Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Ekim '07

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
329
 

Anadolu insanının trajedisi

Anadolu insanının trajedisi
 

Son yirmibeşyılımıza damgasını vuran en önemli sosyolojik olgu nedir?

Son derece yalın bir sorudur bu. Türkiye’yi yakından izleyen insanlar için ve gündemi bir nebze olsun yakından takip edenler için çok basit bir sorudur son yirmibeşyılımızın en önemli sosyolojik olgusunun adını koymak.

Kuşkusuz Anadolu topraklarının son yirmibeşyılına damgasını vuran en çarpıcı sosyolojik olgu iç göç bunalımıdır.

Ülkemizin bir coğrafyasından bir başka coğrafyasına sel gibi akan insan kitlelerini seyrettik yaşamımızın en önemli dönemeçlerinde. Çığ gibi bir uğultu ile yüzlerce, binlerce, milyonlarca insan yerlerini, yurtlarını, topraklarını, ocaklarını terk ederek, büyük kentlerin yolunu tutup bu kentlerde insanın aklını hafızasını durduracak cinsten bir mücadele ile yaşama tutunma yolunda adım adım ilerlediler. Genci, yaşlısı, kadını, kızı, çoluğu, çocuğu doğdukları toprakları, memleket olarak bildikleri, havasını soludukları, suyunu içtikleri, hayvanını otlattıkları yaşam alanlarını, bir şekilde terk ettiler veya terk ettirilerek büyük kentlerin yollarına düştüler. Tarih böyle bir insanlık trajedisini yazmamıştır. Tarihin hiçbir döneminde bu denli ağır bir trajedi, tarihin hiçbir döneminde böyle bir dram yaşanmamıştır. İnsanlık tarihi böyle bir drama tanıklık etmemiştir.

Büyük kentlerin kenarlarına yapılan kaçak yapıların kısa sürede çığ gibi büyüyerek bu gün varoş diye tabir ettiğimiz mahalleleri ortaya çıktı. Göçe maruz kalan halk yığınları yaşamlarını buralarda sürdürmenin yollarını aradılar. Kendi topraklarına ait kültürlerini göçle beraber büyük kent varoşlarına taşıdılar. Kent kültürü ile taşra kültürünün arasına sıkışıp kalan geniş halk yığınları feci bir bunalımın eşiğine kadar geldi.

Zaten göç olgusunu topluma dayatan temel neden ekonomik bunalımlardır. Son çeyrek asırdır resmi istatistiklerin verilerine göre % 70 enflasyonla yaşayan bir ülkede yaşamak zorunda kalan insanlar ya yerlerini yurtlarını terk ederek başka yerlerde yaşam mücadelesi verecek, veya farklı şekillerde ekonomik bunalıma karşı devlet aygıtına baş kaldırı hareketine yönelecekti. Bu gün için Anadolu toprakları sıklıkla yaşamış olduğu ekonomik bunalımın dayatmaları sonucu, iki olguyu çok hızlı bir şekilde hayata geçirdi. Bir tarafta göçü kabullenmeyen bir kitlenin devlete karşı isyan bayrağını açması ki çok hızlı ve son derece kararlı bir şekilde dağlarda yaşamlarını sürdürme ve ne olursa olsun hedefe kilitlenme olarak algılanabilecek şekilde yaşamlarını noktalama kararı ve dağı şu veya bu şekilde reddeden ve devlet aygıtına isyan bayrağını açmayarak göç olgusunu bir şekilde kabullenen geniş halk yığınlarının sefaleti. Sonuçta göçün en fazla yaşandığı bölge olan doğu ve güneydoğu Anadolu coğrafyasında halk yığınları, bir çok toplumsal kıskaçla karşı karşıya kaldılar.

Öncelikle dağa çıkma noktasında türlü baskılara maruz kalmalar ve gençlerin dağa çıkma konusunda pekde azımsanmayacak bir oranda talebe ilgi göstermesi ile birlikte ailelerin bu duruma yönelik dramı, devlet güçlerince şu veya bu şekilde baskıların muhatabı olmaları, toprak ağaları, aşiret ve aşiret anlayışının dayattığı töre gerçeği arasına sıkışan kitleler, çareyi yerlerini yurtlarını terk etmekte buldu. Yerlerini yurtlarını terk ettiler, ama yeni yaşam alanları olan varoşlarda mutlu olabildilermi. Tabiî ki böyle bir iddada bulunmak mümkün değil. Kent yaşamının kendine özgü kuralları içerisinde, yaşamla bir türlü barışık olamamak, ağır ekonomik koşullar, eğitim ve sağlık hizmetlerinden gerektiği gibi pay alamamak ve eğitimsizliğin dayatmış olduğu kesin ve istisnasız alt yapı ve üst yapı inşaatlarının emek gücünü taşıyor olmak, göçe maruz kalan kitleleri dünyaya geldiklerine pişman etti.

Hemde öyle bir pişman ettikti. Ne kentte doğup büyümüş ve her ne şekilde olursa olsun kent kültürünü özümsemiş yığınlarla, yaşam anlayışında kent kültürüne yer olmayan, geniş yığınların kapışması tam bir insanlık dramı olarak tarihe geçti.

Göçe maruz kalan geniş halk yığınları varoşlarda insanlık dışı yaşamın her türünü yaşamaya mahkum bir şekilde hayatlarını sürdürüyor.

İşsizlik diz boyu, parasızlık alabildiğine, eğitim ve sağlık gibi insan haklarının olmazsa olmazlarından pay alamamak, doğum anında sakat kalan kadınlar, doğan çocuklarda sakatlık oranının hayli yüksek oluşu, çocuk ölümleri göçe maruz kalan halk yığınlarının dile getirilebilecek en belirgin trajedisidir. Göç dayatmasını reddedenlerin hali çok daha vahim. Dağlarda sonu meçhul bir amaca hizmet adına isyan bayrağı. Kan, ölümle beraber belirlenen amacın koca bir hiç olacağına rağmen inanmışlık.

Nereden bakılırsa bakılsın; Göç olgusu ve gerçeği Anadolu insanının en acı dramını sahneledi son yirmibeş yılımızda.

Anadolu insanı olmak gerçekten zor. Anadolu’nun Doğu ve Güneydoğusunda doğmak dahada zor. Ama en zor olanıda hem Anadolu insanı olacaksın, hem Doğu veya Güneydoğuda doğacaksın ve hemde kürt olacaksın. Sanırım Anadolu topraklarının bize sunduğu en önemli öğreti bu oldu.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1509
Toplam yorum
: 3024
Toplam mesaj
: 195
Ort. okunma sayısı
: 1138
Kayıt tarihi
: 07.08.07
 
 

Yazarım... Okurum... Öğrencilik yıllarımda çok yazdım... Kompozisyon derslerinde yazdım... Duvar ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster