Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Eylül '09

 
Kategori
Yurtdışından Bildiriyorum
Okunma Sayısı
640
 

Alman Başbakan adayı Steinmeyer çocukluk arkadaşım Tanju ile Berlin'de buluşuyor

Alman Başbakan adayı Steinmeyer çocukluk arkadaşım Tanju ile Berlin'de buluşuyor
 

Almanya’da seçimler iyice yaklaştı. Eylül’ün yirmiyedisinde seçmenler tercihlerini yapacaklar. Analizlerin gösterdiği tablo halkın büyük koalisyona “devam” diyeceği yönünde.

Alman siyasetini çok yakından takip etmeyenler için kısa bir özet:

CDU Hristiyan Demokrat Birliği. Genel başkanı: Şu an ki Başbakan Angela Merkel, Türkiye’nin Avrupa Birliğine resmen karşı olduğunu her fırsatta dile getirir. CDU seçimlere Bavyera eyaletinin CSU isimli muhafazakar yapılı partisiyle “Die Union” ( Birlik ) ismi altında birlikte giriyor. Union’un beklenen toplam oy oranı %35. Almanya’da ki göçmenlerle alakalı radikal önerileri ve kararları ile tanınan, aile birleşimi yasasını çıkartarak 16 yaş kararıyla birçok ailenin birleşememesini sağlamıştır. Son dönemde yetmiyormuş gibi bir de dil ve alman tarihi sınavını şart koşarak, evlilik gerekçesiyle Türkiye’den - Almanya’da ki eşinin yanına göçme olasılığını hemen hemen imkansız kılan, sağ görüşlü göçmen ve Türkiye karşıtı bir partidir. Union’un izlediği siyasi çizgi sayesinde zengin ve fakir arasındaki uçurum dönüşü olmaz boyutlara gelmiştir. Union’un kesinlikle hükümet etmek istediği koalisyon ortağı bu yazıda son olarak tanıtacağım, Liberal çizgisi olan FDP’dir. Zira bu partiyle yıllarca tecrübe kazanmıştır Union.

Not: CDU’nun heykelini diktireceği kesin olan, partinin babası olarak kabul edilen, eski parti başkanı ve 16 yıl Alman’yanın Başbakanlığını yapan Helmut Kohl’ün gelini bir türk kızıdır.

SPD Sosyal demokrat Parti. Genel başkanı: Franz Müntefering. Partinin başbakan adayı Frank Walter Steinmeyer. Seçimlere yakın Türkiye’nin Avrupa Birliğine girmesinin taraftarıdır. Bu taraftarlık muhalefetteyse devam eder. Hükümetteyse azalır. Eğer Türkiye’nin Avrupa Birliğine girmesine karşıt bir partiyle hükümeti kurmuşsa SPD bu konuyu kesinlikle açmaz ve fikir yürütmez. Ortama uyar yani. Bukelamun gibi

Yiğidi öldür hakkını yeme derler ya. Hakkını verelim SPD’nin. Eğer Almanya’da biraz olsun sosyal haklarımız kalabildiyse bunu SPD ve partinin tarihi Başkanı Willi Brandt’a borçluyuz.

Ayrıca Willi Brandt Alman siyasilerin içinde türklere yakınlığını en açık kelimelerle ifade eden efsane bir başkandı. Willi Brandt’ın göçmenlerle alakalı yasa önerilerinde daima göçmenlerin yanında durduğu gözlenmiştir. Sosyal yapısı ve dürüstlüğü ile halka çok yakın olan bu büyük politikacı 1992 tarihinde vefaat etti. SPD hala Willi Brandt’ın ayak izlerinde yürümeye çalışıyor. Lakin eski başbakan Gerhard Schröder ile bu çizgiden uzaklaşmaya başladı.

SPD’nin geçen seçimlerdeki oy oranını yüzde iki nispetinde yükselteceğini bekliyor analistler. Birazdan izah edeceğim Bündnis 90 / Die Grünen ( Yeşiller ) SPD’nin koalisyon konusunda ki ilk tercihidir.

Bündnis 90/ Die Grünen: 90 Birleşimi / Yeşiller. Genel başkanları: Claudia Roth ve Cem Özdemir 1993 tarihinde Bündis 90 ve Yeşil’lerin birleşmesiyle kurulduğundan bu yana sürekli büyüyen ve benim şahsi düşünceme göre Merkez’de yerini alacağı kesin görünen bir siyasi oluşumdur. Ağırlığını ökoloji, insan hakları, doğal hayat ve çevre, göçmen hakları, kadın hakları gibi konulara koymuştur. Biz göçmenler açısından olumlu yaklaşımı ile sabit adımlarla seçmenlerini çoğaltan güçlü bir partidir. Parti başkanlarından birinin türk kökenli olması Yeşil’lerin biz Türkler ve Türkiye’nin Avrupa Birliğine girmesi hakkındaki olumlu görüşünü açıkça yansıtmaktadır. Aktiv siyasetten ayrılsa da hala Parti ile birlikte adı anılan Yeşil’lerin efsane ismi Joschka Fischer’dir. Bir evvelki hükümet’te SPD’li Gerhard Schröder’in yanında dış işleri bakanı olarak görev alan Joschka Fischer, Alman siyasetinin en sempatik politikacısı ünvanını taşımaktadır. Yüzündeki gülümsemesini hiç eksik etmeyen, hemen hemen her soruya çok atik, düşündürücü ve karşısındakini mat eden cevaplarıyla tanınır. Joschka Fischer için siyasi karşıtları bile “ onun siyasetten ayrılması Alman parlementosu için büyük bir kayıp” olduğunu söylerler. Fischer’e sorarsanız: “ Ben zirvede ayrıldım. Siyaset benim işim değil “ der.

Joschka Fischer ile ilgili en ilginç not ise; onun tam bir 68 kuşağı çocuğu oluşudur. Uzun saçlarıyla yürüyüşlere katılıp polislere taş attığı anlatılır.

Geriye kalan iki partinin biri Die Linke: Sol Parti Genel başkanı Gregor Gysi ve Başbakan adayı Oscar Lafontain Partinin taşıyıcı isimleri. Die Linke eski sosyalist Almanya’nın ( DDR ) Federal Almanya’ya hediyesidir. DDR’in despot parti şefi ( Komünist Partisinin Genel sekrekteri ) Honecker’in SED’sinin kalıntılarından kurulan Die Linke, Merkez’deki partileri korkutucak derecede büyük adımlar atarak geliyor. Parti programlarında ve sloganlarında fevkalade provokatif söylemler kullanıyorlar. Seçim kampanyalarını Afganistan’daki Alman askerlerinin çekilmesi üzerine, CDU’lu Helmut Kohl’ün hazırlayıp SPD’li Gerhard Schröder’in yasalaştırdığı, sosyal hak soygunu olarak kabul edilen kısıtlamalarla dolu olan HARZ IV yasasının kaldırılması gerektiğini söyleyen die Linke, sosyal kısıtlamalardan bıkmış olan Alman halkının yüreğine su serpiyor. Die Linke’nin bir diğer sloganı yine halkın çok hoşuna gidiyor. “ 67 yaşında emekliliğe hayır ! “ Zira emeklilik yaşının 67’ye yükseltilmesi ve Harz IV yasasının yürürlüğe girmesi SPD’nin % 35lerden - % 24’lere düşmesine sebep olmuştu. Türkiye’nin Avrupa Birliğine girmesi konusunda net bir fikir beyan etmeyen die Linke’nin bu tutumu Avrupa Birliği karşıtı bir Parti oluşundan dolayı anlayışla karşılanıyor.

Die Linke’nin hayal perest olarak kabul edilen sloganı “ Avrupa Birliğine hayır demesidir. Euro yerine Alman Markını istemesi de tuzu biberi. Süratle oylarını çoğaltan die Linke’nin bu söylemlerinden dolayı, hiç bir zaman fanatik bir görüntüden arınıp, bir merkez partisi haline geleceği uzmanlarca düşünülemiyor. Benim şahsi fikrimi sorarsanız, Die Linke programındaki sosyalist içeri ile Alman demokrasisine çomak sokuyor. Bence ciddiye alınması gereken tehlikeli bir oluşum.

Die Linke için söylenecek bir çok şey daha var ama yazıyı çok fazla uzatmamak için sadece Partinin Lokomotifi olan Oskar Lafontain’den söz etmek istiyorum. Oscar Lafontain SPD’nin sol kanadından kopma çok karizmatik bir siyasidir. Doksanlı yılların başında atlatmış olduğu bir suikasttan sonra halkın kendisine sempatisi daha da artmıştır. Onun Gregor Gysi ile Die Linke’yi kurması SPD seçmenlerinden bir çoğunun Die Linke’ye oy vermesine sebep olmuş ve Alman sol oylarının dağılmasını, bölünmesini sağlamıştır. Böylece Lafontain, sağ partilerinin, bölünmüş olan sola nazaren daha güçlü olmasına sebep olmuştur. Doğal olarak SPD’nin sürratle güçlenen Die Linke ile koalisyon görüşmeleri söz konusu bile değildir.

Son olarak geçen seçimlerde ayakkabısının altına bile 18 rakamını yazan ama % sekizlerde kalıp muazzam bir hayal kırıklığı yaşayan Guido Westerwelle’nin FDP’sinden bahsetmek istiyorum: FDP: Serbest Demokratik Parti / yani Liberaller.

Klasik bir işveren partisidir. İdealleri CDU/CSU’dan oluşan Die Union ile koalisyona girmek ve hükümet kurmaktır. Niyetleri milyoner vergisi söylemini ortadan kaldırıp gelir vergisinin tabanını daha da aşağıya çekmek. Böylece zaten geçim sıkıntısı çeken Vatandaşın yüküne yük bindirmek. Türkiye’nin Avrupa birliğine girmesi Guido için düşünülemez bile.

FDP’nin idealindeki Türkiye Alman işverenlerinin lehine bir ortak pazardır ki bunu Partinin efsane ismi Genscher zamanında Helmut Kohl ile birlikte başarmıştır.

Analistlere göre FDP geçen seçimlere göre daha güçlü çıkacak seçimlerden.

Evet sevgili okurlar. İşte Almanya’da yaklaşan seçim öncesi ortam böyle. Son bir haftasına girmiş olan seçim kampanyaları alışılmışın dışında sakin yürüyor. Zira büyük partiler SPD ve Union büyük koaliyonu kanıksamış durumdalar.

Her seçimlerde olduğu gibi oy kullanabilecek olan Türk kökenli seçmenlere yönelik ağıza bal çalmalarda aynen devam ediyor.
SPD’nin Başbakan adayı Frank Walter Steinmeyer Abi bu akşam benim çocukluk arkadaşım, en samimi olduğum, dostum Tanju’nun evine bayramlaşmaya gidiyor. Koskoca Frank Walter bizim Tanju’nun ayağına gidip babasının bayramını kutlayacak. Hey gidi günler hey. Tanju’nun bu akşam yaşadıklarını resimlerle ve kendisi ile yapacağım bir röpörtajla yansıtacağım sizlere. O SPD’yi benden daha çok sever. Frank Walter için söylediklerimi duyunca kızacak eminim, ama pek de önemi yok. Benim oyum Yeşil’lere onun ki SPD’ye. İkisi de güçlü çıkarsa bu seçimlerden hayalimiz gerçekleşir. Tanju’nun kilerle benim’ kiler aynı Tanju ile ben gibiler. Türkiye ve Almanya'daki vatandaşlarımız için hayırlı bir sonuç olur umarım.

Herkesin bayramını kutlar, büyüklerimi ellerinden küçüklerimi gözlerinden öperim:)

Berlin’den sevgilerimle

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 121
Toplam yorum
: 1031
Toplam mesaj
: 141
Ort. okunma sayısı
: 1774
Kayıt tarihi
: 29.01.07
 
 

Almanya'da doğdum. Haylaz bir öğrenciydim. 16 yaşımdan beri ticaretle ilgileniyorum. Şu anda büyük b..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster