Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
Aldanmak ve aldatmak üzerine bir yazı!

"Bu gün Allah ile aldatılmanın faturasını tüm Türkiye ödüyor. Ama Allah ile aldatanlardan daha zalimi vardır; Allah ile aldatıldığımızı söyleyenler!.." Daha başka ne denebilir ki? Herkes ama herkes aldatıyor. Aldananlar seyrediyor, su yatağını buluyor... Yazı çok güzeldi, elinize sağlık...

16 Ağustos 2008 11:03
Evde kimse var mı?

Ünlü yönetmenin izlediğim ilk filmiydi "boş ev" ve ardından hep takip ettim... "zaman" filmini de şiddetle tavsiye ederim, sevgilerimle...

05 Eylül 2007 18:54
Bir fotoğraf ve düşündürdükleri

Köy enstitüleri bu ülkenin başına gelen en iyi şeylerden biriydi, keşke bitmeseydi. Babanız gidememiş ama sizi eğitmiş. Köy enstitülerinden bir çok aydın yetişti ama bu yazıdan sonra anladım ki köy enstitülerine gidememek de aydın yetiştiriyormuş... Ruhu şad olsun babanızın, bu iyiliği bu ülkeye yapanların ve o iyilikten nasiplenenlerin. Sevgi ve saygılarımla...

30 Ağustos 2007 23:58
Korsana her zaman hayır!

3 yıl önce Ahmet Altan'nın başlattığı bir akım vardı. Ucuz kitap... Kitaplarını 3 YTL'den satıyordu ve sonra öğrendik ki bu kitaplardan biri kimsenin ulaşamadığı satış rakamına ulaştı. Demek ki aslında kitap basımı, yayını o kadar da pahalı değilmiş 3 YTL'ye hem basılıp, hem çoğaltılıp hem de kar edilebiliyormuş ve daha çok kişiye ulaşmak da cabası. Şimdi sormak lazım bir kitaptan neden 20 YTL kar edilir? 20 YTL kar edip 1 kişiye satmak mı mantıklıdır, 1 YTL kar edip 20 kişiye satmak ve ulaşmak mı? Evet korsana hayır ama bu sadece alıcıdan beklenmemeli, üreticinin de halkın ekonomik durumunu düşünmesi gerekir... Diğer kalemlere sınırsız para harcarken, kitaptan veya müzikten kısma konusunda ise sonuna kadar haklısınız... Riyakarlıktan başka bir şey değildir bu. Ama ölçütümüzü bu insanlar olarak değil de gerçekten alım gücü olmayan insanlar üzerinden koyarsak daha sağlıklı sonuçlara ulaşırız diye tahmin ediyorum... Sevgilerimle...

30 Ağustos 2007 20:21
Çandar demokrasisi!!!

Bu aralar evimde yurtdışından gelen bir akrabamı misafir ediyorum. Akp'li olmamasına karşın öncesine göre ülkeyi daha olumlu görüyor, en azından ağzından "bizim zamanımızda böyle miydi, bunları konuşamazdık bile" dediğini o kadar çok işittim ki... Galiba herkes ülkeyi görmek istediği gibi bakıyor ülkeye. En azından sosyal hayata bakarken siyasi gözlüğümüzü çıkarırsak daha iyi ederiz diye düşünüyorum. Saygılarımla...

30 Ağustos 2007 19:33
Neden ?

Şekilcilik konusu çok önemli, belki ona da bir "neden" diye sormak gerekiyor; Neden bu kadar şekilciyiz? Çünkü biz de düşünceleri ele veren düşüncelerin kendisi değil, büründüğü şekildir. Hala bazı üniversitede top sakallı öğrenciler dövülmüyor mu? Peki düşünceleri niye bir şekile büründürüyoruz? Çünkü Düşünceden çok düşünce adamlarını örnek alıyoruz, Marksizim'den çok Marksın sakalını, Sosyalizm'den çok Che'nin purosunu ve ülkeyi sevmekten çok "ülkeyi seviyorum" diye bağırmayı öğrendik... Yazı çok güzeldi, okumak keyifliydi.Sevgilerimle.. (Bu arada kişi başına düşen yıllık kitap sayımız altı değil, kişi başına altı yılda bir kitap düşüyor Türkiye'de... Nerde yılda altı kitap, şimdilik hayal bu oran)

30 Ağustos 2007 19:28
Evlilik durumu

Evliliği "müessese" olarak gören bir milletin evlatlarıyız ama değil mi?.. Aslında cinselliğin bu kadar tabu olarak görüldüğü bir ülkede evliliğin bu kadar değer kazanması şaşırılacak bir şey değil, "gerdek gecesi" diye sunulan resmi sevişme de şaşılacak bir konu olmaktan çıkıyor haliyle. Evlilik aşk ile perçinlenmediği takdirde ve her aşkın başka bir aşka benzemediği gerçeğini göremedikten sonra, her evliliğin de her cinselliğin de birbirinden farksız olduğunu düşünmek normalleşebiliyor... Değişim, değişiklik ve farklılığı hayatımızın merkezine koyarsak daha mutlu yaşarız diye düşünüyorum... Sevgilerimle...

30 Ağustos 2007 19:15
Sanal alem

Deney çok ilginç, gerçekten. Evet, aslında birçok faili meçhul cinayet gibi ve daha birçok olayı aydınlatmak için kullanılabilir. Ama tabi insanların bu ve benzeri olayları ne kadar aydınlatmak istedikleriyle alakalı bir durum diye düşünüyorum. Sanal aleme gelince, evet sanal alem vazgeçilmez bir tutkuya dönüştü. Daha geçen gün bir Alman çocuğun bilgisayarı karşısında yaşadığı cinneti ekrana getirdi televizyonlar. İki ucu keskin bıçak sanal alem. Ortasından tutabilirsek işe yarar. Peki sizin bu ilk blogunuzdan sonra acaba bu düşüncenizde bir değişiklik oldu mu, hala sanal alemin bizi "yanmaya" götüreceğine inanıyor musunuz? Sevgilerimle...

30 Ağustos 2007 18:42
O yatağa küs girmeyin

Tebessüm etmek, güleryüzlü olmak gerçekten karşı tarafta da aynı etkiyi yaratıyor. Bunu ben de çok yaşadım, ama üzülmemek konusu farklı bence. Yani evet insanlar üzülmeli, üzülünce belki daha iyi anlıyoruz mutluluğun önemini. Hiçbir şeyi kafasına takmayan, anlattığınız gibi hiç üzülmeyen insanlar karşı tarafı fazlasıyla üzebiliyor, üzüntüyü veya sevinci sadece kendimiz için istememeliyiz değil mi? Ama bence esas olan üzüntümüze rağmen tebessüm edebilmek. Budur gerçek başarı ve mutluluğun sırrı diye düşünüyorum... Bu yazıyı yazalı bir yılı aşkın süre geçmiş, merak ettim hala aynı düşüncede misiniz?ve başarabildiniz mi herşeye rağmen tebessümü? Sevgilerimle...

30 Ağustos 2007 18:28
İçinde bulunduğum an...

Bu yazı bana çok önceden izlediğim "ölü ozanlar derneği" filmini hatırlattı. İzlemişsiniz belki de... vazgeçme, erteleme.../ yaşamı umursa!/ kendi gerçeğini bulmak istiyorsan,/ düşünü kovala, diyordu filmde Robin Williams. Yazıyı yazdığınızın üzerinden bir yılı aşkın süre geçmiş. Merak ettim, başarabildiniz mi anı yakalamayı? Sevgilerimle...

30 Ağustos 2007 18:12
Toplam blog
: 73
Toplam yorum
: 196
Toplam mesaj
: 64
Ort. okunma sayısı
: 2776
Kayıt tarihi
: 17.02.07
 
 

1985 yılının bir Nisan sabahında (ki kendisi 15'i olur) sabah ezanından sonra (saat daha bizim kö..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster