Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Eylül '09

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
1519
 

Atları da vururlar, öyle değil mi?

Atları da vururlar, öyle değil mi?
 

They Shoot Horses,Don't They(Atları Da Vururlar)


1930'larda başlıyor öykü. 30'ların başları ve ekononomik bunalımla boğuşan bir Amerika. Yolu bir dans yarışmasında kesişiyor iki gencin, Gloria ve Robert'ın. Aslında Robert kendi söylediğine göre tesadüfen orada bulunuyor ve yarışmada buluyor kendini. Her ikisinin de Hollywood ile ilgili hayalleri şu ana kadar pek gerçek olmamış ve bu yarışmayı takip etmeye geleceklerini bildikleri Hollywood ünlüleri tarafından keşfedilme umudundalar, tabi öncelikli olarak da yarışmanın birincilik ödülüne 'muhtaç' durumdalar....

Filmini çarpıcı bir sahneyle açıyor Pollack. Bir tarafta Robert'ın çocukluğuna ait, çiftlikte bir atın koşarken düşüp ayağını kırdığında babasının onu derhal vurup öldürmesinin görüntüleri, diğer tarafta ise Robert'ın günbatımı karşısında hüzün dolu bakışlarını paralel kurguyla verirken, ses bandında ise yarışmanın kurallarının yarışmacılara okunuşu, bazı kuralların okunması, örneğin düşüp dizleri yere değdiği anda yarışma dışı kalacaklarının söylenmesi, tıpkı ayağı kırılan atın dizleri yere değer değmez vurulup öldürülmesi gibi...

Şüphesiz Amerikan sinemasının en ateşli demokratlarından biriydi Sydney Pollack. Özellikle Hollywood bünyesi içerisinde çalışmasına rağmen, özgünlüğünü koruyabilmiş bir avuç yönetmenden biriydi. Özellikle The Way We Were, Three Days of the Condor gibi kariyerinin en önemli filmlerinden birkaçına imza atacağı 70'lerin hemen öncesinde çektiği bu film, bugün ölümünün birkaç sene sonrasında geriye bakıldığında pekçoklarına göre, kariyeri boyunca ulaşacağı doruk noktasıydı ustanın...

Yarışma 1, 5 ayı aşkın süre boyunca devam ettikçe bu 'ihtiyaçlı' çiftler yıprandıkça yıpranıyor, buna karşın sürekli yarışmayı takip eden 'burjuva' sınıfı insanlar heyecanla onları takip ediyorlar. Yarışma yapımcısının bir gece Robert'a söylediği gibi 'onlar sefaleti görmek istiyorlar ki hayatlarından memnun olsunlar ve kendilerini iyi hissetsinler'. Yine aynı adamın Gloria'ya itiraf ettiği gibi, 'çok gerçek' olanı da görmemeliler. Öyle ya, ç ünkü 'şov devam etmeli'

Özellikle dans aralarında sonda kalan 3 çiftin elendiği tuhaf bir koşu yarışı var ki unutulması güç sekanslar içeriyor. Hamile, doğurdu doğuracak karısını, sırtına dayayıp koşturtmaya çalışan bir adam, kendini aşırı zorlayarak koşan şişman bir adam, orta yaşlı adam vs. Diğer yanda bu tuhaf yarıştan zevk alarak izleyebilen insanlar... Yarışma ilerledikçe işler iyice çığrından çıkıyor, bu koşular sırasında ölen adamın, seyircilere yapılan anonslarda, iyi olduğu, devam etmek istediği ama doktorların izin vermediği, sağlığın herşeyden önce geldiği söyleniyor. Diğer tarafta bir başka kadın yavaş yavaş aklını kaçırıyor.

İki saat gibi bir süre boyunca, yarışmanın yapıldığı dar alanda geçen filmde Pollack, tempoyu bir an bile düşürmeden, seyircisinin ilgisini bir an olsun kaybetmeden filmini finale kadar taşımasını biliyor. Aşırı estetize olmayan sade yönetmenliği, başarılı kurgusu ve romanın metnini incelikle kullanmasının payı bunda çok büyük...

Belki klasik Amerikan sineması alışkanlıklarıyla, film boyu özel bir vurguyla bize sunulan Gloria ve Robert'ın bir şekilde yarışmayı kazanacakları düşünülebilir.Ancak Pollack bu noktada da filminin zarar görmesini önlüyor. Film boyunca Gloria ve Robert'ı takip eden bizler de onlarla birlikte yarışmayı yarıda bırakıp, bir daha dönmemek üzere çıkıyoruz. Adeta bu 'pislik' yerden çıkıyor ve nefes alıyoruz ama bu yarışmaya defalarca katılmış olan ve bu defasında perde arkasındaki herşeyi artık iyice öğrenmiş olan Gloria için bu 'pis' mekanı terk etmek yeterli olmuyor. Rahatlayabilmesi için 'buradan' tamamen kurtulması gerektiğini iyice anlıyor...

Atları Da Vururlar, gücünü sadece politik duruşundan alan bir film değil, 40 yıl sonra bile hala sinemasal gücüyle tazeliğini koruyan ve bugün de halen geçerliliğini koruyan söylemiyle de etkisinden hiçbirşey yitirmemiş bir modern sinema klasiği....

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

İki sene evvel aynı hikayeyi ben de bir tiyatro sahnesinde izledim. Gerçekten inanılmaz bir canladırmaydı. Yazınızı okurken oyunu tekrar yaşadım. Kaleminize, yüreğinize sağlık... Teşekkürlerimle.

Tuba Özdemir 
 16.09.2009 8:23
Cevap :
Benim de çok sevdiğim bir hikaye.Yorumunuz için çok teşekkürler...  16.09.2009 14:58
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 10
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 768
Kayıt tarihi
: 05.02.08
 
 

1982 yılında İzmir'de doğdum. Halen İzmir'de yaşamaya devam ediyorum. 2007 yılında CBÜ İktisat Böl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster