Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Kasım '12

 
Kategori
Aşk - Evlilik
Okunma Sayısı
1256
 

Açık Büfe Cinsellik

Açık Büfe Cinsellik
 

Şafakta Cinsellik


Başlığı görünce bunu yeni ve büyük bir buluş sanmayın.

"Geleneksel anlayış, yalnız tekeşli evlilikle (monogami) bir erkeğin birkaç kadınla evlenmesini, pek sıkışırsa da bir kadının birkaç erkekle evlenmesini tanır. Pratik yaşamın resmi toplum tarafından zorla kabul ettirilmek istenen engelleri sessiz sedasız aşmasını da, dar kafalı ahlakçılar gibi, görmezden gelir. Buna karşın ilkel tarihin incelenmesi bize erkeklerin çok karılılık halinde yaşarken karılarının da aynı zamanda çok kocalılık halinde yaşadığı ve bu nedenle ortak çocukların da herkesin çocuğu kabul edildiği durumların varlığını gösterir. Tekeşli evliliğe varılmadan önce bu durumlar birçok süreçler geçirmiş ve değişikliklere uğramışlardır. Bu değişiklikler başlangıçta çok geniş bulunan ortaklaşa evlilik çemberinin giderek daralması ve sonunda bugün ağır basan karı-koca evliliği durumuna dönüşmesi biçiminde olmuştur." (1)

Engels, "Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni" için 26 Mayıs 1884'te yazdığı önsözde şöyle diyor:

"Belirli bir tarihsel dönem ve belirli bir ülkedeki insanların içinde yaşadıkları toplumsal kurumlar, bu iki türlü üretim tarafından, bir yandan emeğin öbür yandan da ailenin erişmiş bulunduğu gelişme aşaması tarafından belirlenir. Emeğin erişmiş olduğu  gelişme aşaması ne kadar düşük, toplam emek ürünü ve bunun sonucu toplumun sahip olduğu servet ne kadar az ise kan bağının ağır basan etkisi toplumsal düzen üzerinde o kadar çok belirleyici görünür."

Emek üretkenliği arttıkça kan bağı üzerine kurulmuş toplumun değiştiğini ve artık aile düzeninin tümüyle mülkiyet rejimi tarafından belirlendiğini ekliyor.

Bir süre önce İnternet'te rastladığım bir kitapda bu konuya değinmiş. (2)

Kitabın adı "Şafakta Cinsellik". Başlık kitabın farklı kapaklarında iki ayrı açıklamayla sürüyor. Birisinde "Nasıl Çiftleşiriz, Niçin Saparız ve Bunun Modern İlişkilerdeki Anlamı Nedir?" deniyor. Diğerindeyse "Modern Cinselliğin Tarihöncesi Kökleri" açıklaması yer alıyor.

Kısa tanıtımda Darwin'in zamanından beri bize cinsel tekeşliliğin türümüzde doğal olarak bulunduğunun söylendiği, bilimin, dinsel ve kültürel kurumların kadınların ve erkeklerin erkeğin sahip olduğu mal mülk ve sağladığı korumanın kadının doğurganlığı ve sadakatiyle değiştokuş edildiği ailelerde geliştiği düşüncesinin sürdüğü belirtiliyor. Ama bu açıklama artık çöküyormuş. Evlilikler azalıyor, boşanmalar artıyor, sağlam görünen ilişkilerde bile eşe karşı cinsel istek azalırken başka kişilerle ilişkiler artıyormuş.

Kitabın çok sayıda kaynağı arasında yukarıdaki alıntıda kısaca özetlenen gelişim sürecini 19. yüzyılda anlatmış olan çalışmayı (1) göremedim. Ama aynı sonuca vardıkları, insanlığın gelişme süreci içerisinde yiyeceklerin, çocuk bakımının ve eşlerin paylaşıldığı dönemleri değişik kaynaklardan araştırdıkları ve kabul ettikleri görülüyor.

Vardıkları sonuçsa biraz farklı. Karmaşık geçmişimizin tekeşlilikle birlikte günümüzde kabul gören cinsel yönelimin ve aile dinamiklerinin de sürmesine izin vermeyeceğini öne sürüyorlar. Uzun dönem tekeşli bir ilişki sürdürmenin niçin birçoklarına çok zor geldiğini, sevgi derinleştikçe cinsel tutkunun niçin azaldığını, niçin orta yaşlı erkeklerin genç kadınlarla birlikte olmak içim büyük riskler aldığını, standart evrim mantığı içerisinde eşcinselliğin niçin ısrarla sürdüğünü, modern cinselliğin tarih öncesi köklerinden nelerin insan bedeninde açığa çıktığını araştırıyorlar. (2)

İşte yukarıdaki başlık, bir süre bu düşüncelerin çevresinde dolaştıktan sonra, insanın açık büfe yemeklerde normal yeme sınırını nasıl zorlayabildiği aklıma gelince ortaya çıktı. Koşullar uygun olduğunda öğün kavramını ortadan kaldırıp seçenekler arasında mekik dokuyarak değişik yiyecekler tüketmenin hoş gelmesi gibi, toplumsal bakış açısı değişecek olursa çok eşlilik yeniden kabul görebilir mi? Açık büfe cinsel ilişkiler normal kabul edilebilir mi?

