktada nasıl oluyor da 'uyuşukluk' başlıyor" bunu çözemiyorsunuz. Anlamaya çalışırken insanların psikolojik durumlarını inceliyor, inançlarını da göz ardı etmiyorsunuz. Size uymayan tarafları var ise düzeltilmesi konusunda bu inançlarını doğru bilgiler ışığında (Kuran Öğretisi) tekrar gözden geçirmelerini sağlamanın bir insanlık borcu olduğunu düşünüyorsunuz. Kültürünüzü sorguluyor, geçmişinizi ve öğretilmiş sınırlarınızı zorlamak istiyorsunuz. Size göre hasta ruhlu kişiler girdikleri ortamı da bozuyorlar. Bu kişiler hasta olduklarından "size göre hava hoş, onları yok sayarsınız olur, biter" çelişkisinde tipik bir "obsesif kompulsif". Sevgiler.

06 Şubat 2013 13:58
Keskin kürpe...

Merhaba Hocam, bu yazınızı da okudum. Bir kaç öneride bulunabilir miyim! Müsaadenizle: Bir "dizüstü bilgisayar" edinin, öyle pahalısından değil. Mobil İnternet bağlantısı da o kadar pahalı değil artık... Kahvede yazın, çayınızı da için, hem dostlarınızın canlı yorumlarını ekleyebilirsiniz yazılarınıza, hem belki merak ederler dostlarınız, onlar da "blog" yazarı oluverirler! Üstelik, Seferihisar'a geçtiğinizde yazı ve yorumlarınızı da böylece takip edebilirsiniz. Bir diğeri; "Keskin Sirke..." kelime oyununuzu anladım, açıkça yazmışsınız zaten. Ancak "Süt suyunu çeker...",, sizin de bildiğiniz gibi "Küp suyunu çeker..." olacak, doğrusunu açıklamamışsınız. Sonuç; dizüstü bilgisayar, mobil İnternet, kahvede "çay-muhabbet" derken "süt suyunu çeker" mi acaba diyorum! Hocam, engin hoşgörünüze sığınarak betimlemeye çalıştım. "Sürç-i lisan ettiysem af ola!" Akıcı üslubunuz ve yormayan konularınız nedeniyle sizi keyifle okuyorum. Saygılarımla. A.AK

05 Şubat 2013 12:42
Blog Yazarları için 20 Altın Kural

Sayın GÜNEY, yazınızı okudum, yararlandım, teşekkür ederim. "Yazılarınızı yazdıktan sonra ilk beğenen siz olun." diyorsunuz. Bunun anlamı "Ben bu sayfayı beğendim ve öneriyorum" demektir, görüşünüze katılıyorum. Önerdiğimiz bu sayfa "google" aramalarında çıkmaktadır. Arama sonucu gelen sayfada adımızın olduğu kısımda "siz bu sayfayı beğendiniz önerdiniz" şeklinde ifadeyi de görebiliyorum... Ancak "Beni" düşündüren konu, günlük iletişim alışkanlıklarımız ve değerlerimiz içinde "kendini beğenmiş" durumuna düşmektir. Sanırım buna daha henüz "hazır" değiliz! Ne dersiniz? Saygılarımla. A.AK

05 Şubat 2013 11:40
Toplam blog
: 276
Toplam yorum
: 141
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 1022
Kayıt tarihi
: 19.11.12
 
 

Evli, 2 evlat babası, 1965'te doğdu, inançlı, müziksever, insansever, yurtsever, iyi yüzer, ünive..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster
 
 
 
 
 
     
     
     
    "Hep denedin hep yenildin, olsun gene dene, gene yenil, daha iyi yenil" (Samuel Beckett)