İnsanın öyküsünün başına gidecek olursak sanırım mağarada bekleyip çocuklara bakan bir kadınlar grubuyla yiyecek bulmak için av peşinde koşturan bir erkek sürüsü göreceğiz. Kadınlar, çiçeklerin böceklerin gelip üzerilerine konmasını beklemekeri gibi, dışarıdakilerin yolunu gözleyecekler. Ayrılık sona erdiğinde her iki cins de karınlarını doyurmanın ve cinselliklerini yaşamanın güzelliğini tadacaklar.

Eşlerin ve çocukların ortak olduğu bu dönemden sonra insanın doğa üzerindeki gücü artacak. Zenginleşmeye başlayacak, önce erkekle kadın arasında döl verme bakımından yapılmış iş bölümü bir çatışmayla sürecek, erkekle kadın arasındaki uzlaşmaz zıtlık karı koca evliliği içinde gelişecek. Kadınlar erkeklerin baskısı altına girecekler.

Çok sonraları kadınların, hiç değilse bireysel olarak bazılarının, yine erkekler kadar güçlü ve üretken olacakları ekonomik koşullar ortaya çıkacak. Ama binlerce yılda yerleşmiş yaşam ve düşünce biçimlerinin değişmesi kolay olmayacak.

Tek eşlilik önemli servetlerin bir erkeğin elinde toplanmasından ve bu servetlerin başka hiç kimseye değil, bu adamın çocuklarına kalması isteğinden doğmuş. Bunun için erkeğin değil kadının tek eşliliği gerekiyormuş. Kadının tek eşliliği erkeğin açık ya da saklı çok karılılığına engel olmuyormuş. Kadını para karşılığında erkeğe sunan hizmet evleri bunun için kurulmuş. Kadınlardaysa eş aldatma evliliğin tamamlayıcısı olmuş.

Halkların birbiriyle karışması sonucu Roma dünyasının yıkıntıları üzerinde kurulan yeni tek eşlilik, erkek üstünlüğünü daha yumuşak biçimlere büründürmüş ve kadınlara hiç değilse görünüşte klasik antik çağda asla görmedikleri çok daha saygın ve çok daha özgür bir yer vermiş.

Ama bu gelişme göreceliymiş. Kadın ve erkek gerçek anlamda eşit olmamış. Yeni kuşaklara kendi bedeninde can veren, onların bakımında en ağır yükü üstelenen kadın toplumsal üretimden payına düşeni alamadığı için koşulları iyileşmemiş. Cinsellik de kadının erkeğe vermesi gereken bir hizmet olarak görülmüş. Kendi istekleri olması hoş karşılanmamış. Dürtüleri namuslu olmak için bastırıldıkça içlerindeki ateş soğumaya başlamış. İlişkileri eşlerini mutlu etmek için katlandıkları birer acıya dönüşmüş.

Koşullar değişiyor, ama erkekler de, kadınlar da özgür olamıyorlar. Değerlerin serbest piyasa koşullarında dönüşümü ve bunun için gerekli para yaşamlara, kişiliklere, seçimlere damgasını vuruyor. İçindeki dürtüleri tanımak, cinsel yaşamını özgürce düzene sokmak, toplumun dayattıklarının değil kendi isteklerinin peşinden gidebilmek şimdilik bir ayrıcalık gibi görünüyor. Evlenme oranlarının düşmesi, boşanmaların artması sevgiden ve cinsellikten uzaklaşılmasından değil toplumdaki baskılar ve eşitsizliklerden kaynaklanıyor.

Herhalde çok önceleri yazılmış olduğu gibi gerçekten sağlıklı kadın erkek ilişkileri için farklı bir sayfa açılması gerekiyor.

Morgan ve Engels'ten bununla ilgili iki alıntıyla bitireyim.

Morgan "Aile biçimi, toplumsal sistemin ürünüdür. Onun kültür durumunu yansıtacaktır. Tek-eşli aile uygarlığın başlangıcından bu yana, hele modern zamanlarda çok belirli bir iyileşme gösterdiğine göre, en azından onun iki cins arasındaki eşitliğe ulaşılıncaya kadar yeni olgunlaşmalara yetenekli olduğu düşünülebilir. Eğer uzak bir gelecekte tek eşli aile toplumun gereksinmelerini karşılayamaz duruma gelirse onun yerini alacak olan ailenin nasıl bir öz taşıyacağını şimdiden söylemek olanak dışıdır" diyor. (1)

Engels "Yaşamlarında bir kadını asla parayla ya da başka bir toplumsal güç aracılığıyla satın almamış yeni bir erkekler kuşağı, kendini gerçek aşktan başka hiçbir nedenle bir erkeğe vermeyecek, ya da bunun ekonomik sonuçlarından korkarak sevdiği kimseyle olmaktan vazgeçmeyecek yeni bir kadınlar kuşağı. İşte bu insanlar dünyaya geldiği zaman, bugün onların nasıl davranmaları gerektiği üzerine düşünülen şeylere hiç kulak asmayacaklar; kendi pratiklerini ve herkesin davranışını yargılayacakları kamuoyunu kendileri yaratacaklardır" diye ekliyor. (1)

Günümüzde kadın erkek ilişkileri gerçekten çözümlenmesi zor bir noktaya geldi.

Bir denemede evlilik fonksiyonunu tanımlamaya çalışmıştım. (3)

Gelecekte bu ilişkiler nasıl olacak dersiniz?


1. Friedrich Engels, Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni, Alter Yayıncılık, 2010.

2. Christopher Ryan and Cacilda Jethá, Sex at Dawn: The Prehistoric Origins of Modern Sexuality, Harper Collins, 2011.

3. Mehmet Arat, Neler oluyor dört duvar arasında? , http://blog.milliyet.com.tr/neler-oluyor-dort-duvar-arasinda-/Blog/?BlogNo=351650

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Elinize sağlık aile kurumunun geçmişini çok güzel bir şekilde irdelemişsiniz. Engel's in kitabı benim okuduğum ilk felsefi kitaptı ve beni çok etkilemişti. Dünyada her şey evrim sürecinde değişiyor. Muhakkak ki aile kurumu da bu değişimlerden nasibini alacaktır. Ben şahsen aile kurumunun yakın bir gelecekte tamamen ortadan kalkacağını, tarihe karışacağını düşünüyorum. Çünkü tek eşlilik kültürlerimizin biz insanlara dayattığı ve her geçen gün mahkumiyete dönüşen bir yaşam biçimidir. Ben gelecekte karı-koca şeklindeki özel mülkiyete dayalı birlikteliklerin olmayacağını ve insanların hiçbir zorunlukları olmaksızın birbirleriyle beraber yaşayacaklarını ve istedikleri zaman da bu birlikteliklerini sonlandıracaklarını düşünüyorum. Bu durumda çocuklarında anne ve babalarının değil bütün toplumun çocukları olarak kabul edileceğini ve doğal olarak da çocuklar üzerindeki mülkiyet haklarının ortadan kalkacağını düşünüyorum. Blogunuzu önereceğim, sevgiler ve selamlar

Matilla 
 03.12.2012 23:37
Cevap :
İnsanız, geleceği düşünmeden edemiyoruz. Ama biz ne dersek diyelim, o günler geldiğinde dünya da, orada yaşayanlar da bambaşka olacak. Belki bizim aklımıza hiç gelmemiş çözümler, güzellikler bulacaklar. İlginiz ve paylaşmanın güzelliğini yaşattığınız için teşekkür ediyorum. Sevgi ve saygılarımla.  04.12.2012 16:46
 

Hiç okumamaktansa böyle kitapları da okumayı tavsiye ederim. Ama inanın daha güzel milyonlarca kitap VAR. Yazınızı yine okumadım Affedin. Yorumuma da içerlenmediğiniz için ayrıyetten tşkr ediyorum. Uslübüm kalbimden geçeni yazmakta tereddüt etmeyen biri olduğum için sivridir!

İbrahim ARSLAN 
 12.11.2012 16:44
Cevap :
İçtenliğinize ancak saygı duyabilirim. Sonuçta herkes kendi seçimleri sonucunda girdiği bir yolda yürür. Hele günümüzde yazılan her yazıya, yayınlanan her kitaba yetişmek zaten olanaksız. Hepimiz kafamızdaki sorulara, bulmak istediğimiz yanıtlara, yaşamak ve kaçmak istediklerimize göre bir yön seçip gidiyoruz. Başarılar diliyorum.  04.12.2012 16:52
 

Yazınız uzun olduğundan tamamını okuyamadım. Okusaydım bundan daha sert yorum yapardım. Resim 10 yazı da 1 yani 11 puanla çok okunursunuz. Belkide hiç okunmazsınız. Milletimiz böyle yazılara ben dahil cup dalıyor. Ne yapalım. İyi akşamlar. Birazını okuduğuma şükrediiiin..!

İbrahim ARSLAN 
 09.11.2012 16:51
Cevap :
Kullanılan resim yazıda sözü edilen kitaplardan birinin iki farklı kapağı. İlginiz ve yorumunuz için teşekkür ederim. Saygılarımla.  12.11.2012 15:40
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 72
Toplam yorum
: 18
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 246
Kayıt tarihi
: 08.01.12
 
 

1958 doğumlu. Mühendislik eğitimi aldı. Teknik alanda çalışırken kültürel konulara ilgisini sürdü..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster